Haniye için ilan edilen yas sonrası, Ece Üner’in konuşması tekrar gündeme geldi:
"Niye yas ilan ediyorum ben diye sormak istiyorum hala sorabiliyorken."
@eceuner12
30 yıllık makam araçlı forslu boş adam bürokrasisi politikasının sonucudur bu. Sözde 30 Senedir destekliyorsun ama adamların güvenli liman olarak gördüğü ülke yine Rusya oluyor. Haksız da değildir Gagavuzlar. Niye mi? Gelin anlatayım. Çayı koyun ve yaslanın arkanıza...
1-Gagavuzları o topraklara yerleştiren Rusya'dır. Oranın adı da tarihte Gagavuzya değildi. Bucak idi. Kırım Tatarlarının bir kolu olan ve Kırım yarımadası dışında yaşayan koyun tüccarlığı ve köle ticareti ile geçinen Nogay Türklerinin yaşadığı Bucak bölgesinin adı oraya Gagavuzlar getirilince de Bucak olarak kaldı. Hala da çoğu Gagavuz oraya Bucak der.
2-1800'lerde bölgeyi Osmanlı'dan alan Rusya, Nogayları Bucak steplerinden atıp, Dobruca ve Ankara steplerine sürüp onların vatanını Gagavuzlara vermek için Balkanlar'da tellallar tutup hristiyan çiftçileri çağırıp yerleştirerek Gagavuzlara böylece yurt verir ve böylece Rusya, Trakya civarının tüm Türk Hristiyanlarını topladığı o topraklarda Gagavuzya bölgesini kuran güçtür.
Ankara'ya sürülen Nogayların (Adnan Oktar'ın köyü dahil) bir kısmının geride bıraktığı vatanıdır oraları. 2-Türkiye, Gagavuzya için sadece aynı dili konuştuğu ve arada TV programları ve YouTuberlar geldiğinde "aaa sizler de bizim gibi konuşaysınız" dedikleri bir ilgi merkezidir ama sadece algı ve ilgide kalmaktadır bu. Etki ve eyleme ge-çe-me-mek-te-dir. Çünkü şu ana dek dostlar alışta verişte görsün tarzı kültürel çalışmalardan öteye gidilmemiştir. Bosna'ya iftar çadırı, Sırbistan'a fabrika kuran zihniyet Gagavuzya'ya ne yapsın...
3-Gagavuzya'da halkın dil sebebiyle algı ve ilgisi Türkiye'ye iken etki ve eylemin yönü daima Rusya'ya yöneliktir. Kiliseleri için bile para 2/3 oranında Rusya'dan gelir. Her Gagavuz ailesinin ya çocuğu ya beyi Rusya'da çalışır. Evlerde Rus kanalları izlenir, Oleg Gazmanov, Alla Pugaçeva, Beli Orel, Valeri Meladze dinler ve Rus müzikleriyle dem olurlar. Pyatnitsa korosu Kuban Kosak korosu veya Kızılordu korosu hele ki Katyuşa şarkısını söylerken yaşlılar gözyaşlarını tutamaz. Rusya bir şeyi yapın derse yapar, yapmayın derse yapmazlar. Çünkü son iki yüzyıllık tarihi ve siyasi kodları buna göredir. Ürettikleri şarapları da peynirleri de Rusya'ya gider. Batı Trakya Türklerinin gözleri nasıl Türkiye'ye dönükse onların da gözleri Rusya'ya dönüktür ve bu da gayet doğaldır. Pek tabii ki Türk dizileri (diriliş kuruluşu kast etmiyorum) orada tutuyor. Hele kültürleri ve coğrafyaları ile bağ kurdukları Muhteşem Yüzyıl gibi diziler özellikle ilgi görmüştü... Ama hepsi bu...
4-Türkiye onlar için şaraplarını bile satamadıkları ama TİKA ve Yunus Emre enstitüsü şubelerinde 5-10 kişinin kurslarda kahvesini içip çanak çömlek yapıp vakit geçirip 600 Euro kadar da maaş aldığı bir ülkedir. Ortalama bir Gagavuz yaşlısı ile konuşursanız o güzel ve tatlı aksanın altında bir anda sizi şoke eden "bizim aslımız Grekmiş ama dilimiz böyleymiş n'apalım" diyerek adeta dillerinden bile utanırlar. Utanmıyorum gururla Gagavuzum diyenini görürseniz bilin ki ya Türkiye'de konferanslara çağrılan biridir ya da orada bir yetkili. O gururun da bir hududu vardır ve o da Rusya'nın izin verdiği yere kadardır. Ayrıca belirteyim gurur murur değil yaşam gailesinde bir millettir. Millet de değil, toplumdur aslında. Zaten kendileri de kendi toplumları için "topluş" demektedir ki aslında olan budur.
