INSTEAD OF WATCHING NETFLIX TONIGHT.
Spend 1 hour with this.
Claude AI FULL COURSE that teaches you how to BUILD and AUTOMATE anything.
The people who watch this tonight will wake up tomorrow with a new skill.
Watch it and Bookmark it now.
Sam Altman (CEO of Open AI):
"You no longer need to write prompts."
In just 38 minutes, he explains how to use ChatGpt at a level that most people can't even imagine.
It's talk he gave to stanford students. A friend sent me the recording last night.
After watching it, I realized I was only taking advantage of about 15% of what this tool can really do.
Watch it in full and then read the guide l leave below on how to create a system that prompts itself.
🚨BREAKING: Google Gemini can now analyze any stock like a Wall Street analyst (for free).
Here are 09 insane Gemini prompts that replace $4,000/month Bloomberg terminals:
Save for later🔖
Instead of spending 2 hours on a movie...
Spend 1 hour watching this Anthropic Claude for Finance lecture.
It might be the most valuable free resource on quant AI available right now.
Bookmark it, make time for it today, and thank yourself later.
Havacılıkta talep güçlü, uçak arzı yetersiz ama marjlar neden baskı altında? Özellikle jet yakıtı ve hedge tarafı THY ve Pegasus için ne söylüyor?
Tüpraş, global rafinerilerden neden pozitif ayrışıyor? Bu avantaj sürdürülebilir mi?
Sigortada ise gözler faizlerde. Sıkılaşmanın gevşemesi AGESA gibi şirketlerde kârlılığı nasıl etkileyebilir?
THYAO, PGSUS, TUPRS ve AGESA açısından güzel bir bakış açısı sunan güzel bir yayın. İzlemenizi öneririm.
https://t.co/gOGwZVEp3O
Bu piyasada herkesin içinde taşıdığı gizli bir hayal var. İtiraf edin, sizde de var: "Şu hisseyi tam tepeden satsam, sonra dibi görünce geri alsam."
Bu hayal masumdur, hepimiz kurmuşuzdur. Ama size bugün şunu göstereceğim: Bu hayalin peşinden koşmak, sandığınızdan çok daha pahalıya patlıyor. Hem de matematiksel olarak.
ÖNCE ŞU GERÇEĞİ KABUL EDELİM
Tepe diye bir şey, ancak GEÇTİKTEN sonra vardır.
Şöyle düşünün: Hisse 100 liradan 150 liraya çıktı. Burası tepe mi? Bilemezsiniz. 180 olacaksa burası tepe değil, yolun ortasıdır. 130'a inecekse burası tepedir. Ama bunu ancak birkaç hafta sonra grafiğe baktığınızda anlayacaksınız.
Yani tepe, dikiz aynasından görünen bir yerdir. Siz araba kullanırken önünüze bakarsınız ve önünüzde tepe yazmaz.
Peki bunu kim bilebilir? Kimse. Ne ben bilirim, ne siz bilirsiniz, ne de milyar dolar yöneten fonlar bilir. Bilselerdi zaten fon yönetmezlerdi; oturup dünyayı satın alırlardı.
ŞİMDİ ASIL MESELE: KAÇIRDIĞINIZ GÜNLERİN BEDELİ
İşte size bu piyasada gördüğüm en çarpıcı rakam.
Otuz yıllık bir dönemde, piyasanın en iyi sadece 10 GÜNÜNÜ kaçıran bir yatırımcının toplam getirisi YARIYA iniyor. En iyi 30 günü kaçıranın getirisi ise neredeyse tamamen buharlaşıyor.
Şimdi bunun ne kadar acımasız olduğunu düşünün: Otuz yılda yaklaşık 7.500 işlem günü var. Bunun içinden sadece 10 tanesinde piyasanın dışında kalmak, servetinizin yarısını götürüyor. 7.500 günün 10'u. Yani binde biri.
Neden bu kadar sert? Çünkü bileşik getiri diye bir şey var. Kaçırdığınız o yüzde 8'lik gün, sadece o günün kaybı değildir. O yüzde 8, sonraki 30 yıl boyunca sizin için çalışacak olan sermayenin üzerine binecekti. Kaçırdığınızda sadece bir günü değil, o günün 30 yıllık bileşik etkisini kaybediyorsunuz.
VE İŞTE TUZAĞIN ASIL KISMI
Şimdi size işin en can alıcı bulgusunu söyleyeceğim, çünkü "tepeden satarım, dipten alırım" stratejisinin neden matematiksel olarak çöktüğünü tam olarak bu açıklıyor.
Araştırmalar şunu buluyor: Piyasanın EN İYİ günlerinin yaklaşık dörtte üçü, ya düşüş dönemlerinin içinde ya da toparlanmanın ilk haftalarında geliyor.
Yani en büyük yükseliş günleri, en kötü günlerin hemen yanı başında saklanıyor. Kan gölünün ortasında.
Peki neden böyle? Sebebi çok mantıklı aslında: Sert düşüşlerde panik satışı biter, satacak adam kalmaz. Kaldıraçlı pozisyonlar tasfiye olmuştur, ucuz fiyattan mal toplamak isteyenler devreye girer ve fiyat bir anda yay gibi fırlar. En sert yükselişler, tam da herkesin en çok korktuğu anlarda doğar.
Şimdi bu iki bilgiyi birleştirin:
En büyük kazanç günleri, en korkutucu dönemlerde geliyor. Ve "tepeden satıp dipten alacağım" diyen kişi, tam da o korkutucu dönemlerde piyasanın DIŞINDA oturuyor; dibi bekliyor.
Yani o kişi, kaçırmayı en çok göze alamayacağı günleri, kendi eliyle kaçırıyor. Tepeyi yakalama hayali kurarken, servetin asıl yapıldığı günleri kaybediyor. İşte tuzak budur.
O ZAMAN SİZİN İŞİNİZ NE?
Cevap çok basit ve bunu bir kenara yazın: Sizin işiniz tepeden satmak değil, KÂRLI çıkmaktır.
Bu ikisi aynı şey değil ve karıştırıldığı için insanlar kendilerine eziyet ediyor.
Örnek verelim: 100 liraya aldınız, 200 liraya sattınız. Sonra hisse 250'ye gitti. Şimdi kaybettiniz mi?
Hayır. Paranızı ikiye katladınız. Planınızı yaptınız, uyguladınız, kâr cebe girdi. İşlem başarılıdır, nokta.
O son 50 lira sizin değildi. O para, riski taşımaya DEVAM EDENLERİN parasıydı. Siz riskten çıktınız, karşılığında getiriden de çıktınız. Bu bir kayıp değil, bir takastır.
Sattıktan sonra grafiğe bakıp kendini yemek, düğünde karnını doyurup çıktıktan sonra yolda başkasının baklava yediğini görüp üzülmeye benzer. Siz doydunuz ya. Gerisi başkasının sofrası.
ALIŞ TARAFI DA AYNI
Aynı hastalık alışta da var: "Biraz daha düşsün, dipten alayım."
İki şeyden biri olur. Ya beklediğiniz dip hiç gelmez, hisse yukarı gider ve tren kaçar. Ya da dip gerçekten gelir; ama geldiğinde ortalık öyle bir kan gölüdür ki elinizi tuşa götüremezsiniz.
Çünkü dip, cesaretin bittiği yerdedir. Herkesin "bu iş bitti" dediği yerde oluşur. O gün ekranın karşısında alım yapabileceğinizi düşünüyorsanız, kendinizi kandırıyorsunuz; o gün geldiğinde herkes gibi siz de korkacaksınız.
O halde ne yapacağız? Basit ve uygulanabilir:
Alırken kademeli alın. Tek seferde tüm paranızı koymayın. Beğendiğiniz seviyeden bir kısmını alın, düşerse bir kısmını daha alın. Böylece dibi tutturmaya çalışmazsınız; ortalamada makul bir maliyet yakalarsınız. Amacınız mükemmel fiyat değil, makul fiyat olsun.
Satarken de kademeli satın. Hedefinize gelince bir kısmını satıp kârı cebe koyun, kalanı için stopunuzu yukarı çekip taşımaya devam edin. Böylece hem "erken sattım" pişmanlığı hem de "hiç satamadım" pişmanlığı yaşamazsınız. İki uçtan da kurtulursunuz.
Hedef fiyat değil, hedef şirket belirleyin. Neden aldığınızı bilin. Çünkü çıkış zamanınızı, giriş sebebiniz belirler. Hikaye biterse çıkarsınız; fiyat oynadı diye değil.
