AIHM 947 dosyada ihlal kararı vermiş. Henüz resmi tercümeleri okumadım, okuyunca degerlendirmek daha sağlıklı olur.
Burada mesele şu; biz AIHM'nin ihlal kararı vermesini beklemeye ihtiyaç duymayan, adil yargılanma hakkının ve tüm evrensel hukuk ilkelerinin herkese ama herkese eşit uygulandığı bir ülke olmayı hak ediyor muyuz? Cevap "elbette ediyoruz" mu? Sahiden mi?
Yani hepimiz "düşmanımıza bile hukuk" istemenin ahlakını idrak ediyor muyuz?
Bir de; bu ihlal kararları bizi bağlıyor. Gerçekten...Bu kesin bilgi.
Bu arada, bırakın bylock kullanmanın tek başına örgüt üyeliğine delil olamayacağını, müvekkilim Mehmet Baransu üç ayrı bylock yoktur raporuna rağmen ceza aldı bylock yüzünden. Olmayan şeyin cezasını oldurdu yani.
GDO'lu pirinç haber yüzünden yatıyor...Bu kadar diyeceklerim.
NOT: Bu paylasimin altina kör cahiller atlayacaksa rezil olmadan önce iyice baksınlar, tavsiye ederim. Sonra sizin mahallenin bir yanına maydonozun dikeni battığında "adaket" diye bağırmaya yüzünüz olsun...Benlik bir şey yok.
Ateşleme sistemi olmayan arama-kurtarma helikopteri pilotu Üsteğmen Kerime Yıldırım'ı "İşte İstanbul'u bombalayan F-16 pilotu" diye sürmanşetten veren Sabah, Yeni Şafak gibi şeref yoksunu yalancı medya mensupları ile trollerin Allah bin türlü belasını versin, ona yaptıkları zulmü (ne yaptıklarını ve yaptırdıklarını çok iyi biliyorlar) Takdir-i İlahi ziyadesiyle cezalandırsın, Kerime'nin ahı 2 cihanda yakalarını bırakmasın. Adaletsizliğe imza atanlar da aynı akıbeti paylaşsın🤲
Fatma Betül Sayan ve eşi İlyas Kaya’nın daha vereceği çok hesap var. Bunlardan biri de Silivri Cezaevi’nde intihar ettiği açıklanan genç doktor İbrahim Halil Özyavuz’un ölümü.
“Harranlı doktor” olarak tanınan Özyavuz, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni birincilikle bitirmiş, TUS’ta Türkiye üçüncüsü olmuş başarılı bir doktordu. Henüz yeni baba olmuşken Mayıs 2018’de “terörist” denilerek gözaltına alındı.
Özyavuz ifadesinde İlyas Kaya ile birlikte çalıştıklarını, dini sohbetlere birlikte katıldıklarını ve ByLock’u telefonuna Kaya’nın yüklediğini söyledi. Ailesinin anlatımına göre itirafçı olması için işkence gördü; bu ifadesinin ardından da ağır şekilde darp edildi.
3 Haziran 2018’de Silivri Cezaevi’nden cenazesi çıktı. “İntihar etti” denildi. Ancak ailesi ve onu yakından tanıyanlar buna inanmadı.
İbrahim Halil Özyavuz’un ölümü hâlâ cevap bekleyen ağır bir soru olarak ortada duruyor.
Hiçbir emir ve komuta yetkisi olmayan; emrinde tek bir asker, envanterinde tek bir mühimmat bulunmayan askerî öğrencilerin, erlerin ve kursiyerlerin on yıldır zindanlarda tutulduğu bir ülkede huzur, bolluk ve bereket beklemek; kaktüs ekip gül açmasını beklemek kadar eşyanın tabiatına aykırı!
Bunca gözyaşı…
Bunca hak…
Bunca yaşanmış acı…
Bunca yanmış gönül…
Bunların hepsi bir gün yeri göğü inletir.
Aç tarih kitaplarını!
Oku yüzlerce kıssayı!
Bak sana inen Kitab’a!