Gençlere gelelim. Gençler giderek ve tüm çabalara rağmen daha az Gagavuzca konuşmaktadır. Orada görüştüğüm gençlerin %90'ı şu kafada idi "abi bu bir yerel dil, köy dili, dünyaya bu dille açılamazsın bilim, medya, dünya bu dili konuşmuyor" diyorlardı ve bu dil derken Türkçeyi değil Gagavuz Türkçesini kastediyorlardı. Grameri farklı, fiili başa konan bu ağzı konuşan biri Türkçeyi anlar ve konuşur ancak bu dille bırakın bilimi, edebiyat üretmesi bile haliyle zordur zira kelime bilgileri, 25 köyden ibaret bir toplumun kelimeleri kadardır ve çoğu bilimsel, diplomatik ve ihtiyaç duyulan çağdaş kelimeyi Türkçe'den değil Rusça'dan ikame ederler.
Rusça veya İngilizce bilip dünyaya açılmak istemeleri de bu yüzdendir. Rusya, zaten onlar için başlı başına bir dünyadır... ait oldukları gerçek dünya... Biz onları zorlamadık, kovmadık da ama Rusya çağırdı ve toprak verdi. Osmanlı döneminde belki bilmezsiniz ama Hristiyanlar Balkanlarda genelde toprak sahibi değillerdi. Toprakları olan da az miktar toprağa sahipti. Toprak, fetih hakkı gereği Müslümanlarda idi ve Hristiyanların çoğu Müslümanların arazisini veya vakıf arazilerini ekerdi. Gagavuzlar da Trakya gibi dümdüz verimli bir coğrafyada yaşarken çok fazla toprakları yoktu ve haliyle soğuk ve düz, kısmen bataklık Bucak topraklarına Rusya baba tarafından çağırıldıklarında sevine sevine gittiler.
5-Bir de ifade etmek gerekir ki hani diyorlar ya yüzyıllardır dinlerine rağmen asimile olmadan Türk kalabilmiş bir toplum falan, işte bu da Duygusallık gazıyla gerçekten uzak bir uydurmadır. Her zaman söylüyorum. T��rkler, bilimi duygusal yaptıklarında olmuyor, batırıyorlar. Duygusallık ve rakı masası hümanizmi ile dönmüyor dünya. Fazla duygusallık ya kadın ya da vatan kaybettirir. :) Magazin ve edebiyat cümleleriyle gerçekleri karıştırmayın.
Gagavuzların nüfusu, artmıyor aksine bir kısmı Rusya'yı diğer kısmı Avrupa'yı beslerken merkez topraklarında ise hızla azalıyor. Bir nüfusu besleyen bir diğer nüfus olgusu vardır ve az sayıda coğrafyacı bunu bilir. Zira etno kültürel bir konudur bu. 200 senedir nüfusları neredeyse aynıdır ve bir Gagavuz ailesi 1950'lere dek genelde 5-7 çocuklu olmuştur. 1810'larda bölgenin Rusya'ya geçmesi ve buraya çiftçi olarak çağrılan Gagavuzların, Bulgarların, Alman ve Arnavut Hristiyan yerleşimcilerin sayısı 17 bin aile idi ve 15 bini Gagavuz aileleri idi. Bu da o dönemde mevcut altı yedi kişilik ailelere göre 100 bin eden bir rakamdır. Gariptir ki Gagavuzların tarihte nüfusları hep 5-7 çocuk arasında olmuş ve geçen 200 senede nüfusları ve ölüm oranı hesap edildiğinde 18 ila 24 kat artması gerekirken ancak 1,5 kat artabilmiş. Peki onca doğan çocuk nereye gitti? Hepsi Rusya'da asimile oldular.
Şu ana dek Gagavuz nüfusunun %90 kadarı Vladivostok'tan İrkutsk'a, Moskova'ya, Rostov'a, Sen Petersburg'a dek uzanan engin Rus coğrafyasındaki Rus halkıyla karışmıştır. İnanmak istemeyen olursa Mançurya sınırına yakın Çita kasabasına bakabilir. Orada sadece Gagavuzya kütüğüne kayıtlı 120 aile yaşar ve biri bile Türkçe bilmez zira 1900 başlarında giden kimselerdir. Yekaterinburg'da 100 kadar aile, Omsk'da 50, Tyumen'de 500 aile, Kazan, Ufa, Şubaşkar gibi Ural batısı bölgede 350 aile, Rostov-Soçi arasında 1500'den fazla aile. Tüm Rusya'da resmen 15 bin, gayrıresmi ise (Çoğu Rus olarak kendisini kaydettirmiş ama ana dil kısmında kendilerini belli eden) 122 bin Gagavuz YAŞLISI vardır ve gençlerin bunlardan çok daha fazla olduğunu, bir o kadarının da istatistiklerde artık Rusçalaşan dillerinden dolayı görünmediğini düşünürseniz rakam korkunç derecede büyüktür. Bu toplumun Ukrayna'da ve Kazakistan'da yaşayan daha ufak kısımları da Ruslarla iç içe ve asimile haldedir.
6-Yerinden kımıldama gücü olmayan ve yarı bataklık yarı step, verimi düşük Bucak topraklarına Gagavuzya diyen bu zavallı masum halk da yaşadığı yerden ayrılma gücü olmadığı için kalabildi. Zaten ilk geldiklerinde dedelerinin pişman olduklarını eski kuşaklar söylemiş ve şarkılarda bir süre bu Trakya özlemini yaşatmışlar. Bayburt'un Demirözü ilçesindeki biri, Demirözü'nde neden kalıyorsa bir Gagavuz için de Gagavuzya'da kalmanın manası odur.
