Toplumu bütün olarak makro düzeyde kırılgan, mikro düzeyde birey olarak çaresiz hâlde tutmak için “disiplinli/güdümlü yoksulluk politikası” uygulanıyor şu anda. İçinde duramadığımız bu alternatifsizleştirmenin ve ruh sağlımızı bozan bu şeyin adı; neopatrimonyalizm/ intikamcı müdahalecilik ya da itaat inşası. Atılan her adım bunun için. Her birimizin karar alma becerisi eridikçe, bizler güzsüzleştikçe merkezi güce bağımlılığımızın artması hedefleniyor.
Diyor ki biri(leri);
ne yaparsan yap, geri döneceğin tek adres biziz…
İnsanı en çok çaresizlik çürütür. Bize ne yaşatıldığını ne kadar anlarsak anlayalım, çözüm ihtimali olmadan bu sadece tükenmişliğin aynası olacaktır. Gerçekten de artık ekonomik değil; ruhsal bir kuşatma altında hissediyoruz. Muhalefetin bütün aktörleri ile ve unsurlarıyla buna yönelmesi ve daha fazla bunu dile getirmesi gerekiyor. Bu yıkıcı düzene karşı gerçek alternatifleri düşünmesi, tartışması ve geliştirmesi ivedilikle somut bir manifesto/eylem planı paylaşması gerek…