Ve sattıktan sonra o grafiği kapatın. Kendinize eziyet etmeyin. Yapılan işlem yapılmıştır.
Eskilerin çok güzel bir sözü var: Balığın başını ve kuyruğunu piyasaya bırak, sen gövdesini ye.
Baş ve kuyruk peşinde koşan, çoğu zaman gövdeyi de kaptırır. Çünkü tepeyi bekleyen satamaz, dibi bekleyen alamaz ve ikisini birden kovalayan, en sonunda sadece pişmanlık toplar.
Borsada mükemmel işlem diye bir şey yoktur; kârlı işlem vardır. Ve mükemmeli kovalayan, elindeki kârlıyı da kaçırır.
Tepe ile dibi bulmak bizim işimiz değil. Bizim işimiz, ortada güzel bir yerden girip güzel bir yerden çıkmak ve gövdeyi yiyip şükretmek.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet; sattığı hisse yükseldi diye günlerdir kendini yiyen bir arkadaşınız varsa ona gönderin, rahatlasın.
#borsa #bist100 #yatırım #alsat #finansalokuryazarlık #YatırımTavsiyesiDeğildir
KAP'ta neredeyse her gün bir "yeni iş ilişkisi" açıklaması görüyoruz. Hisse açılışta tepki veriyor, akşama kadar unutuluyor.
Oysa bu açıklamalar, bir şirketin gelecek dönem cirosuna dair bilançodan önce eline geçen tek somut veri. Sorun açıklamanın kendisinde değil, nasıl okunduğunda.
Ben şöyle bakıyorum 👇
───
1️⃣ Rakam tek başına hiçbir şey anlatmıyor.
"Şirket 500 milyon TL'lik iş aldı" cümlesi, şirketin büyüklüğünü bilmeden eksik bir cümledir.
50 milyar ciroluk bir şirket için bu ufak bir rakam. 400 milyon ciroluk bir şirket için hikâyenin kendisi.
Bu yüzden mutlak tutar yerine basit bir oran kullanılması gerekiyor.
Alınan iş / Yıllık satışlar
Yabancı literatürde bunun benzeri "book-to-bill" oranı olarak geçer: alınan siparişin faturalanan işe oranı. 1'in üzeri, şirketin harcadığından daha hızlı iş biriktirdiği anlamına gelir. Savunma, taahhüt, mühendislik gibi proje bazlı sektörlerde büyüme sinyalini bilançodan aylar önce verir.
2️⃣ Ama oran bir sonuç değil, hemen arkasından bazı sorulara yanıt bulmanız gerekiyor.
Yüksek oran gördüğünüzde iş bitmiyor, orada başlıyor. Çünkü oranı kolayca yanıltıcı hale getiren üç şey var:
▪️ Süre
Sözleşme bedeli tek seferde ciroya yazılmaz, işin süresine yayılır. %240'lık bir oran 3 yıllık bir işse, yıllık etkisi %80'dir. Aynı rakam ama hikayeye yansıması çok farklı
▪️ Marj
Ciro kâr değildir. Taahhüt işlerinde brüt marjlar tek haneye kadar inebilir. Büyük iş alan şirket, düşük marjla almışsa özkaynak kârlılığını artırmaz, sadece bilançoyu şişirir.
▪️ Pay ve para birimi
İş bir konsorsiyum üzerinden alındıysa şirketin payı %30 olabilir. Bedel döviz cinsindense kur varsayımı gerekir. İki durumda da açıklamadaki başlık rakam şirketin cebine girecek rakam değildir.
3️⃣ Bir de çift sayma hatası
Aynı iş önce "ihaleyi kazandık", sonra "sözleşmeyi imzaladık" diye iki kez açıklanabiliyor. Yıllık toplam çıkarırken bunları ayıramazsanız yanlış bir rakam elde edebilirsiniz.
───
📊 Tabloya gelirsek
Aşağıdaki listede 2026'da yeni iş ilişkisi açıklayan ve 2025/12 yıllık satış verisi bulunan 16 şirket var. Orana göre büyükten küçüğe sıraladım.
5 şirkette alınan iş, yıllık cironun tamamını aşıyor.
Tablo bir tarama çıktısı, bir sonuç değil. İlginizi çeken şirket için KAP açıklamasının tam metnine giderek ve şu beşine bakabilirsiniz;
• İşin süresi kaç yıl? Teslimat tarihi ne ?
• Bedel hangi para biriminde?
• Şirketin iş ortaklığındaki payı ne?
• KDV dahil mi hariç mi?
• Yeni iş ilişkileri çoktan fiyata yansıdı mı ? (Çarpan analizi)
Sistematik yatırım dediğimiz şey de zaten bu: veriyi bulmak değil, bulduğunuz veriye doğru soruyu sormak.
Backlog odaklı yatırım tezleri, gelecek dönem hasılatının önemli bir bölümünü sözleşmeye bağlanmış i��ler üzerinden görünür kıldığı için tahmin hatası riskini ve buna bağlı pozisyon stresini görece azaltır.
Hisse fiyatlaması nihayetinde geleceğe ilişkin beklentilerin bugüne iskonto edilmesi olduğuna göre, büyüyen bir backlog, şirketin makul bir kâr marjı öngörüsüyle desteklendiğinde, tezin en kırılgan girdisini, yani gelecek nakit akışını, tahminden gözleme dönüştürür. Bu yönüyle kurulması ve izlenmesi görece kolay, disiplinli bir çerçeve sunar.
Not: İlgili şirketler bu yeni iş ilişkilerini çoktan fiyatlara dahil etmiş olabilir.Bundan dolayı yatırım tavsiyesi değildir.
#altny #astor #brsan #asels #fonet #oncsm #ıntek #tkfen #ucaym #manas #forte #yeotk #ceoem #gateg #sdttr #cwene
Değerli arkadaşlar, döngüsellik yazıma bir halka daha ekliyorum. Şimdiye kadar emtia döngülerini, faiz döngüsünü ve bankaların neden öncü olduğunu anlattım. Bugün ise en gözden kaçan ama en öngörülebilir olanı konuşacağız: MEVSİMSELLİK.
Çünkü borsanın da bir takvimi vardır. Her sektörün bir hasat mevsimi, bir de sessiz dönemi vardır. Bunu bilen insan, takvime bakarak nereye dikkat edeceğini kestirir. Ama baştan uyarayım: Bu iş EZBER işi değil, ANLAMA işidir. Nedenini yazının sonunda çok net göreceksiniz.
Mevsimsellik şu basit gerçeğe dayanır: Bazı şirketlerin satışları yıla eşit dağılmaz. Yılın belli bir döneminde patlar, diğer dönemlerde durgunlaşır.
Bir kalem üreticisi yada kırtasiye şirketini düşünün. Nisan ayında kim defter, kalem, çanta alır? Kimse. Peki ağustos sonu ve eylül başında? 20 milyona yakın öğrenci aynı anda alışverişe çıkar. Yani o şirketin yıllık cirosunun büyük bölümü birkaç haftaya sıkışır.
İşte bu, mevsimselliktir. Ve borsada önemli olmasının sebebi şu: Satışlar artınca ciro artar, ciro artınca kâr artar, kâr artınca bilanço güçlenir ve bilanço güçlenince hisse fiyatlanır. Zincir budur.
Ağustos sonu - Eylül: Okula dönüş. Sezonun yıldızı kırtasiye ve eğitim sektörü. Kalem, defter, boya, çanta, beslenme kutusu üreticileri ile kağıt-karton tarafı hareketlenir.
Sektör temsilcilerinin kendi ifadesiyle "okula dönüş dönemi kırtasiye sektörünün en büyük bayramı." Ve dikkat: E-ticaret tarafında hareket 15 Ağustos gibi başlıyor, perakendede ise 1 Eylül'den itibaren. Yani takvimi bilen, alışverişin başladığı tarihi de bilir. Bu dönemde yayınc��lık, dershane-eğitim şirketleri ve okul servisi-ulaşım tarafı da canlanır.
İlkbahar - Yaz: Turizm. Havayolları, otelciler, seyahat şirketleri. Rezervasyonlar ilkbaharda alınmaya başlar, asıl ciro 2. ve 3. çeyrekte yazılır. Turizm şirketlerinin bilançosunda yaz çeyreği ile kış çeyreği arasında dağlar kadar fark olur. Bu yüzden turizm hisselerini kış bilançosuna bakarak değerlendiren, hep yanılır.
İlkbahar - Yaz: Klima, dondurma, meşrubat, beyaz eşya. Hava ısınmadan klima satılmaz. Yaz aylarında soğutucu, içecek ve dondurma tarafında ciro patlar.