👇Soçi'de dondurma satan Sergey Uzun ve oğlu Nikita ile konuşursanız size "yaw Gagavuzya ne ki orası köy... mezarlarımız orada ama bizim için hayat Rusya'dadır" diyecektir. Moskova'da sürücü okulu işleten Valeria Balaban ile de konuşursanız Rusya bağımsız olun derse bağımsız oluruz kafasındadırlar. Zaten Moldova'da Transnistria gibi tepeden tırnağa silahlı ve yerin altı Rus kimyasal silahlarının depo edildiği garip ve uzunlamasına bir Rus kurtarılmış bölgesi varken Gagavuzların Rus askerini Rusya'dan beklemesi de gerekmiyor. Az ötedeler zaten ve Moldova birkaç saatte Rus ordusuna geçecek kadar zayıf bir orduya ve engebeli arazisi ile savunması pek zayıf bir rölyefe sahiptir. Alınması kolay, savunulması zordur.
Sizler aslında Ukrayna'ya bakarken Moldova'nın yarın işgal edileceğini görmenizi isterim. Gagavuzya hakkında kurt bayraklı Turancı hayalleri dinlemek güzel ama reel politikte gerçekler konuşur. Ayrıca Gagavuzya kurt bayraklı o bayrağı kullanmamaktadır. Üç yıldızlı Rus bayrağı renkleri ile donatılmış bir bayrakları vardır. Bayraktaki kırmızı ve mavinin, sarının renk kodu bile (bayraklardaki renkler detaylamasına bir renk koduna sahiptir) Rus bayrağındaki renk koduyla aynıdır. İsteyen araştırabilir.
Bin yıllık ülkemizin Gagavuzya politikası (ki böyle bir şey Aydaki atmosfer gibidir) Rusya'nın politikası ile çelişmemek üzerine kuruludur. Moldova'nın toprak bütünlüğü içerisinde olsun, Rusya her zamanki gibi baba olsun biz de yandan arada gidip sevelim mantığıdır. Hülasa O coğrafyada Rusya'dan rol çalmak asla düşünmediğimiz bir şeydir. Yüce Devletimiz, ali başkomandantımız, bilge liderlerimiz de bunu istememektedir zaten. Biliyorsunuz Rusya'ya gittiğimizde Putin'in kapısında beklerken ne kadar mağrur ve gururlu duran bir duruşları vardı. Bu durumda kime racon kesip kimin mıntıkasında neye göre politika yaptığınız önemlidir.
Gagavuzya politikasının "kime göre" yapılacağı önemli değildir. Kiminle çelişmiyor olması önemlidir ve sorunun cevabı Rusya'dır.
Ortada bir Gagavuz milleti olduğunu da sanmayın. Millet değil milletleşme aşamalarını hiç yaşamamış kırsal ve masum bir toplumdur orası. Zaten kendilerine de topluş derler demiştik ki ikinci kez diyoruz. Millet kelimesi onların bildiği bir literatür değildir. Milli gurur falan da ciddi manada yoktur. Gardı düşük, kendi halinde kırsal bir toplumdur onlar. Bir Hintlinin İngilize karşı gardı neyse onların da Ruslara karşı bakışı odur. Hayranlıkla karışık bir aidiyet duygusu... Hindistan en azından 70 senede bir milli gurur inşa edebildi az çok ama Gagavuzya bu açıdan ergen noktada bile değil, bebek dahi değildir. Gagavuzların asıl vatanı, Çorlu'dan başlayıp Varna'ya dek uzanan son derece büyük ve dağınık bir bölgedir esasen... Ama asıl ana vatanları Trakya'dır. Şimdiki toprakları ise bence makul seçilmiş ve anavatanlarına en yakın ve en toplu halde yaşadıkları bir bölgedir. Rusya'nın sayılı hayırlı işinden biridir onlara bu bölgeleri vermek... Vladivostok'u verseydi ne yapacaktık? Seul Aktarmalı giderdik işte..
Rusya'daki onlarca muhtar bölge gibi bir yerdir Gagavuzya. Bakmayın Moldova'da olduğuna TV kanalları Rusya'ya dönüktür. Adige özerk bölgesi ne ise Gagavuz yeri özerk bölgesi de odur. Abhazya kadar bile milli şuur henüz oluşmamıştır ki Abhazya tepeden tırnağa silahlı bir savaş makinesi haline getirilmişti bağımsız olurken. Gagavuzya'nın ise doğru dürüst silahı yoktur ve gerçekte, Rusya'nın bir köyüdür. Tüm üretimi, tüm ambarları, Rusya'nın bir iki silosunu ancak dolduracak bir yerdir. Baştan aşağı mamur etseniz bile doğal kaynakları ile gelişimini destekleyecek bir rezerv ve üretim gücüne ve hatta üretim geleneğine de sahip değildirler. Enerji açısından tamamen bağımlıdırlar ve o bölgede elektrik için de ısınma için de enerji açısından Moldova ve Rusya'ya bağlılık hat safhadadır. Sıcaklığın kışın rahatlıkla -20'lere düştüğü bir bölgeden söz ediyoruz. Nüfusu zaten yaşlıdır ve pensionist yani emekli karakterlidir. Kastamonu'daki yaşlılarla dolu caddelerde yürür gibi olursunuz çoğu köyde.
