"O'ndan geldik dönüş O'nadır yiğit,
Rabb'inin övgüsü sanadır yiğit!"
Büyük Komutan Şehit İsmail Heniye'yi şehadetinin sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz.
Filistin'in özgürlüğü için şehitlerin yolunda yürüyenlere selam olsun.
Bugün Çin’de, dünyanın en uzun köprüsü olan Jiaozhau Köprüsü’nden geçtik.
-Uzunluğu tam 42.5 km.
-Maliyeti 1.5 milyar dolar.
-Devlet tarafından yapılmış.
Osmangazi köprüsü:
-Uzunluğu 2.9 km.
-Hazineye maliyeti 12.5 milyar dolar! (O da şimdilik)
-Yap İşlet Devret modeliyle yapıldı.
Peki nasıl oluyorda Çin; Osmangazi Köprüsü’nün 15 katı büyüklüğündeki bir köprüyü, Osmangazi’nin 10’da biri fiyatına mal ediyor!
Biri çıkıp bu hesabı bu millete anlatabilir mi?
israel katz, türkiye'nin kendileriyle bitlikte hem barış kurulu'nda hem de gazze icra kurulu'nda yer aldığını bilmenin rahatlığıyla bu paylaşımı yapıyor.
Kalbi Doruk Madencilik işçileriyle atan, işçiden, emekçiden yana olan herkese sendikamızın çağrısıdır:
'Bugün 3 kez otobüs tutmaya çalıştık; belediye üzerinden ve farklı kanallardan.Bunlar engelleniyor. Ama biz organizasyonumuzu yaptık. Altı noktadan holdingin önüne yarın saat 12:00’da gireceğiz. Buradan dostlarımıza, bizi takip eden gazeteci,sanatçı,müzisyen, akademisyen dostlara,işçiden emekçiden yana her tür siyasete,sendikaya, yüreği bizimle atan her tür yurttaşımıza,üniversite ve lise öğrencisi arkadaşlarımıza özel çağrımızdır; kendi hesaplarınızdan yarın saat 12:00’a Yıldızlar Holding önüne çağrı yapın.'
#MadencilerAyakta
🔴Genel Başkan Yardımcımız Emrullah Demir ve teknede bulunan gönüllüler, Gazze’ye doğru yol alırken uluslararası sularda siyonist israil tarafından kaçırıldı.
"Sesimizi duyurun ve israilin zulümlerini durdurmak için gereken her şeyi yapın."
Salıyı Çarçamba’ya bağlayan gece, yani bu gece, Trump İran’ın köprülerini ve enerji alt yapısını yok etmek için harekete geçeceğini söyledi. Zaten günlerdir, İran’a yönelik çok ağır bombalamalar devam ediyor; okullar, hastaneler, ilaç şirketleri, üniversiteler hedef alınıyor. Şunu herkes bilmeli: ABD’nin müttefiki olan ülkeler az ya da çok bu saldırıların ortağıdır. Bu sorumluluktan kurtulamazlar. Çocuklarımız ve torunlarımız üç yıla yakın bir süredir devam eden bu ahlaksız savaşta topraklarını ABD üslerine açan, İsrail’le ilişkisini kesmeyen bütün ülkeleri yargılayacaktır. Türkiye’deki mevcut iktidar da dahil.
Şu söyleyeceklerimden İslam’ı referans almayan takipçilerim münezzehtir. Nitekim aralarında onuruyla ve özgür vicdanıyla düşünen, hareket eden pek çok kişi var. Hepsine selam olsun. Bunu yapmayan kişilereyse diyeceğim bir şey yok. Sonuçta aynı referanslarla hareket etmiyoruz.
Siyasal olaylar çoğu zaman karmaşık ve belirsizliklerle doludur. Fakat Cenab-ı Allah 7 Ekim’den sonra sahneyi öyle bir kurdu ki her mükellef insanı bir tarafta durmaya aklen ve ahlaken icbar etti.
Devam etmeden şunu belirtmeliyim: Hiçbir siyasal analize, hiçbir siyasal öngörüye tam olarak güvenmiyorum. Bunları okuyor, faydalanmaya çalışıyorum ancak hepimizi kuşatan ilahi bir planın varlığına inanıyorum. Bütün bir insanlığın ve mevcudatın ilahi bir plan dahilinde önceden belirlenmiş bir menzile doğru ilerlediğine inanıyorum. Allah jeopolitik, ekonomik ya da stratejik tahlillerle ilgilenmiyor; Allah ABD ya da İsrail’le de ilgilenmiyor. O’nun ilgilendiği tek bir şey var: Gerçekten inanıp inanmadığımızı “bize” göstermek. Her şey bunun için. Nitekim öldüğümüzde ne İsrail’in önemi kalacak, ne Amerika’nın; ne İran ne de Lübnan’ın. Ne mezheplerimizin önemi kalacak ne de kavmi ve ideolojik aidiyetlerimizin; öldüğümüzde bunların hiç birinin önemi kalmayacak.
