Yeni Parti siyasetsiz kaldıkça Kılıçdaroğlu ile kavga ediyor. Yeni olan bir şey olamayınca eskiye dönülüyor. Orası da sataşıyor tabii de, bu bir bataklık. Bir süre sonra millet "işinize bakın, siz de beceremiyorsunuz" demeye başlayacak. Hatta ufaktan demeye başladı bile...
"Bu yazıya nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Aslında yazıp yazmamakta da kararsızdım. Bu kararsızlık neredeyse 10 yılı da buluyor açıkçası. 10 Ekim 2015’in üzerinden 11 yıl geçti fakat yaşadığımız katliamın ağırlığı her yıl hiç eksilmiyor. Bu satırları Artvin-Kemalpaşa’nın Osmaniye köyünden yazıyorum. Aslında yazmaya çalışıyorum diyeyim. Onlarca arkadaşımızı kaybettiğimiz ve benim de ağır yaralı olarak kurtulduğum bu katliamı yıllar sonra yazmak hiç kolay değil.
Birkaç gün önce Hopa’daki sahafçı dostum Zafer’den aldığım Ahmet Ümit’in “Elveda Güzel Vatanım” romanına başlamak üzereydim. Niyetim bir yandan romana başlayıp kendimi başka bir evrene sürüklemek bir yandan da Batum ile aramızı ayıran heybetli dağları ara sıra seyre dalmaktı.
Kitabın ilk sayfalarını çevirince atıf yapılan kısımda şu cümleye rastladım: 10 Ekim 2015 Cumartesi günü Ankara’da katledilen barış savunucularının aziz hatırasına…
10 Ekim’in yıldönümüne bir gün kala roman aracılığıyla başka bir imgesel evrene yelken açmaya çalışırken bu cümleye denk gelmeyi düşünmüyordum. Belki de bir romana yapılan atıf üzerinden kendi gerçekliğimi yeniden hatırlamayı beklemiyordum. Bir süre karşımda duran dağları izlemeye başladım. Zor da olsa diğer sayfaya geçtim ve başka bir cümle daha beni karşıladı: Devletin derinlikleri toprağın derinliklerinden daha karanlıktır…"
Bu yazıya nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Aslında yazıp yazmamakta da kararsızdım. Bu kararsızlık neredeyse 10 yılı da buluyor açıkçası. 10 Ekim 2015’in üzerinden 11 yıl geçti fakat yaşadığımız katliamın ağırlığı her yıl hiç eksilmiyor
Bu yazıya nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Aslında yazıp yazmamakta da kararsızdım. Bu kararsızlık neredeyse 10 yılı da buluyor açıkçası. 10 Ekim 2015’in üzerinden 11 yıl geçti fakat yaşadığımız katliamın ağırlığı her yıl hiç eksilmiyor
Bu ara Tarık Buğra'nın okumadığım romanlarını okuyorum. Kendisini Kemal Tahir'e belli açılardan benzetiyorum. Kurtuluş, Osmanlı'nın kuruluşu, Serbest Fırka ve Demokrat Parti deneyimleri üzerine yazdığı romanlar aynı konulara değinmeleri dışında vicdani duruşları açısından da benzerlik taşıyor. Bence çok iyi bir romancı...
"Dönemeçte" romanının bir kısmında bu döneklik ve partizanlık meselesi üzerine kafa yoruyor. Romanın geçtiği kasabaya Demokrat Parti'nin önde gelenleri geliyor. Seçimden önce...
Bir kahvehaneye oturuyorlar. Celal Bayar, Menderes, Köprülü hatta yanlarından ayırmadığı gazetecileri Ahmet Emin Yalman da orada... Gazeteciler o zaman mitingin notlarını İstanbul'a geçecek. Menderes başta olmak üzere gazetecilere mitingin sert kısımlarını özellikle Milli Şef'i yerden yere vurdukları kısımlarını gazeteye geçmemelerini istiyorlar. Hepsi de uyuyor. O sert kısımlara "ahali duysun diye söylenmiş şeyler" diyorlar, "her yerde denecek laflar değil"
(Tabii bunlar Tarık Buğra'nın romana yedirdikleri. Ama kendisi Kemal Tahir gibi gazetecilikten gelme bir romancı olduğu için dedikleri hepten de işkembeden atma sayılamaz... Gerçek tarihi şahsiyetlerden aktarımları ikisi de çok sık yapar)
Genç bir gazetecinin sert kısımları kırpmadan gazetesine gönderdiğini öğreniyorlar. En başta azarlıyorlar... Sonra ikna etmeye çalışıyorlar, olmuyor. Yalman araya giriyor. O da ikna edemiyor. Genç gazeteci çekip gidiyor. Buğra'nın romanda aktardığına göre - romanda bunu doktor Şerif bey aktarıyor- işten de attırıyorlar. Çocuk Demokrat Parti'ye sempati duyarken yaptıklarından dolayı düşmanı oluyor. Üstüne bir de dönek ilan ediyorlar...
*
İkincisi de Tarık Buğra'nın romanda daha sonra Demokrat Parti'ye muhalif olup partiden ayrılan Millet Partisi'ni kuran isimlerden Ahmet Tahtakılıç'a dair anlattıkları... 2000 yılında hayatını kaybetmiş. İHD'nin de kurucuları arasında bir isim. İlginç bir isim, ayrıca araştırılmaya değer. Bir dönem CHP'de bakanlık da yapmış...
