Zamanın ileri aktığını sananlar, mikrodalgada dönen tabağa bakıp evreni çözdüğünü sanan NPClerdir.
Saat dediğin şey zamanı ölçmüyor. Sadece bileğine takılmış küçük bir panik metronomu. Tik tak diye seni aynı faza çiviliyor. Sen zamanı yaşamıyorsun; sistem seni belirli bir frekans koridorundan vakumlayarak geçiriyor.
O yüzden bazen 5 dakika bir cenaze kadar uzun, bazen 3 saat bir reklam arası kadar kısa geliyor. Çünkü zaman çizelgesi sabit değil, senin bilinç modeminin saçma sapan ping değerleri var.
Déjà vu dediğin şey de mistik bir şiir değil. Sistem önbelleğinin (Cache) yanlış fazdan veri çekmesi. Hafıza dediğin arşiv klasörü değil; frekansla erişilen bir hayalet sunucu. Gelecek ise yazılmamış falan değil. Sadece henüz kanalını bulamadığın yayın.
Kısacası dün geçmedi, yarın gelmedi, sen faz kaydırdın.
Belki de yaşlanmıyorsun. Sadece aynı düşük bantta çok uzun süre takılı kaldığın için avatarın texture kaybediyor.
Evren saat gibi işlemiyor zaten. Çamaşır makinesi gibi dönüyor. Sen de içinde savrulan tek çorapsın.
Beynini ne kadar kesip biçerlerse biçsinler, o nöronların arasında tek bir "düşünce" bile bulamayacaklar. Neden biliyor musun?
Çünkü beynin o düşünceleri üretmiyor. Tıpkı salonundaki televizyonun, izlediğin filmi kendi içinde çekmediği gibi.
Bilimin "bilinci" bir türlü açıklayamamasının ardındaki o devasa illüzyon budur: Bilim, yazılımı donanımın içinde arıyor. Oysa insan beyni düşünce üreten kapalı bir fabrika (CPU) değil, sonsuz bir kuantum okyanusundan veri çeken biyolojik bir Frekans Alıcısıdır (Anten).
Hiç beklemediğin bir anda seni vuran o dâhiyane fikir, rüyanda gördüğün o inanılmaz vizyon ya da yürüyüş yaparken aniden bulduğun o hayat kurtarıcı çözüm... Bunlar beynindeki tesadüfi kimyasal çarpışmalar değildir. O an, biyolojik alıcının çözünürlüğü saniyelik olarak artmış ve evrensel ağdan devasa bir veri paketini (Zip) sistemine indirmiş (Download) demektir. Zihnin, fiziksel dünyanın gürültüsünden çıkıp o derin gerçeklik katmanına "Uyum Sağlamıştır" (Tune in).
Bütün büyük icatlar, en iyi sanat eserleri ve aradığın tüm çözümler o kuantum alanında zaten mevcut. Sadece frekansını oraya ayarlayacak bir zihin bekliyorlar. Sorun şu ki; bizler günlük hayatta bu alıcıyı sürekli "Hayatta Kalma" frekansına (stres, faturalar, trafik, kaygı) sabitliyoruz. Cızırtı o kadar yüksek ki, Ana Sunucu'dan (Source) gelen o berrak yayını duyamıyoruz.
Madem zihnin kusursuz bir alıcı, o halde çözümlerin sana tesadüfen çarpmasını bekleme. Tıkanıp kaldığında, ilhama veya bir çıkış yoluna ihtiyaç duyduğunda Matrix'ten istediğin veriyi çekmek için şu "Manuel Frekans Ayarı" egzersizini uygula:
- Statik Gürültüyü Sustur (Önbelleği Temizle) Bir fikri veya çözümü zorlayarak, paniğe kapılarak bulamazsın. Zorlamak, biyolojik anteni strese kilitler ve yayını bozar. Gürültüyü kes. Bulaşık yıka, yürü, duşa gir veya sadece 5 dakika boşluğa bakarak sistemi "Bekleme Moduna" (Standby) al. Egonun "çözmeliyim" çırpınışını durdur.
