Fenerbahçe daha geçen sezon ŞL ön elemelerinde ve Avrupa Ligi gruplarında sırasıyla Feyenoord, Lille, Stuttgart ve Aston Villa ile oynadı. Malum camianın aklı evvel peşmergeleri bu takımlara “köy takımları” diye dalga geçiyorlardı. Şimdi hepsiyle ŞL grubunda kendileri oynayacaklar ve an itibariyle “çok zor kura çektik” diyorlar. Utanma, arlanma ve feraset kalmamış.
Fenerbahçe Feyenoord’a 5 atarken, Stuttgart’ı ezerken köy takımı diyen gsliler şimdi niye kendilerine bu takımlar çıkınca çok zor kura çektik diyor?
Yavaş dönün yavaş..
Sınav sonuçları açıklandı, tıp fakülteleri ile ilgili bir dolu tweet düşüyor önüme. Tıp’la ilgili birkaç gözlemimi yazmak istedim:
- Tıp yazan kazanan gençlerin ebeveynleri %99 memurdur, öğretmendir, ev hanımıdır, velhasıl eve belli bir maaş giren insanlardır (ben de bu gruptaydım) Garajda robot yaptım, oyun yazdım milyon dolara sattım, 7. şirketimde başarıyı yakaladım gibi şeyler DNA’mızda yoktur. Düşük maaş, şiddet, mobbing vs her türlü sıkıntıya rağmen tıp yazılmasının en önemli nedenlerinden biri budur.
- 6 sene deli gibi çalışıp okursunuz, harika bir doktor olarak mezun olabilirsiniz. Üstüne uzmanlık yapmazsanız “yazık pratisyen kalmış” diye dalga geçen cahillerle uğraşırsınız. Hadi TUS’u kazandınız, 4-5 sene de uzmanlık için uğraşırsınız, üstüne mecburi hizmetiydi, yan dalıydı vs uğraşırken fark edersiniz ki siz hala akşamları ders çalışırken 4 senelik bölümler bitirmiş bitirmiş arkadaşlarınız çalıştıkları şirketlerde, bankalarda 10. yılına gelmiş, terfiler almış, çoktan hayatlarını kurmuş bile (hepsinin de saçı yerinde duruyordur büyük ihtimalle😊)
- İyi bir üniversitenin mühendislik bölümlerini bitirirseniz Avrupa’da Amerika’da iş bulabilirsiniz. Tıp’ta denklik yoktur. Hacettepe İngilizce Tıp bitirseniz bile hiçbir ülkede denkliği olmadığı için ayrıca sınavlara girmeniz gerekir (Ben son senemde TUS’a değil Amerika sınavı USMLE’ye çalışmıştım mesela)
- Türkçe Tıp’ta hoca amfiye girer ve dersi Türkçe anlatır; hastalık isimleri Türkçedir ama terimler Latince’dir. Mesela bacaktaki damara Vena Saphena Magna derler. İngilizce Tıp’ta hoca dersi İngilizce anlatır; hastalık isimleri ve tüm terimler de İngilizcedir. Aynı damarı biz Great Saphenous Vein diye öğreniriz mesela. TUS Türkçe Tıp müfredatına göre hazırlanan bir sınav olduğu için 6 sene “sickle cell anemia” diye öğrendiğimiz şeyin “orak hücreli anemi” olduğunu, Great kelimesinin Latince "Magna" olduğunu da öğrenmek zorunda kalırız. Devlet hastanesinde işe başlayınca da "CT"ye "beğteğ", CBC'ye "hemogram" dendiğini bilmediğiniz için de ilk 6 ay dalga geçerler😀
Amasya’da görev yaptığım süre boyunca çocukluğumdan beri merak ettiğim bu konuya çok kafa yormuştum. Gezmediğim antik kent, gitmediğim müze kalmadı diyebilirim. Hititler, Luviler ve Pontus Krallığı (Rum olan değil, Helenistik dönemdeki) üzerine var olan literatür üzerine çok çalıştım. Hatta mantığı anlamak için biraz Hititçe de çalışmıştım.
Neyse, şöyle ki Ankara, İzmir ve Anadolu’daki birçok şehrin adı Yunancadan değil esas olarak Luvice, Hattice veya Hititçeden geliyor. Bizim bildiğimiz dönüşüm özellikle İskender sonrası yaşanıyor. Misal eski Anadolu dillerinde Ankuwas / Ankuwa olan şehir Helenistik dönemde Ankyra diye anılmaya başlanmış sonra da Ankara olmuştur. Helenistik dönemden öncesini okursanız şayet Anadolu’nun Yunan göçlerinden önce de var olduğunu; Yunancayla yaratılmadığını, öncesinde de halklar olduğunu ve onların bu mirasının küçük de olsa hala nasıl bazı yerlerde yaşadığını siz de görebilirsiniz.
