Next August , 2027 at this exact time, you will be standing in the places you used to dream about. Living your most beautiful rich life. Send this to yourself.
Haftada 40 saatten fazla çalışan, saçını, manikürünü, kirasını, arabasını, yemeğini, benzinini kendi cebinden ödeyen, her şeyi kendi başına halleden bir kadın, beklediğiniz gibi yumuşak, kadınsı bir kadın olmayacaktır. Ve hayır, hayatta kalma modundayken size boyun eğemez...
ve birdenbire 27 yaşındasınız, odanızda yalnız başınıza oturuyorsunuz; aileniz yaşlanıyor, kardeşleriniz kendi hayatlarıyla meşgul. ve zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ediyorsunuz.
Kilo vermek zor. Ama kilolu olup, nefes nefese kalmak ve aynaya bakamamak da zor.
Para biriktirmek, harcamamak zor. Ama parasız kalıp borç içinde yaşamak da zor.
Ders çalışmak veya bir iş başlatmak zor. Ama başarısız olup istemediğin bir hayata mahkum olmak da zor.
Hayatta "Kolay" diye bir şey yok. Sadece "Hangi Zoru Seçeceğin" var.
İnsanlar genelde "Disiplin Acısı"ndan kaçar.
Ama kaçtıkları yerde onları "Pişmanlık Acısı" bekler.
Ve inan bana, pişmanlık acısı disiplin acısından bin kat daha ağırdır.
Ne demişti şair? Başarının bedelini bir dönem ödemeyenler başarısızlığın bedelini bir ömür boyu öder.
Hem bana inanın.
Bu devir de başarısız olmak daha zor.
Başarılı olmak daha kolay.
Yataktan kalkıp o işi yapmak sana zor mu geliyor?
Yapmazsan yaşayacağın hayatı düşün. O daha zor.
Kendi "Zor"unu kendin seç.
Yoksa hayat senin yerine en kötüsünü seçecek.
Seçimi hayata bırakma. İnisiyatif al.
Penguen videosunun bu kadar olay olmasının nedeni, insan ruhunda derin bir yere dokundu.
Onu manipüle etmeye çalışan sürüdeki arkadaşlarından uzaklaşıp, ne pahasına olursa olsun sadece kendi olmayı seçti. Kolay değil.
Bu devirde kendin olmak zor.
42 yaşındayım.
Ve geçen ay annem, asla özür dilememesi gereken bir şey için benden özür diledi.
Bir salı günüydü — her şeyin senden daha hızlı aktığı o salılardan biri.
İş, e-postaları ardı ardına düşüyordu.
Çocuğumun defterleri masaya dağılmıştı.
Fırından ise çoktan “hafif yanmış” bir koku yayılıyordu.
Annem iki kez aradı.
İki kez “reddet” tuşuna bastım.
Kendi kendime,
“Sonra ararım. Daha uygun bir zamanda,” dedim.
Ama o sonra, durmadan ertelendi.
Gece olunca onu aradım.
Telefon, ilk çalmada açıldı — sanki elinde tutuyor da bekliyormuş gibi.
— Aa… Merhaba canım. Seni rahatsız etmek istemedim.
Derin bir iç çektim. Çok yorgundum.
— Ne oldu anne?
— Hiçbir şey… Kavanozu açamadım. Ama sorun değil, hallettim. Seni bu kadar çok aradığım için özür dilerim…
“Özür dilerim” o kadar yumuşak söylendi ki, göğsüm sıkıştı.
— Anne… Neden özür diliyorsun?
Bir an sustu.
Sonra çok yavaş, hafifçe kırılmış bir sesle konuştu:
— Yük olmak istemiyorum. Senin kendi hayatın var, benimse… ben yaşlanıyorum artık.
Hatta ağlamamak için yapılan o küçük kahkahalardan birini attı.
— Senden bir kavanoz için yardım istememeliydim…
Olduğum yerde donakaldım.
Evin içindeki tüm sesler çekilmiş gibiydi.
Sözleri içime, soğuk çakıl taşları gibi düştü.
Annem…
İki işte çalışan, ateşim çıktığında sabaha kadar başımda bekleyen o kadın…
Yardıma ihtiyacı olduğu için özür diliyordu.
Bir kavanoz yüzünden.
Anahtarlarımı aldım.
— Anne, hemen geliyorum.
Panikledi.
— Hayır oğlum, gerek yok… Vaktini boşa harcama…
Ama ben çoktan arabaya binmiştim.
Mutfağına girdiğimde masada oturuyordu.
Önünde o aptal kavanoz…
Ve ben gelmeden önce silmeye çalıştığı gözyaşları.
— Anne, dedim yavaşça, sen bana asla yük değilsin. Asla.
Gözlerini sildi.
— Sadece seni işinden, hayatından alıkoymak istemedim…
Bu cümle beni paramparça etti.
Çünkü işler, teslim tarihleri, çocuklar ve zorunluluklar arasında
çok basit bir şeyi unutmuştum:
Bütün hayatını benim etrafımda kurduğunu…
Benim hayatım yükselirken, onunkinin sessizleştiğini…
Benim “vaktim yok” dediğim anların, onun için en değerli hediye olduğunu unutmuştum.
Kavanozu kolayca açtım.
Sonra bir saat konuştuk.
Ardından bir saat daha.
Basit şeylerden…
Çocukluğumdan, komşulardan,
o gün televizyonda gördüğü saçma bir reklamdan.
Ama içten içe ikimiz de yeniden nefes alıyorduk.
Giderken bana sarıldı.
Elleri hafifçe titriyordu.
— Geldiğin için teşekkür ederim, diye fısıldadı. Seni çok özledim 🫶
O anda bir karar verdim:
Bir daha yaşlandığı için özür dilemesine asla izin vermeyeceğim.
Artık her hafta gidiyorum.
Sebepsiz. Özel bir gün olmadan.
Bazen market alışverişiyle,
bazen bir kahveyle,
bazen sadece mutfakta oturup dinlemek için.
Ve her gidişimde kapı eşiğinde oyalanıyor,
ben köşeden kaybolana kadar el sallıyor —
tıpkı on yedi yaşımda ders çalışmaya giderken yaptığı gibi.
Çünkü kaç yaşına gelirsek gelelim,
ebeveynlerimiz için
biz her zaman onların bütün dünyasıyız ❤️
#Hayatvefarkındalık
--- 🍂
Kitabın tam ortasından konuşacağım arkadaşlar çok kötü durumda olduğunuzda bile bunu asla dışarıya yansıtmayın,fark ettirmeseler bile herkes düşmenizi bekliyor...