Ramazan ve bayram öncesi: Gıda ve perakende. Toplu tüketimin arttığı dönemlerde gıda üreticileri, market zincirleri, şeker-çikolata-süt ürünleri tarafı hareketlenir. Bayram öncesi hediyelik, giyim ve kuyumculuk da bu döngüye dahildir.
Sonbahar ve ilkbahar: Tarım ve gübre. Ekim dönemleri öncesinde gübre talebi artar. Gübre şirketlerinin döngüsü hem ekim takvimine hem de doğalgaz maliyetine bağlıdır; bunu döngüsellik yazımda anlatmıştım.
İlkbahar - Sonbahar: İnşaat ve çimento. Kışın şantiyeler yavaşlar, hava düzelince inşaat başlar. Çimento şirketlerinin 2. ve 3. çeyrek bilançoları genelde en güçlü olanlardır. Kış çeyreğinde zayıf bilanço görmek normaldir; panik yapmayı gerektirmez.
Kış: Enerji. Soğuklarla birlikte elektrik ve doğalgaz talebi artar. Elektrik üretim ve dağıtım şirketleri için kış, hasat dönemidir. Ayrıca doğalgaz fiyatları ve kuraklık-yağış durumu, hidroelektrik üreticilerinin kaderini belirler.
Kasım - Aralık: Perakende ve yılbaşı. İndirim günleri ve yılbaşı alışverişi ile perakende, teknoloji marketleri ve e-ticaret canlanır.
Mart - Mayıs: Temettü sezonu. Bu, sektörel değil piyasa geneline yayılan bir mevsimselliktir. Şirketler kâr dağıtım kararlarını açıklar ve temettü verimi yüksek hisselere ilgi artar. Temettü öncesi alım, temettü sonrası fiyat düzeltmesi klasik bir örüntüdür.
Bilanço dönemleri. Şubat-Mart, Mayıs, Ağustos ve Kasım. Bilanço takvimi bir mevsimselliktir ve tüm sektörleri ilgilendirir.
ŞİMDİ İŞİN EN ÖNEMLİ KISMI: BU BİLGİYİ NASIL KULLANMAYACAĞIZ?
Buraya çok dikkat edin. Yukarıdaki takvimi okuyup "o zaman eylülde kırtasiye alırım, yazın turizm alırım" derseniz, size para kaybettirebilecek bir ezber yapmış olursunuz. Nedenini anlatayım.
Birinci ve en kritik hata: Fiyat, bilançodan ÖNCE hareket eder.
Şirketin en iyi çeyreği ile hissenin en iyi dönemi AYNI ŞEY DEĞİLDİR. Piyasa geleceği fiyatlar. Kırtasiye şirketinin muhteşem 3. çeyrek bilançosu kasım ayında açıklanır; ama o bilançoyu bilen para, temmuz-ağustosta pozisyonunu almıştır.
Yani okullar açıldığında, gazetelerde "kırtasiyede yoğunluk" haberleri çıktığında ve herkes bunu konuştuğunda, o hareket çoktan fiyatlanmış olabilir. Beklentiler alınır, gerçekler satılır dersini hatırlayın; mevsimsellik bu dersin en tipik uygulama alanıdır. Haberi görüp koşan, çoğu zaman erken davrananların çıkış kapısı olur.
İkinci hata: Mevsimsellik garanti değil, EĞİLİMDİR.
Her yıl aynı şey olmaz. Ekonomik durgunluk varsa veliler kırtasiyeye daha az harcar; nitekim sektör temsilcileri bu yıl için "ciro büyüdü ama adet bazında daha seçici bir alışveriş davranışı gördük" diyor. Yani ciro artışının önemli bir kısmı fiyat artışından geliyor, gerçek talep artışından değil. Bu ayrımı görmezseniz yanılırsınız.
Aynı şekilde bir jeopolitik kriz turizm sezonunu mahvedebilir, sıcak geçen bir kış enerji talebini düşürebilir, kuraklık tarımı vurabilir.
Üçüncü hata: Makro her şeyi ezer.
Bu belki en önemlisi. Faiz, kur ve küresel risk iştahı; mevsimselliği kolayca silip süpürür. Faizlerin sert yükseldiği bir dönemde kırtasiye şirketinin güçlü sezonu, hisseyi kurtarmaya yetmeyebilir. Mevsimsellik ancak makro tablo nötr ya da destekleyiciyken düzgün çalışır. Yani mevsimsellik bir ana motor değil, bir DESTEK RÜZGARIDIR. Rüzgar geminizi hızlandırır ama fırtınada rotayı belirleyen fırtınadır.
O HALDE DOĞRU KULLANIM NASIL?
Benim yöntemim şu ve size de bunu öneririm.
Takvimi bir tarama filtresi olarak kullanın, alım sinyali olarak değil. "Şimdi hangi sektörün mevsimi yaklaşıyor" diye sorun ve o sektörü izlemeye alın. Ama alım kararını mevsimsellik tek başına vermesin.
Mevsimden 1-2 ay ÖNCE bakmaya başlayın. Herkes konuşurken değil, kimse konuşmazken. Okul eylülde açılıyorsa, siz temmuzda bakmaya başlayın. Turizm yazın patlıyorsa, siz mart-nisanda bakın.
Hacim ve ayrışmayla doğrulayın. Mevsimi yaklaşan sektörde hacim artıyor, hisse endeksten pozitif ayrışıyorsa, akıllı para o hikayeyi görmüş demektir. Ortada haber yokken hacim varsa, birileri bir şey biliyor. Ama mevsim geldiği halde hisse hareketsizse, ya piyasa o hikayeye inanmıyordur ya da çoktan fiyatlanmıştır.
Bilanço takvimini bilin. Mevsimin bilançoya hangi çeyrekte yansıyacağını bilirseniz, hem beklentiyi hem de realizasyon riskini önceden görürsünüz.
Ve mutlaka stop kullanın. Mevsimsellik de bir hikaye ticaretidir; hikaye bozulursa çıkarsınız. Stop anayasamı okuyanlar bilir.
Bakın, mevsimselliği bilmek şunu kazandırır: Piyasada olan biteni RASTGELE görmezsiniz. Ağustos sonunda kırtasiye tarafında hareket görünce şaşırmazsınız; kışın çimento bilançosu zayıf gelince panik yapmazsınız; turizm şirketinin ocak bilançosuna bakıp "bu şirket batıyor" demezsiniz.
Yani mevsimsellik size kazandırmadan önce, gereksiz KAYIPLARDAN korur. Ve bu piyasada kaybetmemek, kazanmanın yarısıdır.
Aradaki fark, takvime bakmakla saati okumak arasındaki farktır. Takvime bakan tarihi bilir; saati okuyan ne zaman harekete geçeceğini bilir.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet yaparsanız sevinirim.
#borsa #bist100 #mevsimsellik #döngüsellik #yatırım #sektörrotasyonu #YatırımTavsiyesiDeğildir
8 GÜN, 3 KARAR: Piyasanın Kaderi Eylülün İlk Haftasında Belirlenecek önümüzdeki 8 gün içinde arka arkaya 3 kritik veri geliyor ve bu üçü birlikte, sadece borsanın değil; kurun, faizin, konut piyasasının ve hatta önümüzdeki dönemin siyasi takviminin işaretlerini verecek. Takvimi yazın bir kenara ve neye bakacağınızı öğrenin.
3 Eylül Perşembe: Ağustos enflasyonu
7 Eylül Pazartesi: Orta Vadeli Program
10 Eylül Perşembe: Merkez Bankası faiz kararı
Şimdi bunları tek tek açalım.
3 EYLÜL: ENFLASYON, YANİ İNDİRİMİN BİLETİ
TÜİK, ağustos enflasyonunu 3 Eylül Perşembe saat 10:00'da açıklayacak.
Beklenti ne? Merkez Bankası'nın 68 katılımcıyla yaptığı Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre aylık TÜFE beklentisi yüzde 1,67
Bazı kurumlar ise motorindeki ÖTV düzenlemesi ve eşel mobil değişikliğini de hesaba katarak yüzde 1,9 civarında bir rakam hesaplıyor. Yani beklenti bandı kabaca yüzde 1,7 ile 2 arasında.
Şu detayı da not edin: Bir önceki anket döneminde ağustos beklentisi yüzde 1,44'tü, şimdi yüzde 1,67'ye YÜKSELDİ. Yani piyasa, ağustosta bir miktar ivmelenme bekliyor. Yıl sonu enflasyon beklentisi de yüzde 29,21'den yüzde 29,43'e çıktı.