Herkesin Yunanca sandığı Efes, Milet, Perge, Tlos, Patara, Pinara gibi şehirlerin hepsinin adı ve ilk yerleşimcileri kaynaklı ve kanıtlı şekilde eski Hitit/Luvi/Lukka-Likya bağlantısı vardır. Mesela Avusturya Arkeoloji Enstitüsü, Efes bölgesinde MÖ ikinci bin yılda Hitit kaynaklarında muhtemelen Apaša diye geçen bir merkezden ve Yunan grupların bölgeye MÖ 1000 civarından itibaren geldiğinden söz ediyor.
Keza sonu -ssos / -ndos bitişli birçok ad ise “Yunanca değil, eski Anadolu dilleri mirası” diye kabul edilir. Misal Sagalassos. Sagalassos, Yunanca biçimiyle bize ulaşmış eski bir Anadolu adıdır. Kökü Luvi-Pisidyadır.
Bu durum Anadolu üzerindeki Helenistik mirası reddetmez. Elbette Helenizm de bu coğrafyanın güçlü katmanlarından biridir. Ama sadece bir katmandır. 19. yüzyıl ulusçuluk masallarını bırakalım da gelecek inşa etmeye bakalım derim. Zira tarihin bir bölümünü cımbızlayıp anlatı yaratmak pek sağlıklı değil. Mesela bu mantığa göre Helenistik dünyada Yunanca konuşan herkes “Yunan” ise Osmanlı döneminde Türkçe konuşan herkes Türktür diyebilir miyiz?
Son olarak Yunan aydınları da uzunca bir süre “Helen” adının paganizmi çağrıştırmasıyla, “Rum/Romios” adının ise Bizans ve kilise mirasıyla kurduğu ilişki arasında gidip gelmiştir. Bir kısmı Fransızlar gibi kendilerine Grek demeyi teklif etmişlerse de Helen ismini daha kapsayıcı bulmuşlar ve ülkelerine Ellada demişler sonunda. Bu isim konusunda 1700’lerin sonunda çok canlı bir kavga var. Fransızlar sağ olsunlar bizzat fiziki ve maddi destekleriyle bu anlatı inşasında büyük rol oynamışlar. 19. yüzyılın ortasında Bizans, Yunan aydınları tarafından yeniden keşfedilip ulusal tarihe eklemlenmiştir. Öncesinde Fransa’daki seküler rüzgarla hep lanetlenen bu miras birden hatırlanmıştır mesela.
Keza “Hangi Yunanca konuşulacak; Dimotiki mi Katharevousa mı?” kavgası ise 1970’lere kadar bitmemiştir. Özetle Yunan ulusunun inşa süreci sancılı geçtiği için bu anlatılara çok sıkı sarılmaları anlaşılır. 19. yüzyıl boyunca Avrupa’dan da destek gördüğü için bizim cenahta da bu anlatılar bir ölçüde karşılık bulmuştur. “Fransız, ansiklopedisine öyle yazmışsa doğrudur” diyen bir anlayış hep olmuş çünkü.
Oysa bizzat kendimiz Hititolojiye, ki burada kastım Hitit göçleri öncesi dönemi de kapsayan eski Anadolu tarihidir, hak ettiği değeri versek neler dökülecek ortaya.
Play off final serisini Galatatasaray'ı üç maçta da yenerek bitiren Fenerbahçe Opet kadın basketbol takımı namağlup olarak 4'üncü, toplamda da 20'nci şampiyonluğunu elde etti. Böylece takım bu yıl Türkiye'deki bütün kupaları namağlup toplamış oldu. Tebrikler Fenerbahçe
👏👏👏🧿
🎙️Fenerbahçe'deyken, '1,2,3,4,5,6,7,8,9,10 sakatımız var, yine de lideriz' demiştiniz.
🗣️Vitor Pereira: Evet dedim
🎙️ Fenerbahçe yine aynı sakatlıkları yaşıyor
🗣️Vitor Pereira: Fenerbahçe ve Türk insanının sahip olduğu ruhu bilirim! Asla vazgeçmezler.
@doktorponcik Hacettepe de bir gastroent. hocamız vardı. Karın ağrısı başlamış. Gün içinde birkaç analjezik almış. Ertesi gün sıcak termofor, anlajezikle devam etmiş. Mühendis bir oğlu vasrdı. Baba, sen apandisit olmayasın, demiş.
Perfore a. Apandisit op oldu.
@doktorponcik Gece saat 3 de karın ağrısı nedeni ile acil servisi arayan bir hastaya, ağrının şekli, yeri başlangıcı ve seyri bilinmeden, muayene etmeden analjejik önermenin doğru bir tarafı yoktur.
@dryesim Haklısınız
Klinikten kliniğe, kişiden kişiye değişen bir düzen. Asistanlar da haklı ...
Bir İngiliz atasözünü çok severim: No pain, no hain
İşini seven cerrahlar için ne uygunsa, öyle olsun.
Sağlıcakla kalın.