Dolayısıyla Gagavuzya Türkiye'deki Turancıların haritaya bakarken sol kısımdaki kırmızı ile renklendirilmiş milli lekedir.... WARgazm olacakları bir yerdir. Oraya atanan birkaç yunus emre ve Tika yöneticisi ve eğitmeni için Gagavuzya uzmanıyım forsu vermek ve arada bir oradan çağrılan birkaç burslu öğrencinin veya bir iki halk ozanının konuşturulup eline verilen metni okuduğu millî tören ve parti, dernek organizasyonları ile Tv'de ve YouTube'da izlediğiniz şeyler gerçek Gagavuzyanın yüzde biri bile değildir.
Ha evet keşke olsaydı.... Keşke fazlası da olsaydı. Keşke Hamdullah Suphi Tanrıöver dönemindeki gibi oradan getirilen Hristiyan Türk talebeler, Türk Ortodoks patrilhanesine emanet edilse idi. Ama görünen o ki, devlet, kendi patrikhanesine bile emanet etmemektedir bu halkı.
Türk Ortodoks patrikahanesinin ne bütçesi vardır ne de personeli. Oysa bu bir Türk kurumudur. Hristiyan adı duyduğumuzda haç görmüş vampir veya Ayetel Kürsü görmüş şeytan gibi kaçmaya gerek yoktur. Gavur diyorsan da (ki dememeniz iyidir) benim gavurumdur! demelisiniz. Yüz yıllık bir kurumu bütçesiz bırakıp Bulgaristan Ordusunun 2 katından fazla bütçeye sahip Diyanet işlerinin en azından bütçesinin yüzde biri bu patrikhaneye verilebilirdi. (Bulgaristan ordu bütçesi 1,34 milyar dolarken diyanet 2024 bütçesi 2,83 milyar dolardır)
İşte böylelikle Gagavuzya artık kesin olarak Rusya'ya teslimdir. Gagavuzlar ise Gagavuzya'dan daha büyük bir konudur çünkü daha fazla alana yayılırlar. Edirne'nin az ötesinde Yunanistan topraklarında Orestiada yani eski adıyla Kumçiftlik kasabası vardır ve orada da 25 bin Gagavuz yaşar ama Türk devleti elan oradan hiçbir Gagavuza burs vermemiştir. Her geçen gün Yunanlılaşmaktadır oradaki Gagavuzlar.
Yurtdışı Türkler başkanlığı diye bir kurumumuz vardır ama Yunanistan'daki Gagavuzlar ile alakalı çalışması yoktur. Yunandaki gagavuzlar Edirne'ye veya Kırklareli'ne okumaya gelmez ama Boğaziçi'ne ODTÜ'ye gelir. Çünkü ülkelerindeki standardı aşan yerler lazımdır. Onları alman gereken yer de orasıdır.
Peki sadece öğrencilere mi hizmet verilmelidir? Hayır. Oysa Edirne'de bir Gagavuz radyosu kurulup, Gagavuzyadan iki kişi oturtup sabah akşam Gagavuz ağzında yayın yapsanız bu bile yeterdi... Biz, sınırın 2 km ötesindeki Gagavuz soydaşlarımıza sahip çıkabiliyor muyuz ki Gagavuzya'ya sahip çıkabilelim?
Peki dünyada böyle bir politika var mıdır? Hem Rusya'yla çelişmemek hem Moldova'nın toprak bütünlüğüne saygılı olmakla nereye kadar? Bunun adı politika değildir uzaktan izlemek ve etliye sütlüye karışmamak, arada orada kurslar açıp iş yapıyor görünmektir. Peki ne yapalım?
Sıkma gömlekli gereksizleri ve belediyelerin işe gitmeyen trol personeli ile çakma göbelsin emrine verilmiş onca maaşlı personeli, trolü ve belediyelerin binlerce kiralık aracını finanse eden ve parayla İsrail'de sipariş haber yaptıran arkadaşlar gerekirse Gagavuzya'ya en büyük kiliseyi yapar, Yunanistan Gagavuzlarına radyo yayını başlatır, Gagavuzya'da tıpkı Batı Trakyada para dağıttığı 5 bin kişi gibi halkın kanaat önderlerini maaşa bağlar ve Türk elçiliğinin ağzından konuşmayı az az öğretir.
Evet batı Trakyada para ile devlete bağladığımız tipleri benden duyun bu size ters gelmesin zira böyle yerler aşıyla ayakta tutulur. Siz vermezseniz Yunan verir kendisine bağlar ki zaten birkaç dernek ve kurum kurup başladılar işe...