Peki biz neye bakacağız? Manşet yıllık rakama değil, 3 şeye:
Birincisi, aylık rakam beklentiyi aşıyor mu? Yüzde 2'nin belirgin üzerinde bir veri, 10 Eylül'deki indirim ihtimalini zayıflatır.
İkincisi, çekirdek enflasyon ve hizmet enflasyonu. Manşet enflasyon enerji ve gıdayla oynar; asıl kalıcı eğilimi çekirdekte görürsünüz. Merkez Bankası da karar verirken oraya bakar.
Üçüncüsü, momentum. Yani aylık artışların 3 aylık ortalaması düşüyor mu? Tek bir ayın iyi gelmesi bir şey ifade etmez; yön önemlidir.
Bu veri, 10 Eylül'deki faiz kararının biletidir. İyi gelirse indirimin önü açılır, kötü gelirse Merkez Bankası temkinli kalır.
7 EYLÜL: OVP, YANİ ASIL HABER BURADA
Şimdi çoğu yatırımcının atladığı ama bence haftanın en önemli başlığına geliyoruz.
Orta Vadeli Program, ekonominin 3 yıllık yol haritasıdır. Bu yıl 2027-2029 dönemini kapsayacak ve 7 Eylül Pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklanması bekleniyor.
İçinde ne var? Enflasyon, büyüme, işsizlik, cari açık, ihracat ve ithalat hedefleri. Bunun yanında kamu maliyesi, bütçe dengesi, kamu idarelerinin ödenek tavanları ve öncelikli reform alanları.
Neden bu kadar önemli? Çünkü OVP sadece bir tahmin listesi değil; devletin gelecek 3 yıl NASIL PARA HARCAYACAĞININ ilanıdır. Bütçe buna göre yapılır, kurumların harcama tavanları buna göre belirlenir, memur ve emekli zamları buna göre şekillenir.
Ekonomi literatüründe bilinen bir olgu var: Siyasi konjonktür döngüsü. Kısaca şunu söyler: Seçime yaklaşan iktidarlar, harcamayı artırma, vergiyi hafifletme ve büyümeyi destekleme eğilimine girer. Bu, Türkiye'ye özgü değil; dünyanın her yerinde gözlenen bir davranış kalıbıdır.
Bu yüzden OVP'de şunlara bakacağız:
Bütçe açığının milli gelire oranı hedefi ne? Eğer bu oran belirgin şekilde YÜKSELTİLİYORSA, yani "daha fazla açık vereceğiz" deniyorsa, bu genişleyici maliye politikası sinyalidir.
Büyüme hedefi nedir? Mevcut şartlarda gerçekçi olmayacak kadar yüksek bir büyüme hedefi konuluyorsa, bunun için harcama ve kredi kanallarının açılacağı düşünülür.
Kamu yatırım harcamaları ve transfer harcamaları artıyor mu? Sosyal destekler, asgari ücret ve maaş politikaları nasıl çerçeveleniyor?
Şimdi net konuşayım: Bu göstergelerde belirgin bir gevşeme varsa piyasa bunu "erken seçim ihtimali masada" diye okur.
Bu benim siyasi bir tahminim değil; piyasanın kurduğu geleneksel okuma budur ve bu okumanın kendisi fiyatları hareket ettirir.
Tersi de geçerli: Eğer OVP sıkı maliye politikasında ısrar ediyor, bütçe açığı hedefini daraltıyor ve enflasyonla mücadeleyi önceliklendiriyorsa, o zaman "normal takvim işliyor" mesajı çıkar.
Yatırımcı açısından fark şu: Genişleyici bir program kısa vadede borsayı, inşaatı, perakendeyi ve tüketimi destekler ama enflasyon ve kur tarafında risk yaratır, faiz indirim alanını daraltır. Sıkı bir program ise kısa vadede daha sancılıdır ama dezenflasyonu ve dolayısıyla kalıcı faiz indirimlerini destekler. İkisi farklı sektörlere yarar; o yüzden 7 Eylül'ü dikkatle okuyun.
10 EYLÜL: PARA POLİTİKASI KURULU
Ve haftanın finali: Merkez Bankası faiz kararı.
Bu toplantıya çok özel bir zeminde gidiyoruz. Merkez Bankası, 1 Mart'ta ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerine 24 Ağustos'ta yeniden başladı ve ilk ihaleyi yüzde 37'den yaptı.
Yani bankaların fonlama maliyeti yüzde 40'lık gecelik kanaldan yüzde 37'ye çekildi. Politika faizi değişmeden, fiilen 3 puanlık bir gevşeme yapıldı. Ben buna örtülü faiz indirimi diyorum ve bunu haftalar önce yazmıştım.
Şimdi 3 senaryo var:
Senaryo 1: Ölçülü indirim. Enflasyon verisi iyi gelir ve kur sakin kalırsa politika faizinde ölçülü bir indirim gelebilir. JP Morgan da enflasyon görünümündeki iyileşmenin eylülden itibaren indirim alanı açtığını yazmıştı.
Senaryo 2: Faiz sabit, gevşeme likiditeden devam. Merkez Bankası politika faizini yüzde 37'de tutup, fiili gevşemeyi likidite kanalından sürdürebilir. Bu senaryoyu atlamayın; resmi indirim gelmese de para ucuzlamaya devam edebilir.
Senaryo 3: Temkinli duruş. Enflasyon beklentiyi aşar ya da OVP fazla gevşek çıkarsa, Merkez Bankası frene basar. Hatırlatayım: Enflasyon Raporu'nda yıl sonu tahmini yüzde 26'dan yüzde 28'e YÜKSELTİLMİŞTİ ve sıkı duruşun süreceği vurgulanmıştı.
ÜÇÜ NASIL BİRBİRİNE BAĞLANIYOR?
İşte asıl mesele burada ve bunu görürseniz haftayı doğru okursunuz.
Zincir şöyle işliyor: 3 Eylül'deki enflasyon verisi, Merkez Bankası'nın elini belirler. 7 Eylül'deki OVP, maliye politikasının yönünü gösterir; çünkü maliye gevşerse para politikası sıkı kalmak zorunda kalır, ikisi birden gevşeyemez. Ve 10 Eylül'deki karar, bu iki girdinin sonucu olarak şekillenir.
Yani sıralama tesadüf değil. Merkez Bankası, hem enflasyon verisini hem de hükümetin harcama planını gördükten sonra karar veriyor olacak. Bu yüzden 10 Eylül'ü tahmin etmek isteyenlerin önce 3 ve 7 Eylül'ü okuması gerekiyor.
BİZ NE YAPACAĞIZ?
Her zamanki gibi: Tahmin etmeyeceğiz, hazırlanacağız.
Şunları izleyin: 3 Eylül'de aylık ve çekirdek enflasyon, 7 Eylül'de bütçe açığı ve büyüme hedefleri, 10 Eylül'de hem karar hem karar metninin dili. Bunların yanında da her gün kuru, gösterge tahvil faizini ve Merkez Bankası'nın ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini takip edin.
Sektör tarafında: Faiz indirim döngüsü netleşirse bankacılık, GYO, inşaat ve borç yükü ağır şirketler öne çıkar. OVP'de genişleme sinyali varsa buna perakende ve tüketim de eklenir. Sıkı bir program çıkarsa ihracatçılar ve nakit zengini şirketler görece korunur.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet yapmayı unutmayın.
#borsa #bist100 #enflasyon #ovp #tcmb #faiz #ekonomi #YatırımTavsiyesiDeğildir
Pinkman Akademiden Yatırımcılara Mektup
Konu: Platform Turizm (#PLTUR) — Filo Yaşlanıyor, Defter Yaşlanmıyor
Sevgili yatırımcılar,
Bir otobüs, garajdan ilk çıktığı gün en değerli halindedir. Sonra her gün yol yer, her kilometre onu biraz daha eskitir. On yıl sonra aynı otobüs hâlâ çalışıyor olabilir, ama artık ilk günkü otobüs değildir. Muhasebenin işi tam da budur: bu yıpranmayı her yıl bir miktar gider yazarak defterin gerçeği yansıtmasını sağlamak. Platform Turizmin finansallarını okurken en çok üzerinde durduğum soru şu oldu: bu şirketin defteri, filosunun yaşlanmasını takip ediyor mu?