Önemli olan tek bir şey var: Kalbimizde olanın bize de gösterilmesi. Herkes kendi kendinin şahidi olacak: Ben kimim ve ne için yaşadım? Açık kanıtlar kendi arzularımla, beklentilerimle, korkularımla; önkabul ve ön yargılarımla çatıştığında neyi tercih ettim?
İşte bu tercihin örtülmesine, manipüle edilmesine, gizlenmesine izin verilmeyecektir. Dediğim gibi, kalbimizde olan bize de aşikar olacaktır. Aynen ömürleri Peygamber beklemekle geçmiş, sonunda bekledikleri peygamber gelmiş, onun peygamber olduğunu tespit ve teşhis etmiş ama Araplardan geldiği için reddetmiş Yahudiler gibi. Onlar o gün Muhammed’i reddettiklerinde Allah’ın iradesini reddettiklerini biliyorlardı. Aynen Kerbela’da Hüseyin’in karşısında olan herkesin hakikatin de karşısında olduğunu bildikleri gibi. O gün Hüseyin’e karşı kılıçlarını çekenler hakikate karşı kılıç çektiklerini biliyorlardı. “Tarafsız” kalanlar da hakikati savunamayacak kadar alçak olduklarının farkındaydı. Herkes herşeyi bile-isteye tercih etmişti ve Allah için de önemli olan buydu.
Hatif dizisi bunu mükemmel bir replikle anlatır:
Kocasının haksız olduğunu bilen ama bunu kanıtlayamayan Reyhane ona “Mahkemede görüşürüz!” der. Ortada bir kanıt bırakmadığına güvenen kocası “Hangi belge ve delillerle görüşeceğiz?” diye sorar. Belli ki Reyhane’nin “mahkeme”den kastettiğini yanlış anlamıştır. Reyhane’nin cevabı şudur: “Belge ve delil sensin! Bu, davalı ve davacının aynı kişi olduğu tek mahkemedir.”
O yüzden o mahkemede bütün duruşmalar tek celsede ve bir an kadar kısa sürecektir. Belki bir “an”a da ihtiyaç olmayacaktır: “Artık insan kendi aleyhinde bir şâhit ve bir delildir” (Kıyamet Suresi: 14).
İşte Allah, Yahya Sinvar kulu aracılığıyla 7 Ekim’de sahneyi öyle bir kurdu ki, kimsenin ne kendini ne de bir başkasını kandırmasına izin vermedi. Nasıl izin versin ki? Yaşayan delil üzere yaşamalı ölen de delil üzere ölmeliydi. Bu ilahi bir sünnetti.
Soru şuydu: Dille söyleneni amelle tasdik etmenin önündeki engel nedir? Makam mı, para mı, can mı, mezhep mi, meşrep mi, korkular mı, geçmiş mi, tarih mi, beklentiler mi, ulusal ya da kavmi aidiyetler mi?
İşte o gün Filistin mücadelesinin gerçekte nefislerimizle bir mücadele olduğunu anladık. Allah bize Filistin’den önce kendi ön yargılarımızın ve taassuplarımızın esiri olduğumuzu gösterdi. Üstelik bunu Sünniler için Şiileri Şiiler için de Sünnileri kullanarak yaptı.
Gerçekten ancak ilahi bir güç böyle bir sahneyi kurabilirdi. Hangi Şii derdi ki o şerefli günün ezanını Yahya Sinvar okuyacak ve ona da önce Hasan Nasrallah tabi olacak? Hangi Sünni derdi ki Ebu Ubeyde Ayetullah Hamaney’i büyük komutan olarak selamlayacak ve İran’ı ümmetin ileri savunma hattı olarak tanımlayacak?
Ve kim derdi ki, 7 yıl boyunca “Sünni” ülkelerin ABD-İngiltere-İsrail’le birleşip yok etmeye çalıştıkları “Zeydi” Husiler Yahya Sinvar’ın çağrısına “Lebbeyk!” diyecek?
İnanın çok acayip şeyler oldu bu üç yıl içinde. Belki bir üç yüz yılda olabilecek kadar büyük ve acayip şeyler. Allah sahnenin dekorunu öyle bir döşemişti ki, hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Aaron Bushnell’i koydu bu sahnenin bir köşesine. Sonra “Bizler -bunun olmasına izin verenler- Filistinlilerin affını asla hak etmeyeceğiz!” diyen Elias Rodriguez’i. İspanya Parlamentosundan Ione Belarra’yı da koydu uygun bir yere. “Ben Hıristiyanım, doğru ama Müslümanların bakış açım sonsuza dek değişti” diyen annesi babası Siyonist olan ismini bilmediğimiz o kızı. “Burada olduğum için işimi kaybedebilirim. Ama oturup da bekleyemezdim!” diyen Antropoloji profesörü Elizabeth Cullen Dunn’ı.
Neler oluyordu?