Bulgaristan Gagavuzlarını ziyaret için de Sn. @aylinsekizkk'ü Burgaz ve Varna civarındaki ama en çok Dobriç yakınında bulunan ve istatistiklerde görünmeyen ama dilleri ile var olan ve yakında varlık yokluk arası bir durumda tamamen Bulgarlaşacak olan Gagavuzları ziyaret etmeye davet etmek gerekiyor. Orada TİKA bile açılamadığı için yapılacak çok fazla şey yok... Zaten onların da yarıya yakını Almanya'ya ve diğer Avrupa ülkelerine göç etti. Ama bizden bir elçinin gidip Türkçe konuşması bile çok şey fark edebilir. Zannedersem 13*15 köyleri vardı.
Bu konuyu bir öğrencime özellikle tez ödevi olarak vermiştim. YÖK tez arşivinde isteyen bakabilir. Tezin adı, Türkiye'nin Gagavuzya Politikası idi. Zeytinin çekirdeğini sıkıp koskoca şişeyi nasıl yağ ile dolduruyorsanız olan olmayan işlerle de bir politika var mı yok mu yazılmış ve iyi de çalışılmıştı. En gereksiz sapan işlere, yemeklere bütçe verilen üniversitede öğrencim bunun için bilimsel araştırma bütçesi alamamış ve tezi Gagavuzya'ya gidemeden yapmıştı. Onun eksik kaldığı saha kısmını ise kendi saha analizlerim ve oradan kimselerin taze bilgilerini katarak kurtarmıştık. Zaten tezin üzerinde yapmamız gereken en önemli katkılar da bu gibi şeylerdir.
Gagavuzya konusunda başarılı politika yapmadan Türklüğün üvey evladı görülmüş olan diğer mezhepten insanlarımıza, Alevilere karşı nasıldık? Bunu da sorgulamamız gerek. Alevi vatandaşlarımıza karşı samimiyet ve sıfır ayrımcılık sınavını daha elli sene önce geçmiş olsaydık Gagavuzya'ya da samimi olabilirdik...
Sünnî politikalarla da bir yere kadar gidiliyor haliyle. Leventte Afet Yolal camiinde tek saf dolmuyorken hiçbir işe yaramayan on bin kişilik koskoca camiiyi yapan arkadaşlar, Gagavuzyaya da bir kilise yapıp Rusya'dan rol çalabilir, oradakilerin kalbine girebilirdi.
Ha bizimkilerin de çok derdiydi Rusya'dan rol çalmak... Putin'in kapısında bekleyen cici adamlar ricaline Rusya'dan rol çalmak nasıl oluyor anlatıyoruz işte... boş iş... Buna şimdi başlasak 20 sene sonra filizini, 50 sene sonra da ancak meyvesini verir. Yok bir şey yapmasak ki zaten Yunus Emrenin çanak çömlek kursu dışında ve bir süre önceki Demirel dönemi altyapı işleri dışında çok şey yapmıyoruz bu iş böyle gider... Biz söyledik. İsteyen yapsın. İsteyen de böyle devam etsin...
Gagavuzya eğer Moldova'dan ayrılmak isterse ki onlar için bir intihar olacaktır, Moldova'nın ilk saldıracağı yer burası olur. Moldova'nın 2 ayrık otu sahası vardır. Birincisi ve gerçek ayrık otu ise Transnistria'dır. Orası gerçekten ayrıdır ve ayrılabilir. Ama Gagavuzya da bu otobüse binerse, onları bekleyen şey, toplu göç olacaktır ve o vakit de Türkiye'ye geleceklerini sanmayın. SSCB çöktüğünde Gürcistan'da Tsalka'daki 100 bin Kıpçak Hristiyanını nasıl görmedik ve nasıl Yunanistan'a gitti ve Yunanlaştılar ise onlar da onların da kaderi böyle olacak. Milletleri vatanında tutan iki şey vardır. Rölyef ve İstikrar.... Ya dağlık veya okyanus ortasında izole bir ülkeniz olacak ya da dümdüz ama istikrarlı bir coğrafyanız... Gagavuzya dümdüz bir yer. İstikrar olmazsa bir günlük bir ömrü vardır oranın. Düz ülkenin ömrü, istikrarı yokken kelebek kadardır.
Turancı arkadaşlar için üzgünüm... Türkçü demiyorum dikkat edin. Böyle ömrünü doldurmuş şeyleri artık geçin ve daha gerçekçi siyasi birlikler üzerine kafa yorun. Orta Asya Türk ülkeleri ile bir birlik mesela daha gerçekçidir. Rusya'daki Hakas, Altay ve Yakutistan'ı haritada kırmızıyla ve maviyle renklendirmek yerine Esenyurt, Arnavutköy ve Aksaray'daki değişen renklerle uğraşırlarsa daha anlamlı ve gerçekçi olabilir. Az kımız içecek, az sigara içip sahayı daha fazla gezecekler. Saha, insanın ezberini de moralini de bozar. Bozulsun. Bozulsun ki ruhsal gerilimi taze kalsın, fikir üretsin beyinler.