Önce şirketin ne yaptığını netleştireyim, çünkü adı yanıltıcı. "Turizm Taşımacılık" yazsa da bu şirket esasen bir filo kiralama işletmesidir. Bilançosunun yarıdan fazlası, tam olarak sekiz milyar dokuz yüz milyon lirası, müşterilere kiraladığı araçlardan oluşuyor. Yani şirket bilet satmıyor; araç kiralıyor. Bu ayrım önemli, çünkü böyle bir işte kârı belirleyen üç şey vardır: kiranın fiyatı, aracın maliyeti ve aracın ne kadar hızlı değer kaybettiği.
İlk iki başlıkta iyi haberler var. Şirketin nakit ��retimi en güçlülerden biri: yılın ilk yarısında işletmeden bir milyar sekiz yüz elli dört milyon lira girmiş, bu da aynı dönemin FAVÖKünün bir buçuk katından fazla. Üstelik bu nakitle borcunu ödemiş: finansal borç üç buçuk milyardan iki buçuk milyara inmiş, altı yüz milyonluk kira sertifikası itfa edilmiş. Net borcu FAVÖKünün sadece yüzde altmış sekizi kadar. Ve bütün bunlara rağmen hisse, defter değerinin yarısına işlem görüyor.
Şimdi üçüncü başlığa, yani aracın değer kaybına gelelim. Dipnotlara indiğimde şunu buldum: filonun maliyet değeri dokuz milyar beş yüz yirmi dört milyon lira, buna karşılık bugüne kadar ayrılmış toplam amortisman sadece beş yüz seksen altı milyon lira. Oran yüzde altı. Bir araç filosu için bu rakam olağanüstü düşüktür. Daha da dikkat çekicisi, iki bin yirmi beşin başında bu filo için ayrılmış birikmiş amortisman on milyon liraydı — yani neredeyse hiç. Şirket bu varlıkları fiilen ancak geçen yıldan itibaren amortismana tabi tutmaya başlamış.
Bugünkü hızı yıllığa çevirdiğimde ortaya çıkan oran yılda yaklaşık yüzde dört. Bu, otobüslere ve ticari araçlara yirmi dört yıllık bir ömür biçmek demektir. Sektörde tipik ömür sekiz ile on beş yıl arasındadır. Peki bunun yatırımcı için anlamı ne? Şu: amortisman ne kadar yavaş yazılırsa kâr o kadar yüksek görünür. Kaba bir hesap yapayım — bu oran yüzde sekize çıksaydı yıllık gider yaklaşık üç yüz yetmiş üç milyon lira artardı ki bu, şirketin son on iki aydaki net kârının yüzde altmış ikisine denk gelir.
Burada adil olmam gerekiyor. Kiralama işinde araçların ikinci elde iyi para etmesi bekleniyorsa, düşük amortisman kısmen savunulabilir. Nitekim şirket ikinci el araç da satıyor ve bu, gelirinin yüzde on birini oluşturuyor. Ama işte tam bu noktada ikinci bir rakam beni durdurdu: yılın ilk yarısında filodan çıkan araçların defter değeri bir milyar kırk bir milyon lira, buna karşılık ikinci el araç satışından elde edilen gelir beş yüz yetmiş dokuz milyon lira. Aradaki dört yüz altmış milyonluk fark ya araçların defterin altında satıldığını, ya da çıkışların bir kısmının satış dışı olduğunu gösteriyor.
Bu iki bulguyu yan yana koyduğunuzda ortaya rahatsız edici bir resim çıkıyor: defter değeri yavaş düşürülüyor, ama araçlar defterin altında elden çıkıyor. Ve bu, bence şirketin en büyük sorusunu da açıklıyor. Yılın ilk yarısında satışlar yüzde on dokuz büyürken brüt kâr yüzde yirmi üç düşmüş; brüt marj yüzde otuz birden yüzde yirmiye, yani on bir puan çökmüş. Satışların maliyeti yüzde otuz sekiz artmış. Bunun bir bölümü kira fiyatlarının maliyetleri yakalayamamasından olabilir, ama defterin altında satılan araçlar da bu makası açıyor olabilir.
Kârlılık tarafındaki tablo da bunu doğruluyor. Net kâr üç yıldır geriliyor: sekiz yüz doksan milyondan sekiz yüz otuz beşe, oradan altı yüz beş milyona. Oysa aynı dönemde satışlar yüzde otuz yedi büyümüş. Yılın ilk yarısında net kâr üç yüz otuz bir milyondan yüz bir milyona, yani yüzde altmış dokuz düşmüş. Sebeplerden biri finansman gideri: dört buçuk katına çıkmış ve artık faaliyet kârının yüzde kırk üçünü yiyor.
Bir de sahiplik yapısına dair bir not düşmeliyim. Platform Turizm, Albayrak Grubunun bir şirketi ve dipnotta altmıştan fazla ilişkili taraf listelenmiş — gazetesinden limanına, traktör fabrikasından atık yönetimine uzanan geniş bir grup. Şirketin ticari alacağının yüzde yirmi sekizi bu grup içinden; tek başına Albayrak Turizmden olan alacak yedi yüz yetmiş dokuz milyon lira, yani toplam alacağın altıda birinden fazlası. Bu, gelirin bir bölümünün grup içi olduğu anlamına gelir ve fiyatlama gücünün ne kadar bağımsız olduğunu sorgulatır.
Buna karşılık şirketin alacak muhasebesi gerçekten temiz: dört buçuk milyarlık alacak içinde şüpheli olan sadece dokuz buçuk milyon ve tamamına karşılık ayrılmış. Karşılıksız bekleyen tek kuruş yok. Bu, son haftalarda incelediğim pek çok şirketten iyi bir tablo.
Toparlayayım. Karşımızda nakit üreten, borcunu azaltan, alacağını temiz tutan ve defterinin yarısına fiyatlanan bir filo şirketi var. Bunlar gerçek ve değerli. Ama aynı şirketin brüt marjı on bir puan çökmüş, net kârı üç yıldır geriliyor ve filosunu yılda sadece yüzde dört oranında eskitiyor. Bir otobüs on yılda yüzde kırk değer kaybediyorsa ve siz defterde yüzde dört yazıyorsanız, aradaki fark bir gün önünüze çıkar. Defterin ucuz görünmesi, filonun gerçekten o değerde olmasına bağlıdır.
Tüm bu tartıyı tek bir sayıya indirdiğimde operasyonel Pinkman Skorum 5.0/10 — motor çalışıyor, kasa doluyor, borç azalıyor; ama filo yaşlanırken defter yaşlanmıyor.
Saygılarımla,
Pinkman Akademi
20 Ağustos 2026
"Hocam çok uzun yazıyorsunuz." Bugün bunun cevabını vereceğim ve aynı zamanda son dönemde çok sorulan abonelik sorularını da toplu olarak yanıtlayacağım.
NEDEN UZUN YAZIYORUM?
Cevap çok basit: Çünkü kısa yazarsam siz sadece SONUCU öğrenirsiniz. Uzun yazarsam MEKANİZMAYI öğrenirsiniz.
Aradaki fark şu: Size "faiz inecek, bankalara bakın" desem, o cümle bir kere işinize yarar. Ama size faizin neden ineceğini, hangi göstergeden anlaşıldığını, bankanın neden ilk faydalanan olduğunu, ondan sonra sırasıyla hangi sektörlerin geleceğini anlatırsam, bu bilgi ömür boyu işinize yarar. Bir dahaki döngüde bana ihtiyacınız kalmaz; kendiniz görürsünüz.
Ben size balık vermeye çalışmıyorum. Balık tutmayı öğretmeye çalışıyorum. Balık verirsem bir gün doyarsınız; tutmayı öğrenirseniz ömür boyu doyarsınız.
Ve şunu açık söyleyeyim: Bu yazdıklarımı bugüne kadar kimse size düzgün anlatmadı. Çoğu insan piyasada yıllarını geçiriyor ama tahvil faizinin borsayla ne alakası var bilmiyor. Dolar endeksi yükselince neden altının baskılandığını bilmiyor. Halka arzın neden likidite emdiğini bilmiyor. Merkez Bankası'nın repo ihalesini açmasının neden fiili faiz indirimi anlamına geldiğini bilmiyor.
Bunları bilmeyince ne oluyor? İnsanlar mecburen başkasının söylediği hisseyi alıyor. Birinin "şu hisse uçacak" dediği tahtaya giriyor, sonra düşünce ne yapacağını bilemiyor. Çünkü neden aldığını bilmiyor ki, ne zaman çıkacağını bilsin.
İşte ben bunu değiştirmeye çalışıyorum. Uzun yazmamın tek sebebi bu.