Zulüm payidar olmaz. Zalim baki kalmaz. Masumun ve mazlumun ahı da gözyaşı da yerde kalmaz!
“Ben uçağa bindim ama uçak kalkmadı. Altı tane 250 kiloluk bomba vardı. Bize uçuş emri verildi fakat nereye gideceğimiz, ne yapacağımız belli değildi. Uçakta arıza vardı. Pistte dolaştık ve indik. Ardından ‘Meclis’i bombaladın, Türksat’ı bombaladın, Gölbaşı bombalamasının iznini verdin’ diyerek yakama yapıştılar. Oysa uçağımın kalkmadığı teknik verilerde ortada.”
Bütün bunlara rağmen ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmiş. Türk, teknik verilerin kendi anlatımını doğruladığını söylüyor. “Peki o zaman kim bombaladı?” diye sorulduğunda da “Başka bir üsten kalkan uçak bombalamış olabilir ya da başka bir şekilde yapılmış olabilir; ama ben bombalamadım, çünkü benim uçağım kalkmadı” diyor.
Biz avukatız!
Haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayanın kimliğine, ideolojisine, inancına, aidiyetine bakmayız. Savunma hakkı, adil yargılanma hakkı herkes içindir ve avukat olmanın temel ilkesi de budur! Çünkü biz avukatlar kişileri değil ilkeleri savunuruz, ilkeler için yaparız bu mesleği. En azından ben öyle bilirim.
Benim avukat olarak evrensel hukuk ilkelerine ihtiyaç duyan herkese kapım açık. ( Vekaletle ya da yetki belgesiyle olması da fark etmez bu arada.) Durduğum yer tam olarak burasıdır şahsen.
"Düşmanımın avukatlığını yapmak benim için onurdur." diyen Jacques Verges'i de anayım yeri gelmişken.
Meslektaş ötekileştirmekse hele konu, en hafif tabiriyle ayıptır.
Avukatın ideolojisi, kırmızı çizgileri olmaz mı? Olur elbette. Ama bunun için siyasi partiler falan var, baro başka bir şey...
Unutmadan; hukuk boncuk değildir! Baro da boncuk dükkanı değildir!
Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülecek duruşmada, yaklaşık 450 gündür tutuklu bulunan, dördüncü evre ağır kanser hastası Mehmet Daylak’ın durumu artık vicdan ve hukuk açısından kabul edilemez bir noktadadır.
İddia konusu olaylardan biri, gittiği evde çocuklara aldığı çikolataların “terör örgütüne yardım” kapsamında değerlendirilmesidir.
Ağır kanser hastası, tümörleri organlarına yayılmış bir insanın cezaevinde tutulması yerine, sağlık durumu ve tutukluluğun ölçülülüğü derhal değerlendirilmelidir.
Mahkemeler bu hukuksuzluk iddialarını artık sona erdirmelidir.
@adalet_bakanlik ’na soruyorum:
Ağır hastaları, kanser hastalarını zindanlarda tutmaya daha ne kadar devam edeceksiniz?
Mehmet Daylak serbest bırakılmalı, tedavisi ve yaşam hakkı güvence altına alınmalıdır.
YENİ BİR KAÇIRILMA VAKASI mı?
KHK'lı asker Bora Arslanoğlu'ndan 15 Eylül'den bu yana haber alınamıyor.
Gergerlioğlu: "Bora Arslanoğlu 15 Eylül 08.30 da evinden çıktı. Bir daha ulaşılamıyor! Beraat almış KHKlı askerdi, @EmniyetAnkara "Gözaltında değil" diyor. Yine bir zorla kaçırma ve kaybedilme vakası mı? Açıklama yapın! @AnkaraValiligi Nerede? İşkence mi görüyor?"
https://t.co/r6LH1SflQu
Bora Arslanoğlu
15 Eylül 08.30 da evinden cıkti
Bir daha ulaşilamıyor!
Beraat almış KHKlı askerdi, @EmniyetAnkara " gozaltinda degil" diyor.