Moralini bozduklarım için de üzgünüm. Gerçekler bunlardır. Gagavuzya, Rusya'nın bir köyüdür. Sebebini de açıkladım. Aksini iddia edenler @EvgheniaGutul ve selefi @VlahIrina hanımefendilerin twitter sayfalarında Rusça ve Gagavuzca twitlerin yüzdesini çıkarabilirler. Evghenia hanım İrina hanıma göre daha fazla ve daha sık Gagavuzca twit atıyor (haftada bir bence gayet iyi bir rakam) ki zaten İrina hanım kendisini yarı Bulgar olarak tanımladığı için ayda bir Gagavuz Türkçesi ile twit atması normaldi. Her ikisi de bizden ve her ikisi de o topluma faydalı olmaya çalışan bu insanları, Moldova'dan ayrılma macerasında yerli yerinde durmaya çağırmamız en doğrusudur. O bölge Rusya'nın karıştırmaktan çekinmeyeceği, Moldova'nın da hıncını tek çıkaracağı yer olabilir. 1945'ten bu yana savaş görmemiş, en son düşmanı da SS üniformasında gören bu insanlara yarın bir gün Rusya eliyle bağımsızlık verildiğinde unutmayın ki o bağımsızlık, Abhazya gibi bir bağımsızlık olacaktır.
Nasıl Gürcistan ile arayı bozmamak için Abhazya'da bir tek temsilcilik bile açamıyorsak Moldova ile de arayı bozmamak için tek bir kurum açamayacağız. Daha da uzaklaşacaklar bize.
Gagavuzya'yı değil, Gagavuzları kurtarmamız gerekiyor. Uzanamayacağımız bir topraktaki kazananı olmayacak bir mücadele yerine hepsi olası bir kriz ve dram anında Esenyurt'a ve hatta KKTC'ye sığdırılabilecek ufacık bir topluma sahip çıkmalıyız. B planı şimdiden hazır olmalı. Hatta C-D-E vd. planlar da... 10 milyonu sığdırdık da 200 bin insan mı sığmadı?
KKTC ne alaka? diyecekseniz Nijerya ve İsrail'den gelenlere yurt olmaktadır an itibariyle orası.
Gagavuzlara sahip çıkmak sadece savaş zamanında değil barış zamanında nasıl olur yukarıda bolca anlattık... Tekrara luzum yoktur.
Bu da dille kültürle ve her şeyden önemlisi Türk Ortodoks Patrikhanesi'ni desteklemekle mümkündür. Kendileri ile @selcukerenerol iletişime geçmek için geç kalmış olanlar, hemen işe başlamalıdır. Özellikle Sevgi hanıma yapılan zulmü de ayrıca söylememe gerek yoktur. Özür beklediğini sanmıyorum. Onlar devletçi insanlardır ve literatürlerinde devleti özre çağırmak değil devletle projeler yapmak vardır.
Turancılarla alakalı lafa takılan ve bana tepki vermek isteyenler hala varsa aşağıdaki twiti okusun ve Türkiye yerine Rusya'ya bağlanmak kısmını sorgulasın. Gerçekler farklıdır ve siyasi coğrafya, kımız içip şaman nidaları bağırmakla sizin olmuyor. Gerin biraz kendinizi, moralinizi bozun, araziye çıkın ve yüzlerce yıl önce sizlerden ayrılan insanların sizler kadar "rafine ve siz" kalamayacağı gerçeğini görün ve onlar için nasıl g��venli liman oluruz? Sorusuna cevap arayın.
Sizden daha az milliyetçi değilimdir ama daha gerçekçi bakıyor olabilirim. Tamamen de isabet ediyor olmadığım gibi tamamen yanılıyor da değilimdir. Tüm yazıda katıldığınız yerler yanında katılmadığınız yerlerde olacaktır. Okuyan ve düşünenler olsun ve fikirleşelim ve daha iyi fikirler gelişsin diye yazdım.
Fikirleşmeyen insanlar, manen fakirleşirler.
Bizim bağrışmaya değil fikirleşmeye ihiyacımız var.
Saygılarıma
Kurduğumuz tüm devletleri umursamazlık ve bilinçsizlik sebebiyle kaybettik. Adam bozkırın ortasında taşlar dikip yazdı "Çin milletine bey gibi oğullarımız kul oldu, pak kızlarımız cariye oldu" demiş. Burada Çin dediği kısma Arap yazın tekrar okuyun. Ayrıca, "Babamızın amcamızın kazandığı milletin adı yok olmasın diye Türk milleti için için gece uyumadım, gündüz oturmadım" demiş. Yok olmakta olan bir milleti nasıl yok oluştan kurtardığını yazmış. Ama hiçbir ders almamışız. Sokaklar Ortadoğu gibi, kıyılarda beyzadelerin, şemsiyeli şehirli kadınlarımızın gezdiği boğaziçinde kuralsızca yatanlar, kendi şehri gibi gezenler var. Göçmen dediğin, mülteci, sığınmacı dediğin her şeyden önce mahcuptur, mahzundur (hüzünlü). Her piknikte sizi görüyoruz, adalarda, modalarda siz varsınız. AVM'de, plajlarda, tatillerde trafikte, çay bahçelerinde siz varsınız. Mülteci çadırda, Sığınmacı da kamplarda olur. Nesiniz abi ne vakit kardeş olduk? Kim karar verdi? Bu kardeşlik niye hep tek taraflı kazanç üzerine? Ben Suriye petrolünü kardeşin olarak doldurabiliyor muyum aracıma? Neyin kardeşliği? Dinin mi? Bak o dinden de çıkıyor gençler. Niye bu politikaları dine bağlıyoruz? Sorgulanamazlık kazanmak için mi? Değer mi ya dine bunu yapmaya?