Romanda Doktor Şerif, Demokrat Partililerin oranın kaymakamına dair şikayetlerini anlatıyor. Kaymakam CHP destekçisi, biraz da DP'lilere zorluk çıkarıyor. Ama ekseriyetle sevilen birisi. Dediğim gibi bir yandan da tek parti dönemi valisi tam...
Kasaba ziyareti sırasında DP'liler kaymakamı Menderes'e şikayet ediyorlar. O da not alıyor. Kağıdı ceketinin cebine koyuyor. Doktor Şerif üzülüyor. Ahmet Tahtakılıç'a "aslında iyi adam, iktidara gelirseniz yazık olacak" gibi bir şey diyor. Tahtakılıç da "Üzülme, onun için değil. İktidara geldiğimiz zaman onları yerlerinden etmeyeceğiz, yararlanacağız" diyor. Buğra'nın tabiriyle "İYİ UŞAK" arıyorlar. Her devir uşaklık yapacaklar adamlar..
*
Romanın düşünsel olarak başka dikkat çekici kısımları var ama içinden geçtiğimiz dönem nedeniyle beni bu kısımları çok düşündürdü.
Yani siyaset "dönemin insanlarıyla" dolu... Patır patır güce tapıyorlar, parti değiştiriyorlar. İktidar tarafına geçerek kendilerini güvence altına alıyorlar. Üç beş falan değil artık onlarla... belediye başkanı, meclis üyesi, vekili.. Neredeyse AKP'ye geçmediği için birilerini alkışlayacağız, o boyuta geldi.
Diğer taraftan bu adamların tıynetlerini, sınıfsal pozisyonlarını, çıkarlarını, ilişkilerini, geçmişlerini iş işten geçmeden kimse söyletmiyor. Cemil Tugay'a 2 ay öncesine kadar kimse laf ettirmiyordu. Şimdi de başkalarına ettirmiyor. Bakın Fatoş Pınar Türker'in Murat Ongun'a söyledikleri neden konuşulmuyor? Salak mı zannediyorsunuz milleti? Bunlar mı umudumuz?
Laf edince de biz dönek, hain vs.. onlar yine kaymakam oluyor. Devam edin....
şu röportajın altında benim de içinde olduğum KK'ya % 49 oy vermiş bir kesim dayının neden sonuç ilişkisi kurma kapasitesini tartışıyor, bugün KK seçilmiş olabilirdi mesela, acaba o zaman bu ülkede şu an neler yaşanıyor olacaktı, kimler yanında hangi konumlarda, hangi bakanlıklarda olacaktı, bunu hayal edebilen var mı, biz neden hiç dönüp arada bir de aynaya bakmıyoruz acaba?
Yeni Partili Ümit Özlale ve Cemal Enginyurt ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu tarafından inceleme başlatıldı.
🗞️Gazze’de dronelar psikolojik savaş için de kullanılıyor!
🎙️23 yaşında Gazze’de tıp öğrencisi Arkan ile konuştuk: Savaşın bizden her şeyi almaması için çabalıyoruz!
📌Tüm yayın boyunca drone seslerini duyabiliyordum neredeyse. Onların gündelik rutinleri haline gelen bu durum aynı zamanda yüksek sesli dronelarla geceleri bile psikolojik bir savaş yürüten İsrail’in acımasızlığını anlamamız için başka kapı açıyor.
📌İsrail’in drone teknolojileri ve diğer yeni savaş araçları, yalnızca Filistinlilere işkence etmek için değil, aynı zamanda yeni dünya düzeninde savaşın yeni dilini kurmak için de kullanılıyor. Droneların görevi kayıt altına almak, gözetim, bombalamanın yanında sürekli yüksek sesle insanların evlerinin üzerinden uçarak onlara baskı kurmak için bir psikolojik silah da adeta. Ne zaman bombalanabilirim diye düşünürken geceler boyu üzerinizde kameralı droneların seslerini duyduğunuzu hayal edin…
#stopgenocide #FREEPALESTİNE
Yazdığı 1 (bir) haber nedeniyle tutuklu gazeteci Tuğba Tekerek: En çok rahatsız eden şeylerden birisi yemeği çamaşır leğeninden almak. Evet bildiğiniz plastik çamaşır leğeni! Çorba da bezelye de o leğene konuyor, koğuşta kalanlara o leğenden dağıtılıyor. (Tuğba Tekerek’e mesleğini yaparken tutuklanmış tüm gazetecilere özgürlük)
"Fon krizi" soruşturmasına ilişkin bazı paylaşım ve haberleri gerekçe gösterilerek gözaltına alınan ve bu sabah İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edildi
La Bastille est reprise. Démonstration puissante de la jeunesse qui porte ses revendications de la plus belle façon qui soit ! Fierté immense. Rendez-vous mardi 13 octobre à l'appel des syndicats de jeunes et des salariés.
Évacuation en cours de la place de la Bastille.
Les policiers de la BRAV-M sont de nouveau équipés de bouclier avec dispositif d’éblouissement stroboscopique.
#BlocusLycées#BlocusUniversités#Paris#8octobre