Son zamanlarda abonelik tarafını çok soruyorsunuz, toplu cevap vereyim. Hem X tarafında hem Skool tarafında güzel bir topluluk oluştu ve orada işleyiş şöyle:
Piyasayı bir bütün olarak takip ediyoruz. Sadece BIST değil; Amerikan borsaları, tahvil faizleri, dolar endeksi, altın, gümüş, petrol, kripto. Çünkü artık hiçbir piyasa ada değil. İstanbul'daki bir hissenin fiyatı, Washington'daki bir tahvil faizine bağlı ve bunu görmezseniz sürekli şaşırırsınız.
Döngüselliği öğreniyoruz. Bence işin kalbi burası. Petrol yükselince kim kazanır kim kaybeder, faiz inince hangi sektörün mevsimi açılır, kur oynayınca ihracatçı mı ithalatçı mı güler. Bunu bilen insan, haber çıktığında panik yapmaz; ne olacağını zaten bilir.
Momentumu ve trendi takip ediyoruz. Paranın nereye aktığını, hangi sektörün pozitif ayrıştığını, hacmin nerede toplandığını izliyoruz. Kimin ne dediğine değil, kimin ne ALDIĞINA bakıyoruz.
Canlı yayınlarda her şeyi detaylı aktarıyorum. Yazıyla anlatılamayan şeyler oluyor; grafiği açıp göstermek, soruları anında cevaplamak gerekiyor. Onu da orada yapıyoruz.
BİZİM GÜNDEMİMİZDE OLMAYAN ŞEYLER
Belki de en önemli kısım bu. Orada neyi KONUŞMADIĞIMIZI da söyleyeyim.
"Falanca fon şu hisseyi almış" muhabbeti bizim gündemimizde yok. "Şu ünlü isim şöyle dedi" muhabbeti hiç yok. "Piyasa kötüye gidiyor, her şey bitti" paniği de yok.
Neden yok? Çünkü piyasa kötüye gidiyorsa bile o gün trend devam eden bir yer mutlaka vardır. Bizim işimiz ağlamak değil, o yeri bulmak. Endeks düşerken de bir sektör yükselir; döngüyü bilen onu görür, bilmeyen "piyasa berbat" der ve oturur.
Amacımız Borsayı gerçekten anlamak, döngüleri kaçırmamak ve momentumu yakalamak. Üçü bu kadar.
Ben size zengin olacaksınız demiyorum. Kimse böyle bir şey söyleyemez; söyleyen varsa ondan uzak durun. Borsada garanti yoktur, benim de yoktur. Yanılırım, hepimiz yanılırız; önemli olan yanıldığımızda ne yaptığımızdır, stopu bu yüzden bu kadar çok anlatıyorum.
Benim söylediğim şey şu: Burada gürültüden uzak, veriye dayalı bir ortam var ve burada geçirdiğiniz zaman sizi daha bilinçli bir yatırımcı yapar.
Ve davetim de dürüst olsun: Abone olun, 1 ay bakın. Size uymadığını düşünüyorsanız çıkarsınız, hiç kimse alınmaz. Ben zaten kimseyi tutmaya çalışmıyorum. Ama şunu da söyleyeyim: Abonelerim genelde kolay kolay ayrılmıyor. Çoğu artık X'te bile gezinmiyor, başkalarının ne yazdığına bakmıyor. Sebebi de basit; ihtiyaç duydukları her şey zaten orada.
Bakın, bu piyasada en pahalı şey bilgisizlik. Bilmediğiniz için aldığınız hisse, bilmediğiniz için satamadığınız pozisyon, bilmediğiniz için kaçırdığınız döngü... Hepsinin faturası aynı yere geliyor: Cebinize.
O yüzden uzun yazmaya devam edeceğim. Kusura bakmayın ama kısaltmayacağım. Çünkü benim derdim beğenilmek değil, sizin bu işi gerçekten öğrenmeniz.
Okuyan, sabreden ve öğrenmeye çalışan herkese teşekkür ederim. Yolumuz uzun ama gittiğimiz yer belli: Gürültünün değil, gerçeğin olduğu taraf.
#borsa #bist100 #yatırım #finansalokuryazarlık
MERKEZ BANKASI MUSLUĞU YENİDEN AÇTI: Örtülü Gevşeme Başlıyor, Şimdi Nereye Bakacağız?
Değerli arkadaşlar, bu akşam çok önemli bir karar geldi ve bu kararı beklediğimizi söylemiştim. Merkez Bankası, 1 Mart 2026'da ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlıyor. Yaklaşık 6 ay sonra musluk yeniden açılıyor.
Şimdi bunun ne anlama geldiğini, neden bu kadar önemli olduğunu ve en önemlisi yarından itibaren hangi sektörlere bakmamız gerektiğini anlatacağım.
ÖNCE KARARI ANLAYALIM: İKİ MUSLUK MESELESİ
Daha önce yazmıştım, hatırlayanlar olacaktır: Bankaların para içtiği 2 musluk var.
Birinci musluk, şebeke suyu: Politika faizi olan haftalık repo. Bu, Merkez Bankası'nın temel politika aracıdır ve daha ucuzdur.
İkinci musluk, tanker suyu: Gecelik fonlama. Bu daha pahalıdır.
Mart başında Merkez Bankası şebeke musluğunu KAPATTI; haftalık repo ihalelerine ara verdi ve bankaları pahalı olan gecelik fonlamaya mecbur bıraktı. Sonuç neydi? Politika faizi kağıt üzerinde aynı kalırken, bankaların GERÇEK fonlama maliyeti yükseldi ve ticari kredi faizleri yaklaşık 4 puan arttı. Manşetlerde "faiz artırıldı" yazmadı ama piyasa zammı iliklerinde hissetti. Ben buna örtülü sıkılaşma demiştim: Zam yapmadan zam.
Bu akşam ne oldu? Aynı film TERSİNDEN oynatılmaya başlandı. Şebeke musluğu yeniden açıldı. Merkez Bankası artık fonlamayı ağırlıklı olarak pahalı gecelik koridor yerine, temel politika aracı olan haftalık repo üzerinden yürütecek.
Tercümesi şu: Kurul toplanmadan, karar metni yazılmadan, manşete "indirim" düşmeden bankaların fiili fonlama maliyeti düşecek. Yani indirim yapmadan indirim.
AMA ACELE ETMEYELİM: BU BİR FAİZ İNDİRİMİ DEĞİL
Burada dürüst olmam lazım, çünkü yarın bazı yerlerde "faiz indirimi geldi" manşetleri göreceksiniz.
Bu karar, teknik olarak bir likidite yönetimi kararıdır. Politika faizi değişmedi. Kredi ve mevduat faizlerinin otomatik olarak düşeceği anlamına da gelmiyor.
Ama piyasa teknik tanıma değil, YÖNE bakar. Ve buradaki yön net: Sıkılaştırma tarafından gevşeme tarafına geçiliyor. Asıl karar 10 Eylül'deki Para Politikası Kurulu toplantısında verilecek. Bu akşamki adım, o toplantının habercisi olabilecek bir ön hazırlıktır. Yani bu bir varış değil, yola çıkış işaretidir.
ŞİMDİ ASIL SORU: HANGİ SEKTÖRLERE BAKACAĞIZ?
İşte yazının en önemli kısmı burası. Çünkü faiz indirim döngüsünde para rastgele dağılmaz; belli sektörlere sırayla yürür. Sıralamayı bilmek, herkesten önce doğru kapıda beklemek demektir.
Birinci halka: Bankacılık. Faiz indiriminden ilk fayda gören sektördür. Sebebi şu: Bankaların mevduat maliyeti, kredi getirisinden daha HIZLI düşer. Aradaki makas açılır ve net faiz marjı genişler. Üstelik bankaların elindeki devlet tahvillerinin değeri de faiz düşünce artar. Bir de kredi talebi canlanır. Yani banka için faiz indirimi 3 koldan iyi haberdir.
İkinci halka: GYO'lar ve gayrimenkul. Bence en güçlü halka bu. Neden? Çünkü GYO'lar hem borçludur hem de varlıkları faize duyarlıdır. Faiz düşünce finansman giderleri hafifler, aynı anda portföylerindeki gayrimenkullerin değerlemesi yükselir ve üstüne konut kredisi ucuzladığı için satışlar canlanır. Üç etki aynı anda çalışır. Ev-faiz yazımı okuyanlar hatırlar: Konut şu an reel olarak değer kaybediyor çünkü mevduat daha çok kazandırıyor; bu denklem faiz düşünce tersine döner.