Şehirler neyse her gelenin yarısı İstanbul'da. Şehir iğrenç halde. Görmüyor musunuz?
Bak anlatayım niye almamalısınız gelenleri şehre.
1-Şehre gelip Türklere bile yetmeyen kiraları artırmasın diye her gelen mülteci ve kaçak sığınmacı, şehirlere alınmaz.
2-Kültürün bedendeki beyni olan şehirleri arabesk hâle getirip kültürü bozmasın diye şehre alınmaz.
3-Tarihi yapılara zarar vermesin diye şehre alınmaz.
4-Su, elektrik, kanalizasyon hatları üzerinde ekstra altyapı yükü sebebi olmasın diye, ürünlerin, etin, yağın, buğdayın belli miktarda üretildiği ülkendeki arz talep dengesi (tüketici enflasyonu vb dahil) bozulmasın diye ülkeye hiç, şehre asla alınmaz.
5-Ölenlere yer kalmamış, mezarlıkları zaten kısıtlı olan şehirlerde şehir sakinlerinin, vatandaşların kullanımına ayrılmış mezarlarda, parklarda, sayfiye merkezlerinde yığılma olmasın diye şehre şehre alınmaz.
6-Vatanın sahiplerinin huzuru bozulmasın, sokaklara milletin kızları, kadınları rahat çıksın diye şehre alınmaz.
7-Geride bıraktığı ülkesindeki mezhepçi çatışmaları ve kan davalarını geldiği ülkeye getirmesin diye alınmaz.
8-Şehirli olmadıkları için şehre alınmaz, şehirli olsalar da istedikleri şehre değil, onlara ihtiyaç olan şehre de değil, onları çağıran işletmelerin olduğu şehre işverenin sorumluluğunda olarak alınır.
9-Türk olmadıkları için ülkeye alınmaz, şehre de alınmaz.
10-Alıllanmıyoruz, akıllanmayacağız. Saddam'ın Kürtlere kimyasal silah saldırısı üzerine sınırlarımıza alıp vatandaşlık verdiğimiz kişiler bile twit atıyor 5 bin yıldır bu topraklardayız diye twit atıp kendilerini yerli, seni yabancı görüyor bir de meclise vekil sokuyor işte bunun için ülkeye alınmaz, şehre hiç alınmaz.
11-Devlet yönetimi, Ensar, muhacir, gönül, vicdan, ümmet kelimeleriyle değil milli çıkarların korunduğu politikalarla, vergi mükellefi olan Türk halkının çıkarları korunacak şekilde yapılır. Duyguyla değil kurallarla yönetilir devlet. Bunu bilmeyenlere Orhun abidelerini değil okutmak, gözlerine de soksan anlamaz.
Türkiye, kendi evlatları dışındaki hiç kimsenin vatanı değildir. Yabancılarla evlenmeyin, arkadaşlık kurmayın, iş yapmayın, alışveriş yapmayın. Şiddet asla! Ama onlara hep yabancı olduklarını ve buraya ait olmadıklarını hisssettirin. Onları kabul ettiğinizde entegre etmiş olursunuz. Misafire evinin yatak odasını ve salonunu verdiğinde kendi evinin konforunu özlemez. Şehirler ülkelerin salonlarıdır. Çadırdan çıkmaması gereken milyonları da kültürünün en mahrem abidesi olan şehirlerine alırsan bir daha geri gitmez.
Bunun dışında denecek çok şey varsa da buraya sığmaz.
Saygılarımla.
Belki de 13 milyon yabancıyı göndereceğiz demek iyi bir politika değildi. Belki bunun tersini söyleyip işbaşına geçince göndermek lazımdı.
Evden eve nakliyat yapan şeref amca haftalığına 1500 verdiği Afganların gitmesini ister miydi?
Evinin her odasını dörder Afgan bekara 5'er bin liradan verip bir evden 20 bin kazanan ve kira piyasasını belirleyen Süleyman abiler ister mi hiç?
Kocası idlib'de savaşan Suriyeli kadına çökmek isteyen Halil dayı Suriyelilerin gitmesini ister miydi?
80'inde 25'lik Suriyeli genç kız almak isteyen Abdülkadir Mele sen ister misin Suriyelilerin gitmesini?
Antepli baklava ustasına haftada beş bin vereceğime Halepli ustaya 3.500 verir sigorta da yapmam diyen baklavacı Ali amca hiç ister mi gitmelerini?
