ABD ve İsrail kaybetti, direnen İran halkı kazandı!
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 39 gün süren saldırısı, Trump’tan gelen “bütün bir medeniyet yok olacak” tehditlerine karşın 40. günde varılan ateşkesle şimdilik sonlandı.
Sağlanan bu ateşkesin nedeni Trump’ın gözü dönmüş tehditleri değil, İran halkının zorbalara boyun eğmeyeceğini başta Trump ve Netanyahu olmak üzere tüm dünyaya göstermesidir.
28 Şubat'tan beri hiçbir sınır tanımadan İran halkının üzerine bomba yağdıran emperyalist haydut ABD ve soykırım suçlusu İsrail açıkça yenilmiş, savaşın başında dile getirdikleri hedeflerin hiçbiri gerçekleşmemiştir.
İsrail ve ABD’nin yenilmez olduğu efsanesi bir kez daha çökmüştür. Bu, tüm dünya halkları için güzel haberdir.
Şimdi, bu haydutların insanlığın başına yeni belalar açmaması için emekçilerin tüm dünyada ayağa kalkma zamanıdır!
ABD yönetiminin dün yürürlüğe giren ateşkesi bir başarı öyküsü gibi sunmaya çalışması nafile. “Tehditlerimizden korktular” türünden açıklamalar savaşın şu ana kadarki seyrinin bize sunduğu fotoğraf ile çelişiyor.
Binlerce kişinin yaşamını yitirdiği, devasa bir yıkımın ortaya çıktığı bir savaşta kimin kazandığını, kim kaybettiğini hesaplarken çok dikkatli olmak gerektiği açık. Ancak yine de kocaman harflerle ve hiç tereddüt etmeden ABD ve İSRAİL KAYBETTİ diyebiliriz.
Bundan sonra olacaklara dair bir kehanet değil bu. NATO’nun bir anda dağılacağını, ABD’nin daha az saldırgan olacağını, İsrail’in haddini bileceğini, emperyalizmin savaşçı eğiliminin gerileyeceğini düşünmek saçma.
ABD ve İSRAİL KAYBETTİ çünkü muazzam kaynaklar kullanarak, kısa sürede gelecek bir zafer sayesinde telafi edeceklerini düşündükleri meşruiyet kaybını göze alarak başlattıkları savaşta ilan ettikleri hedeflerin hiçbirine ulaşamadılar.
Bu koşullarda o tükettikleri kaynaklar daha büyük dert haline gelir, meşruiyet kaybı iyice derinleşir.
Son bir not:
İran’ın füzelerine “teneke” diyen “güvenlik uzmanları” neredesiniz?
“İran’da devlet diye bir şey kalmamış” diyen “diplomasi erbabı” sizler de neredesiniz? İran’ın masaya koyduğu iyi düşünülmüş ve ABD ile İsrail için İran’ın füzelerinden çok daha tahrip edici taleplere baktığınızda azıcık utandınız mı?
Bugün laiklik, “yaşam tarzına karışmama” ve “hoşgörü”ye indirgenmiş durumda. Oysa böyle bir laiklik tanımı yok. Laiklik, dinsel kural ve referansların siyasal alanın ve kamu yönetiminin dışında tutulmasıdır. Başka bir laiklik tanımı yoktur, olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğünün de laiklikle bir ilgisi bulunmamaktadır. İnanç ve ibadet özgürlüğü temel insan haklarındandır, dokunulamaz.
“Kimsenin yaşam tarzına karışılmaması” ise iktidarın bir lütfu olarak önümüze konmaktadır. İnsanların yaşam tarzına karışılıp karışılmadığı çok tartışmalı bir konudur. İktidar tarafından içki ve etek giymeye daraltılan yaşam tarzı, eğitimden kamusal düzenlemelere varıncaya kadar çok geniş bir alanı ilgilendirmektedir. O geniş alanda laiklik tamamen tahrip edilmiş ama yurttaşlarımızın bir bölümüne “ne zıkkım içiyorsan iç” özgürlüğü verilmiş ve buna laiklik denmiştir!
TKP 105 YAŞINDA
Halkın aklı ve vicdanı olan partiye, TKP'ye katılın!
TKP’nin dostlarına,
Tanıdığın, destek olduğun, karanlıkta yön bulduğun, takdir ettiğin, bazen arkasında saf tuttuğun, bu toprağın partisi TKP, bugün 105 yaşında!
Köhnemiş, çürümüş eski dünyanın görülmedik bir şiddetle yıkılmaya başladığı, insanlığın ayağa kalktığı, büyük ve görkemli bir tarihsel dönemeçte kurulmuştu TKP.
Yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada ezilen, sömürülen halk tabakaları eskiye ait ne varsa yer yüzünden kazıyıp çıkarıyor, çok geniş bir coğrafyada yeni ve insana yakışır bir toplumsal düzenin temelleri atılıyordu.
Türkiye’deki devrimci hareket Ekim Devrimi’ne kardeş olmuş, aynı cepheye yerleşmişti. Emperyalizme ve onunla bir olmuş Osmanlı saltanatına, bölge gericiliğine büyük ve unutamayacağı bir tokat attık. TKP işte o günlerde doğru safta olmanın bilinç ve cesareti ile atılmıştı öne. Halkın aklı ve vicdanı oldu, o günden bugüne!