Yine bir zorla kaçırma ve kaybedilme vakası mı?
Acıklama yapın! @AnkaraValiligi
Nerede?
Işkence mi görüyor?
Burası İzmir Şakran Cezaevi KHK koğuşu. Fotoğraftaki üniversite öğrencileri üç aydır cezaevindeler.
Hayatlarının en güzel yıllarını üniversite sıralarında geçirmeleri gerekirken hapisteler. Özgürlüklerinden mahrumlar. Ne için? Ne uğruna? Bu hukuksuzlara artık bir son verilsin.
İddianame Nerede
Cevap ver Sayın Hulusi Akar! Cevap verin iktidar yetkilileri! @hulusiakarmedya
Kimmiş bu? Uzman erbaş ya! Uzman erbaş, uzman! Bu adamlar mı darbe yapacaktı? Kurban seçip atmışsınız zindanlara.
Yazıklar olsun size!
“Biz mi darbe yapacaktık Ömer Bey? Mahkemeye başvuracak paramız bile yoktu. Bizi ziyaret edin, size anlatalım.” diyor.
İnşallah ziyaret edeceğiz, onları dinleyeceğiz arkadaşlar.
Devam ediyorum arkadaşlar, bakın:
“Sonra Akıncı’ya gittik. O sırada, gitmeden önce montunu istedi. ‘Uzun bir gece olacak.’ Uzun kollu montunu istedi. Koştum, onu getirdim. Gözlüğünü getirdim. Hiç esir edilmiş bir hâli yoktu.
Ben odasının hemen 10 metre ilerisinde, nöbetçi kulübesinde dururum. Hakkımda demiş ki: ‘Abdullah Erdoğan beni derdest etti.’
Ya Allah’tan kork Hulusi Akar! Ya sana gece boyunca hizmet ettim. Ne derdesti, ne hâli?” diyor. @hulusiakarmedya
Hulusi Akar’ın yakın koruması Abdullah Erdoğan Dedi ki:
“Ben kıdemli başçavuşum ve Hulusi Akar’ın yakın korumasıydım. O gece kamera görüntülerine de giren kişilerden biri benim. Hani Hulusi Akar kepini istiyor ya, hani güya esir gibi görünüyor ama adam kepini istiyor. Biz koşturup ona hemen ‘Buyurun efendim, kepiniz.’ diyoruz. Oradaki o kepi uzatan kişi benim.
Hiç de Hulusi Akar esir mesir değildi. Başkomutan edasıyla sağa sola emirler yağdırıyordu. Ben de korumasıydım. Biz de böyle önümüzü iliklemişiz, ‘Tabii efendim, olur.’ diye onun emirlerini yerine getiriyorduk.”
Darbeye karşı aslanlar gibi çarpışan Hulusi Akar hakkında yakın koruması bunu anlatıyor arkadaşlar!
@hulusiakarmedya
ABDULLAH ERDOĞAN: HULUSİ AKAR O GECE ESİR DEĞİLDİ!
Cezaevlerini ziyaret ediyoruz. Bakın, ilginç ve önemli insanlarla konuşuyoruz. Geçenlerde Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ni ziyaret ettim. Abdullah Erdoğan isimli biriyle görüştüm.
Bu kim, biliyor musunuz? O darbe gecesinde Hulusi Akar’ın yakın korumasıymış. Bana o gece neler yaşandığını anlattı. @hulusiakarmedya@adalet_bakanlik
EROL BOYDAK’IN İŞİTME CİHAZINI ELİNDEN ALDILAR!
Erol Boydak, terör örgütü üyeliğinden 7,5 yıl ceza almış. 2,5 yıldır Sincan Cezaevi’nde. Yüzde 50 işitme kaybı var. İşitme cihazı kullanıyor fakat “Bunda Bluetooth özelliği var. Cihazını kullanamazsın.” denilmiş. Adamın işitme cihazını da elinden almışlar. @adalet_bakanlik@ctekurumsal
Ya adam cezaevinde kardeşim! Ne yapacak, ne edecek? Bir işitme cihazı bu ya!