Doğudan kamyon kasalarına doldurduğu Pakistanlıları İstanbul Güngören'de, Kartal'ın, Samandıra'nın ara sokaklarına boşaltan şöför Serkan hiç ister mi tek seferde 50 bin kazanma fırsatının yanmasını?
Ege kıyılarında zodiac ve can yeleği satan av malzemecisi Hüseyin abi ister mi?
Üzerinde Bulgar'ı durdurduğumuz Çatalca sırtlarını Katarlı müşterileri için çeviren arsa simsarı Ayhan abi ister mi?
O sırtları, yeşillikleri, imara açan büyüklerimiz ister mi hiç?
Camlı binalarda, plaza ve kulelerde körfezli araplara DAM pazarlayan dam satıcısı, emlak satıcısı abiler hiç ister mi?
Onların yaptığı işin esas ekmeğini yiyen Ankara'daki yağlı abiler hiç ister mi?
Bayrampaşa kuru gıda halinde, organize sanayi bölgelerinde üç kuruş az verip sigorta ödememek için Mehmet'imin yerine tercih edilen Nawazuddin bu topraklar için hiç ölür mü?
Dağları emanet ettiğiniz Afgan çoban, Trabzonlu Eren gibi tehlikeyi görüp hiç ölüme yürür mü?
Erenler ölecek, Mehmetler ölecek yine. Ekmeğini yemediği, emeğinin karşılığını alamadığı ülkesi için o ölecek.
Giremediği kıyıları korumak için ölecek, manzarasını bile bilmediği ada manzaralı rezidans mahalleleri düşmesin diye o ölecek.
Binemediği arabalara binilsin diye o ölecek.
Giremediği otellere girilsin diye, otel katları kulağı kulaklıklı korumalarla dolsun, içlerinde keyif yapılsın diye o ölecek.
Mehmet ölecek ki başkalarının dölü yürüsün.
Fakir ölecek ki zenginin namı duyulsun.
Milletin düzeni yerine milleti düzenler yaşasın.
Askere de, Suriye'ye de Mehmet gidecek, soyu kuruyacak, nesli tükenecek ki Ali abi, şöför Serkan, Ayhan abi, Halil dayı rahat etsin.
Yurtdışında PKK'lısı fetösü, mağduru oynasın mazlum gibi kanallarda, salonlarda, konferanslarda ağlasın. Ülkenin gerçek mazlumlarının adı duyulmasın istenir tabi.
Bu her tarafı, her paydaşı kârlı bir oyundur. Kaybedeni de cennetle müjdelenir, bir ömür öyle avunur.
Mehmet'in anası damı akan briket bir gecekonduda oğlunun kokusu yerine yaktığı tezekle bekler ölümü, dışarı asılmış bayrakla avunur.
Tabii ki Kâbilli Nawazuddin değil, Rakkalı faddal değil Mehmetler gidecek ki şehitler ölmez vatan bölünmez korosu devam etsin.
Sonuçta yan gelip yatmayacak, yüzü kıbleye bakacak şehit düşünce...
Mehmet'in kaderidir düşmek.
Medine'de düştü, Kumanovo'da düştü, Plevne'de, Şipka'da düştü, Ahıska'da, Kırım'da, Kut'ta, Filistin'de, Gelibolu'da, Sakarya'da bile düşmüş... yine düşer nasılsa...
O düşsün ki bayrak yüksekte olsun.
Bayrağa bak desin birisi, Mehmet'ten bahsetsin, bu devran böyle yürüsün...
Mehmet sen bu ülkenin en öksüzüsün.
Anan vatan, baban millet.
Yoksa millet, sen tabii ki öksüzsün...
"İyi ki varsın Mehmet, iyi ki varsın Eren..." derken,
iyi ki varsın kelimesine hep bu düşüncelerle baktım. Bugün de o düşüncelerimi döktüm bu satırlara...
İyi ki varsınız Mehmetler, Erenler...
Siz var olun, ölmeyin daha... Başkaları şehit düşsün. Tüm saydıklarım da biraz sizin yerinize düşsün.
Düşsün de memleket az da olsa gün görsün... Güzel günleri görsün...
Selam ve saygılarımla.
Rusya’ya 1 yıldan fazladır yaptırım uygulanıyor, peki Rus’ların hayatında ne değişti? Gelin beraber inceleyelim, benzinin litre fiyatı 0,50€, dizel 0,63€, Avrupa’nın en ucuz akaryakıtını kullanıyorlar, Shell ülkeden çıktı, yerine Teboil şirketi geçti, Rus şirketi, para Rusya’da kalıyor, McDonald’s ülkeden çıktı, yerine Fkusno Itochka geçti, para Rusya’da kalıyor, aynı Hamburgerler yine yapılıyor, KFC gitti, yerine Rostix geldi, Rus şirketi, Batılı tüm markalar yerli ve milli oldu, Mağazalarda dünyanın tüm markaları yine bulunuyor, ama Rusya’nın kazandığı vergi, eskisiyle kıyaslanamayacak kadar yüksek, peki bunları neden anlatıyorum ? Yabancı markalar ülkenizi terk ederse kaybetmez, kazanırsınız, siyonist malları boykota devammmmmmmmm