Bu nasıl bir sahneydi ki ortaya çıkan her bir figür ön yargılarımıza saldırıyordu! En beklenmedik kişiler sahnede tek tek boy gösteriyor ama dünyanın kendilerini beklediğine inandığımız kişiler ortalıkta görünmüyordu. Aaron Bushnell kendini yakıyor, Hasan Nasrallah 85 ton bombayı göğüslüyor, Ensarullah’ın kabinesi bombalanıyor ama “Biz kaybedersek Gazze kaybeder!” diyenler ticaretinden vazgeçemiyordu!
Bizim kafamızda kurduğumuz sahne ile Allah’ın bize gösterdiği sahne arasındaki çatışma öylesine derin ve yıkıcıydı ki herkesi bir karar anına mecbur etti: Aynen Yahudilerin Muhammed’i kabul edip etmemeyi tercih etmekle yüzleştikleri o karar anı gibi.
Fakat ön yargılar kanıtlara ve gerçeklere dirençlidir. “Tevil”, “mazeret” ve “manipülasyon” gibi şeyler icat etmiştir insanoğlu ön kabullerini korumak için: Diğer adı kendi beklentilerimize ters olan kanıtları yok saymak için o kanıtlara kulp takmak.
Bizler bunu yaptıkça Allah kanıtlardı artırdı. Hizbullah’tan 5 bin şehid aldı. HAMAS’ın bildiğimiz bütün liderlerini tek tek yanına aldı. İran’ın genelkurmay başkanlarını, komuta kademesini ve en sonunda Ayetullah Hamaney’i.
Daha neler alır neler verir bilmiyorum. Sahne tamamlandı mı onu da bilmiyorum.
Fakat bildiğim bir şey var: Herkes taassubuyla yüzleşecek. Bu iş “Filistin” demekle bitmeyecek. Sahne dinamik ve sürekli değişiyor. Tarihin kendi payımıza düşen anında sahnede kimin yanına düşeceğiz? Sevdiklerimizi nefret ettiklerimizle yan yana gördüğümüzde ne yapacağız?
Sözün kâr etmediği günlere geldik. İran bombalanıyor. Bu gece belki daha fazla bombalanacak. Belki de yerle yeksan edilecek. Lübnan bombalanıyor ve belki de dah fazla bombalanacak. Düşman net. Saflar açık. Ama bunların bir önemi yok. Kalplerdeki eğrilik ya da doğruluk sonucu belirleyecek. Kalplerinde eğrilik olanlar yine muhkemleri bırakıp müteşabihlerin peşine takılacak. Yine kabul etmesi en çok beklenenler reddedecek ve yine uzaklardan bir Ebuzer gelip hakikate beyat edecek.
Geçen bombaların altında yaşayan Lübnanlı Ahmed’in söylediklerini okudum, söyledikleri bize ulaşmasa da göklerin en üst katına ulaştığına ve melekleri de ağlattığına inanıyorum.
Dünyaya bir mesajın var mı diye soran spikere şöyle diyor:
"Dünyaya bir mesajım yok, dünyaya herhangi bir mesaj iletmeye ihtiyacım da yok. Eğer dünya onurlu bir duruş sergilemek istiyorsa, bunu kendi vicdanıyla yapmalıdır. Biz kendi duruşumuzu sergiliyoruz, üzerimize düşeni yapıyoruz, ilkelerimiz ve ahlakımız bize neyi emrediyorsa onu yerine getiriyoruz. Eğer dünyayı harekete geçirecek bir şey kalmadıysa, varsın harekete geçmesinler. Kimseye bir şey söylemek istemiyoruz"
🔴 Doğu Türkistan’da ÇKP Yönetimi Tarafından Zulme karşılık gösterme İhtimali Var diye Evde,işyerine ve Kasap Dükkanlarında Bıçak gibi kesici aletler Güvenlik görevlileri tarafından zincirlenerek Kollanılmasını izin veriliyor 👇
Çin işgal altında tutuğu Doğu Türkistan’daki Uygur mutfağında bıçakları zincirlenip sahibinin kimlik numarasıyla damgalanarak takip ediliyor.
aksi takdirde sahibi toplama kampına gönderilme nedeni
🔴 Bir Uygur annenin, yıllardır ayrı düştüğü çocuğunu toplama kampında ziyaret ettiği an
çorbayı, çocuğuna içirdiği o yürek burkan görüntü, izleyen herkesin içini parçaladı, koparılmış bir ailenin acısı
Bu anne-çocuk kavuşması değil, zulmün en acı yüzüydü
insanlığımız sızladı💔
ateşkes görüşmelerini sürdüren hamas liderlerinden üçü de oğullarını kudüs uğrunda feda etti.
oğullarını feda ederek kendilerini halktan ayırmayan liderler bu görselde toplandı:
halil hayye'nin oğlu hümam,
basim naim'in oğlu naim,
gazi hamed'in oğlu abdullah.