Üçüncü halka: İnşaat, çimento, demir-çelik. Konut ve altyapı yatırımı canlandığında talep bu sektörlere gelir. Üstelik bunlar genellikle borçlu ve yatırım yoğun şirketlerdir; finansman yükleri hafifleyince kârlılıkları hızla toparlanır. Bir de şu var: Bu sektörler hem talep hem maliyet tarafından etkilendiği için hareketleri sert olur.
Dördüncü halka: Borç yükü ağır şirketler. Bu, sektör değil bir KATEGORİDİR ve en çarpıcı sonucu burada görürsünüz. Bu ülkede öyle şirketler var ki, işini iyi yapmasına rağmen sadece finansman giderleri yüzünden zarar açıklıyor. Geçen yazımda anlatmıştım: Bir beyaz eşya devi, satışları gerilemesine rağmen esas faaliyet kârını yüzde 13 büyütmüş ama artan borçlanma maliyetleri yüzünden yılı 8,4 milyar lira zararla kapatmıştı. Şimdi tersini düşünün: Faiz indiğinde bu tür şirketlerin bilançosu düzelir; kâra geçen şirketin hissesi ise en sert tepkiyi verir. Bakacağınız oran net: Net borcun özkaynağa oranı yüksek olanlar.
Beşinci halka: Otomotiv, beyaz eşya, dayanıklı tüketim ve perakende. Bunlar kredili satışla yaşayan sektörlerdir. Taşıt kredisi ve tüketici kredisi ucuzladığında talep patlar. Ama dikkat: Bu halka biraz gecikmeli çalışır, çünkü tüketici cebinde parayı hissedene kadar zaman geçer.
Altıncı halka: Leasing, faktoring ve tüketici finansmanı şirketleri. Faiz indiriminde hem fonlama maliyetleri düşer hem işlem hacimleri artar. Küçük ama hızlı tepki veren bir grup.
Peki kim geride kalır? Nakit zengini, borcu olmayan şirketler. Çünkü onlar yüksek faiz döneminde kasadaki parayla faiz geliri elde ediyordu; faiz inince o gelir kaybolur. Ayrıca para piyasası fonları da cazibesini yitirmeye başlar.
FAİZ İNMEDEN ÖNCE NEREYE BAKACAĞIZ?
Şimdi asıl kritik soru: Peki indirimi beklemeden, şu andan itibaren neyi izleyeceğiz? Benim takip listem şu ve bu listeyi kaydedin.
Bir: Sektör endekslerinin ayrışması. Bu benim en sevdiğim turnusol kağıdıdır. Piyasa gerçekten indirime inanıyorsa, banka, GYO ve inşaat endeksleri BIST 100'den pozitif ayrışmaya başlar; hem de kimse konuşmadan önce. Yarın ve önümüzdeki günlerde tam olarak buna bakın: Bu sektörler endeksten daha mı iyi performans gösteriyor? Sözlere değil, sektörlere bakın demiştim; test zamanı.
İki: Hacim. Ayrışma tek başına yetmez; ayrışmaya HACİM eşlik ediyor mu? Ortada haber yokken hacim artıyorsa, birileri pozisyon alıyor demektir. Fiyat yalan söyleyebilir, hacim zor söyler.
Üç: Merkez Bankası'nın ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti. Bu, kararın gerçekten işleyip işlemediğini gösterecek en dürüst rakam. Fonlama maliyeti önümüzdeki günlerde aşağı kayıyorsa, örtülü gevşeme fiilen başlamış demektir.
Dört: Gösterge tahvil faizi. Tahvil piyasası, hisse piyasasından daha erken ve daha soğukkanlı fiyatlar. 2 yıllık gösterge tahvil faizi düşmeye başladıysa, piyasa indirimi ciddi ciddi bekliyor demektir.
Beş: Yabancının haftalık akımları. 14 Ağustos haftasında yabancı 9 haftalık tahvil alım serisini bitirip 176 milyon dolarlık hisse alımı yapmıştı. Bu hafta ve gelecek haftalarda hisse sütunu üst üste yeşil yanmaya devam ederse, iki duraklı tren yazımdaki o rotasyon gerçekten başlıyor demektir.
BİR DE FON CEPHESİ VAR
Son olarak yatırımcıyı ilgilendiren bir başlık daha: SPK'nın uzun süredir beklenen Fon Rehberi düzenlemesinin çalışmaları tamamlandı ve açıklanması bekleniyor. Düzenleme özellikle serbest fonlar ve para piyasası fonlarının işleyişini yeniden şekillendiriyor; portföy yönetim şirketlerine ilave sermaye yükümlülüğü, fon sayısına sınırlama, ilişkili taraf işlemlerine kısıtlama ve yoğunlaşma limitleri gibi başlıklar taslakta yer alıyordu. Amaç risklerin azaltılması ve yatırımcının daha güçlü korunması.
Bu neden önemli? Çünkü faiz indiği dönemde para piyasası fonlarından çıkış başlar ve o para yeni bir yer arar. Fon tarafındaki kural değişikliği ile faiz döngüsü aynı döneme denk geliyor; fon portföyü olan herkesin bu düzenlemeyi dikkatle okuması gerekiyor.
Şunu unutmayın: Bu akşamki karar bir başlangıç işareti, bitiş çizgisi değil. Enflasyon verileri bozulursa, petrol yeniden fırlarsa ya da jeopolitik bir şok gelirse Merkez Bankası bu adımı yavaşlatabilir. Kimse size tarih garantisi veremez.
Ama şu net: Sıkılaştırma tarafından gevşeme tarafına doğru bir hareket başladı ve bu tür dönüşler, borsada en büyük fırsatların doğduğu dönemlerdir. Bizim işimiz tahmin etmek değil, hazırlıklı olmak. Sektörleri biliyoruz, sıralamayı biliyoruz, takip listemiz hazır. Şimdi sabırla izleyeceğiz.
Ve her zamanki gibi: Haberle koşarak pozisyon alınmaz. Beklentiler alınır, gerçekler satılır dersini bu seride kaç kez işledik. Bu akşamın haberiyle yarın açılışta tepeden mal kapmayın; ayrışmayı, hacmi ve verileri izleyin.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet yapmayı unutma
#tcmb #faiz #repo #bist100 #borsa #gyo #bankacılık #YatırımTavsiyesiDeğildir
Yabancı sonunda geri dönüyor.
Merkez Bankası verileri net: 9 haftalık tahvil alımı bitti, para hisseye akıyor.
Arka planda ne mi var? ABD tahvillerine çifte müdahale, uçan altın & Bitcoin, JP Morgan'ın eylül faiz indirimi beklentisi.
Hepsini videoda anlattım.
Beğenmeyi ve Yorum yapmayı unutmayın destekleriniz önemli #bist100 #altın #gümüş #bitcoin
https://t.co/UqPWDcTXWl
#BESLR 🎯 Besler Gıda değerlemesi için İNA yöntemini %100 ağırlık ile kullandık. Buna göre; 16 Milyar 148,5 TL civarında hedef piyasa değerine ulaşılmış olup, bu kapsamda hisse başına hedef fiyatımızı; daha önce belirlediğimiz 22,54 TL seviyesinden 24,39 TL’ye revize ediyoruz ve ‘’AL’’ olan tavsiyemizi koruyoruz.
Altın ve Bitcoin neden sert yükseldi..
Geçen gün ABD tahvil faizlerindeki tırmanışı yazmıştım; 30 yıllık faiz 19-20 yılın zirvesine çıkmış, dünya Amerikan devlet kağıdını satıyordu. Bu haftaya girerken tablo daha da bozuldu; 30 yıllık faiz 2007'den beri görülen en yüksek seviyeleri test etti. Üstelik Hazine, 16 milyar dolarlık 20 yıllık tahvil ihalesine hazırlanıyordu. Yani devlet, en pahalı olduğu anda borçlanmak zorundaydı.
İşte tam bu noktada dün 19 Ağustos'ta Abd Hazine bir açıklama yaptı: Uzun vadeli tahvillerde yürüttüğü GERİ ALIM operasyonlarının büyüklüğü en az 2 katına çıkarılacak.
Şu an operasyon başına 2 milyar dolar olan azami tutar, en az 4 milyar dolara yükseltiliyor. Kapsam, 10-20 yıl ve 20-30 yıl vadeli tahviller. Yeni uygulama 9 Eylül'de başlayacak ve 4 Kasım'a kadar sürecek; sonrasına dair detaylar da 4 Kasım'daki çeyreklik borçlanma toplantısında açıklanacak. Hazine'nin resmi gerekçesi: Piyasa likiditesini desteklemek.