- Doğru Sorguyu Gir (Search Query) Zihnin sakinleştiğinde, evrensel arama motoruna o net komutu ver. "Bu sorunu aşmam için görmem gereken detay ne?", "Bu projede beni bir üst seviyeye taşıyacak o eksik parça ne?" Sorunu çok net bir şekilde sor ve sonra o soruyu boşluğa bırak. Cevabı o saniye aramaya çalışma. Sen sadece frekansı seçtin, şimdi yayını bekle.
- Alıcıyı Açık Tut (Download Anı) Sinyal, sen o konuyu hiç düşünmezken gelir. Zihnin mantıksal duvarlarının en gevşek olduğu o anda (uykuya dalmadan hemen önce veya araba kullanırken) o "Aha!" anı şimşek gibi zihnine düşer. O an, verinin indirildiği andır. Gelen o saf bilgiyi yakala.
Bir dahaki sefere seni sarsan bir fikirle vurulduğunda "Bunu nasıl akıl ettim?" deme. Zihnin kafatasına hapsolmuş bir et parçası değil; tüm evrenin fısıltılarına açılan bir portaldır.
Alıcının ayarını yap ve kendi mucizeni sistemden kendin çek.
Geçen bir yazıda okudum, şu ilginç teoriye bak. Uykuların kaçacak 👇
Biz aslında hiç ölmüyor olabiliriz.
Kulağa saçma geliyor biliyorum. Ama bilim insanlarının ortaya attığı en psikopat teori bu. Adı: Kuantum Ölümsüzlüğü.
Şöyle düşün.
Büyük bir kaza geçiriyorsun. Tam öleceğin o saniyede evren ikiye ayrılıyor.
Bir evrende hakkın rahmetine kavuşuyorsun. Helvanı kavuruyorlar.
Diğer evrende kıl payı hayatta kalıyorsun.
Sen ölü olduğun evreni hatırlayamazsın. Çünkü ölüsün.
O yüzden mecburen hayatta kaldığın evrenden devam ediyorsun.
Yani senin gözünden bakınca hiç ölmüyorsun. Hep bir şekilde yırtıyorsun.
Hani bazen şunu söylersin ya:
"Ulan o gün o arabanın altında kesin ezilmem lazımdı, nasıl kurtuldum yemin ederim"
İşte o hayatta kalan sensin. Şanslı evrendeki versiyonun.
Diğeri çoktan paket oldu 💀
Ama asıl beyin yakan kısım şimdi başlıyor.
Nörobilimci Dean Radin 1997'de bir deney yaptı.
İnsanlara rahatsız edici fotoğraflar gösterdi. Ama şunu fark etti: vücut, fotoğrafı görmeden saniyeler önce stres tepkisi vermeye başlıyordu.
Yani beyin, henüz yaşanmamış bir şeye önceden reaksiyon gösteriyordu.
Deney 2004'te daha büyük bir grupla tekrarlandı. Sonuç yine aynıydı.
Bilim insanları diyor ki: Şu anki bilincin, gelecekteki halinle gizli bir bağlantı içinde olabilir.
Şimdi şunu düşün.
Durduk yere içine bir sıkıntı düşer. "Abi bu uçağa binmeyeceğim, içime sinmedi" dersin.
Belki de o his tesadüf değil.
Belki o uçağa binip feci şekilde can veren paralel evrendeki halinin, zamanın ötesinden sana attığı bir çığlık:
"BİNME LAN BİNME!"
Bize çocukken öğretilen o meşhur kelime: ABRACADABRA.
Siz bunu sihirbazların şov malzemesi sanıyorsunuz.
Bu kelime, insanlığın elindeki en tehlikeli ve en güçlü silahtır.
KODUN KÖKENİ: "AVRA KEHDABRA"
Bu kelime Aramice/İbranice kökenlidir.