Halkımıza biçtikleri gömleği yırtıp attık. Çizdikleri sınırları tanımadık. Bize layık gördükleri toplumsal yaşantıyı kabullenmedik. Kul olmayı, mürit olmayı, kukla haline gelmeyi, zincire vurulmayı sindirmedik. Kavga ettik ve kazandık. Böylece Sosyalist Türkiye iddiamızın yeşereceği laik ve bağımsız Türkiye’ye, halkımızın akıttığı kan ve döktüğü ter ile binbir zorlukla ulaştık.
Yedikleri tokadı hiç unutmadılar. Cumhuriyeti ve yarattığı toplumu içlerine sindiremediler. İlk günden itibaren hesap vaktini beklediler. Karşı devrimci güçleri devrimin kalbine ektiler ve pusuya yatırdılar…
Bugün karşı devrim yattığı pusudan kalkalı epey oldu. Cumhuriyet, emperyalist düşmanlar kadar onlarla işbirliği içindeki holding ve tarikatların faaliyetleri ile çoktan çökertildi.
Bu sebeple, sevgili dostlarımız, sizleri 100 sene önceki gibi taşların yerli yerine oturduğu, safların belirginleşmeye başladığı bugünlerde tarihin doğru cephesinde yer almaya, vakit kaybetmeden Türkiye Komünist Partisi’ne katılmaya çağırıyoruz.
Sömürü ve eşitsizliğin olmadığı bir sistem, bağımsız ve egemen bir ülke, planlı ve devletçi bir ekonomi, laik bir toplumsal düzen…
İşte fikrine bile tahammül edemedikleri Sosyalist Cumhuriyet!
Onu savunacağız, ülkeyi yeniden böyle ayağa kaldıracağız.
Emekçi halkın aklı ve vicdanı olan TKP’nin güçlenmeye, çoğalmaya ihtiyacı var.
Örgütlenin ki,
Halkımıza ihanet edenler gün yüzü görmesin.
Örgütlenin ki,
Yedikleri tokadı 100 yıl unutamayanların hevesleri kursaklarında kalsın.
Örgütlenin ki,
Cumhuriyeti bir daha yıkılmayacak güçte, eşitlikçi bir temelde, sosyalizmle inşa edelim.
Türkiye’nin buna ihtiyacı var.
Emek vermeye, bir araya gelmeye, mücadele etmeye ihtiyacımız var.
Ve fazla vaktimiz yok!
İnsanlığın, ülkemizin, halkımızın bir geleceği olacaksa…
O geleceğin adı sosyalizmdir.
Sizi TKP saflarında geleceğe birlikte uzanmaya çağırıyoruz!
Biz emekçiler bu memleketin gerçek sahipleriyiz!
Zaferleri de, ekmeği de, toprağı da biz emekçilere ait.
Vatanımızı emperyalizmin, sermayenin ve gericilerin ellerinden geri alacağız.
30 Ağustos Zafer Bayramı'mız kutlu olsun.
asgari ücrete ara zam yapılmadı, memur/emekli maaş zamları enflasyonun altında kaldı, kamu işçisine sadaka gibi zam verildi, şimdi memur zammı toplu görüşmelerinde komik rakamlar masada. ülkenin en önemli meselesi bu soygun düzeni ama siyasette bunun dışında her şey konuşuluyor.
Yine her şeyi sınıf meselesine, emek-sermaye çelişkisine bağladık. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Huyumuzdan da utanmıyoruz. Gerçeğin üzerini örtmelerine izin vermeyeceğiz.
Hükümeti eleştirmek ve protesto etmek dışında tutuklanmıyorsunuz. Doktora saldıran adli kontrol şartıyla… Karısını döven adli kontrol şartıyla… Köpek öldüren adli kontrol şartıyla… Trafikte makas atıp ölümlü kazaya neden olan adli kontrol şartıyla… Katalog suçlar!
TÜİK’i eleştirenlere “devlet kurumlarını itibarsızlaştırma” suçlamasıyla yanıt veriliyor. Efendim devletin kurumuna neden güvenmiyormuşuz? Neden güveneceğiz? Türkiye’de şu anda piyasa ekonomisinin dümen suyunda çürümeyen hangi kurum var? Eğer itibarsa temel mesele, emekliler ve tüm emekçiler burunlarından solurken enflasyon konusunda bu açıklamayı yapabilen bir kurumun kapısına kilit asarak başlayabilirler işe.
Nilüfer belediye başkan adayımız Gülsev Dirik, Konak mahallesi pazarında seçim bildirlerimizi dağıtıp yurttaşlarla sohbet etti. Bu seçimde her pusulada #OylarTKPye
Bursa Büyükşehir belediye başkan adayımız Ayhan Keser ve Nilüfer belediye başkan adayımız Gülsev Dirik bugün İhsaniye pazarındaydı. Sohbet ettiğimiz, destek veren, 31 Mart için oy sözü veren çok sayıda yurttaşımızdan aldığımız güçle zübüklerin yakasına yapışacağız. #OylarTKPye
Bursa Büyükşehir belediye başkan adayımız Ayhan Keser ve Nilüfer belediye başkan adayımız Gülsev Dirik ile Görükle pazarındaydık. Ranta, yağmaya, talana son vermek için #OylarTKPye