Tepki anında geldi. 30 yıllık tahvil faizi 9 baz puan düşerek %5,19'a, 10 yıllık ise yaklaşık 6 baz puan gerileyerek %4,65'e indi. Dolar zayıfladı. Ons altın, açıklama öncesindeki 4.360 dolardan hızla 4.500 dolara kadar fırladı; günlük kazanç %3 leri buldu, gram altın da %2,4 artışla 6.900 lirayı gördü. Bitcoin ise gün içinde 69.895 dolara kadar yükseldi; toplam kripto piyasa değeri %5 artarak 2,31 trilyon dolara çıktı, Ethereum %9 kazandı.
Şimdi asıl soruya gelelim: Bir tahvil geri alım duyurusu, altını ve Bitcoin'i aynı anda nasıl uçurur?
ZİNCİRİN 1. HALKASI: PİYASAYA YENİ BİR ALICI GİRDİ
En basit haliyle olay şu: Tahvilin fiyatı ile faizi tahterevallidir. Bir tarafı yükselirse öbürü iner. Geri alım demek, Hazine'nin kendi tahvilini piyasadan SATIN ALMASI demek. Yani satış baskısı altındaki bir piyasaya, cebi devlet kadar derin bir alıcı giriyor. Alıcı gelince fiyat yükselir, fiyat yükselince faiz düşer. Nitekim öyle de oldu.
Burada teknik bir inceliği de dürüstçe söyleyeyim, çünkü bu ayrımı bilen az: Bu para basmak DEĞİLDİR. Hazine bu alımları, başka tahvil ihraç ederek finanse ediyor; yani uzun vadeli borcu alıp kısa vadeliyle değiştiriyor. Buna borcun vade yapısını yönetmek denir. Ama piyasa teknik tanıma değil, SİNYALE bakar. Ve piyasanın okuduğu sinyal şuydu: "Uzun vadeli tahvil piyasası kendi başına ayakta duramıyor, devlet destek olmak zorunda kaldı."
2. HALKA: FAİZ DÜŞTÜ, ALTININ MALİYETİ DÜŞTÜ
Göstergeler rehberimde yazmıştım: Altının 1 numaralı pusulası reel faizdir. Altın faiz ödemez; bu yüzden tahvil size yüksek getiri verirken altın tutmak "maliyetli" hale gelir. Buna fırsat maliyeti diyoruz. Faiz düşünce bu maliyet azalır ve altının cazibesi artar.
Yani zincir şöyle işledi: Geri alım açıklandı → tahvil faizi düştü → altın tutmanın maliyeti azaldı → altına alım geldi.
3. HALKA: DOLAR ZAYIFLADI, ALTIN DÜNYAYA UCUZLADI
Faiz düşünce dolara olan talep de azalır; çünkü dolar cinsi varlıkların getirisi geriler. Dolar zayıflayınca, dolarla fiyatlanan altın diğer ülkeler için ucuzlar ve talep artar. Altının ikinci pusulası olan dolar endeksi de böylece altını destekledi. 2 pusula aynı anda yeşil yandı; altının %2,7 sıçraması bu yüzden.
4. HALKA: RİSK İŞTAHI AÇILDI, BITCOIN COŞTU
Peki Bitcoin neden yükseldi? Çünkü Bitcoin artık bağımsız bir ada değil; kurumsallaştıkça makro ile eşleşti ve dünyadaki likiditenin en hassas termometresi haline geldi.
Mekanizma şu: Yüksek faiz, riskli varlıkların düşmanıdır. Risksiz olarak %5 kazanabildiğiniz bir dünyada, getirisi olmayan ve oynak bir varlığa büyük para koymak zordur. Faiz düşünce bu baskı hafifler, para yeniden risk almaya cesaret eder. Üstelik "likiditeyi desteklemek" ifadesi kripto piyasası için doğrudan bir davettir; çünkü kripto, likidite bolluğunda en hızlı koşan, kıtlığında en hızlı düşen varlık sınıfıdır. Yüksek beta dediğimiz şey budur: Piyasa gülerse o kahkaha atar, piyasa üzülürse o ağlar.
Peki bunların aynı anda ve sert yükselmesi ne anlatır? Kağıt paraya olan güvenin sorgulandığını.
Tabloya bir de şu rakamlarla bakın: ABD'nin temmuz ayı bütçe açığı 432,3 milyar dolara çıktı ve bu, Mart 2021'den beri görülen en yüksek aylık açık oldu. Mali yıl başından bu yana toplam açık 1,8 trilyon dolara yaklaştı. Ulusal borç yaklaşık 40 trilyon dolar ve sadece bu yılın faiz ödemesi 1,2 trilyon dolar civarında. Şimdi bu tablonun üstüne bir de devletin kendi tahvilini geri almak zorunda kalmasını koyun. Piyasanın çıkardığı sonuç şu oldu: Borç sürdürülebilirliği tartışmalı hale geliyor ve devletler faizin yükselmesine seyirci kalamıyor; müdahale ediyorlar.
İşte "değer kaybı ticareti" dediğimiz şey budur. Yatırımcı diyor ki: Eğer devletler borcu çevirebilmek için faizi bastırmak zorundaysa, uzun vadede kağıt paranın satın alma gücü erir. O halde ben sığınağımı basılamayan varlıklarda kurayım. Altın ve Bitcoin'in aynı anda yükselmesinin altındaki asıl mesaj budur ve bu, altın paradoksu yazımda anlattığım tablonun devamıdır: Faiz yükselirken de altın yükselebiliyordu, çünkü mesele faiz değil, GÜVENDİ.
PEKİ ŞİMDİ NE OLUR? BAĞLANTI TABLOSU
Size "şöyle olursa böyle olur" tablosunu bırakayım; kesip saklayın, önümüzdeki aylarda lazım olacak.
Geri alımlar 9 Eylül'de başlar ve etkili olursa: Uzun vadeli faizler baskılanır, dolar gevşer. Altın ve gümüş destek bulur, Bitcoin ve riskli varlıklar nefes alır. Gelişen piyasalara, dolayısıyla BIST'e de olumlu rüzgar eser; çünkü küresel risk iştahı artınca para bize de uğrar.
Ama enflasyon yeniden sertleşirse: Faizi bastırma çabası "enflasyona göz yumuluyor" diye okunur. Bu senaryoda ilginç bir şey olur: Tahvil satılmaya devam eder ama altın DAHA ÇOK yükselir. Çünkü altını asıl besleyen şey, enflasyonun faizden hızlı koşmasıdır. Bitcoin ise bu senaryoda kararsız kalır; likidite onu iterken risk iştahındaki bozulma çeker.
Geri alım yetersiz kalır ve faizler yeniden tırmanırsa: İşte o zaman tehlike çanı çalar. Devlet müdahale etti ama piyasa dinlemedi demek olur ki bu, güven kaybının derinleştiği anlamına gelir. Böyle bir tabloda dolar ve tahvil aynı anda satılır, altın fırlar, Bitcoin ise önce düşer sonra sığınak olarak aranır. Takip edilecek eşik belli: 4 Kasım'daki çeyreklik borçlanma toplantısı, geri alımların kalıcı hale gelip gelmeyeceğini söyleyecek.
Fed de gevşemeye başlarsa: İşte o zaman bugün gördüğümüz tepkinin katmerlisini görürüz. Hazine'nin likidite desteği ile Fed'in faiz indirimi aynı anda gelirse, altın da Bitcoin de borsalar da aynı yöne bakar. 2 duraklı tren yazımı hatırlayın; yabancının tahvilden hisseye geçişi de tam olarak böyle bir ortamda başlar.
Takip listenize şunları alın: ABD 10 ve 30 yıllık tahvil faizleri, dolar endeksi, 9 Eylül'de başlayacak geri alım operasyonlarının gerçek etkisi ve 4 Kasım toplantısı. Bu 4 başlık, önümüzdeki 3 ayın haritasıdır.
Dün olan şey basit bir teknik duyuru değil, bir itiraftı. Dünyanın en büyük ekonomisi, kendi borcunun faizine müdahale etmek zorunda kaldı. Altın ve Bitcoin'in aynı anda fırlaması da piyasanın bu itirafa verdiği cevaptı. Kağıda güven sarsıldığında, insanlar hep basılamayan şeye koşar; bu, tarih boyunca hiç değişmedi.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet yapmayı unutma.
#altın #bitcoin #tahvil #abd #hazine #faiz #dolar #bist100 #YatırımTavsiyesiDeğildir