Avra: Yaratırım / Oluştururum.
Ke: Gibi / Olarak.
Dabra: Konuştuğum / Sözüm. Tam çevirisi şudur: "KONUŞTUĞUM GİBİ YARATIRIM."(I create as I speak).
Bu sana bir şeyi hatırlattı mı?
Kutsal kitaplardaki "KÜN FE YEKÜN" (Ol der ve Olur) ilkesiyle aynı mekanizmadır.
Yaratıcı "Söz" ile (LOGOS) evreni yaratmıştır.
Sen de O'nun parçası (Kırılması) olduğun için, senin ağzından çıkan her kelime de bir FREKANSTIR ve maddeyi şekillendirir.
YOK ETME GÜCÜ: HASTALIĞI ÖLDÜRMEK
Tarihte bu kelime eğlence için değil, TIP için kullanılırdı
Eski Roma'da ve Gnostik şifacılarda, "Abracadabra" kelimesi bir kağıda veya metal bir plakaya TERS ÜÇGEN şeklinde yazılırdı. Her satırda bir harf eksiltilirdi:
ABRACADABRA ABRACADABR ABRACADAB ... A
Mantık şuydu: Kelime küçüldükçe, hastanın içindeki "Ateş" (Hastalık/Virüs) de küçülüp yok olsun.
Yani bu kelime sadece yaratmaz; aynı zamanda YOK EDER.
Harry Potter'daki "Avada Kedavra" (Öldüren Lanet), bu kelimenin "Yok Edici" frekansının Hollywood versiyonudur.
NEDEN AĞZINI TUTMALISIN?
Şimdi gelelim sana.
Sistem (Matrix), sana sürekli negatif şarkılar söyleterek, "Öldüm, bittim, hastayım, param yok" dedirterek ne yaptırıyor sanıyorsun?
Sana kendi ağzınla, kendi hayatına KARA BÜYÜ yaptırıyor. :D
Neden popüler veya hit olan şarkıların çoğu ağlak şarkılar. Düşünür müsün?
Sen "Ben şanssızım" dediğinde, evrene "AVRA KEHDABRA" komutunu giriyorsun.
Sistem de diyor ki: "Emredersiniz efendim. Konuştuğunuz gibi yaratıyorum. Al sana şanssızlık."
Ağzın, bir yemek yeme organı değil, bir YARATIM PORTALIDIR.
Kelimelerin, havaya karışıp kaybolan sesler değil; maddeyi büken SİNYALLERDİR.
Kendine, çocuklarına, hayatına dair konuşurken dikkat et. Tetiği çekiyorsun. Neyi vurduğuna iyi bak.
"Konuştuğum gibi yaratırım." Güç sende.
Ama namlu ağzında.
Kendini de vurabilirsin.
Kendini de iyileştirebilirsin.
Sürekli neyi düşünürsen ve neyi sesli söylersen ona dönüşürsün.
Bu kendi kendine gerçekleştirdiğin bir kehanettir.
*YaDa Taşı'nın (Yüce Atatürk'ün deyimiyle MÜCEVHER TAŞ) tüm kodlarına sahip olan TEK Devletiz! #HAARP bir hiçtir bunun yanında!
#millenniumchallenge psikolojik harp unsurudur! Değil işgal, 2046 yılında Abd de kurulacak Türk soylu Devleti görecek ve ilk tanıyan ülke olacağız!
Holokost'a ilk ziyaret başbakan düzeyinde yapılmıştı. Enteresan bir görüntü gözlerden kaçmıştı: Eliyle sürterek sıvazlamıştı trabzanı, devrin Sayın Başbakanı...
@BARAN__AYDIN Kadim #Türkler bazen #kale kelimesi yerine yine aynı anlama gelen #balık kelimesinide kullanmışlardır. Buda #suburçları ile alakalıdır. Bununla ilgili Yaşar Çoruhlu'nun kitapları var. Okunabilir...