💭Bu zavallı, çaresiz yaşam formu yasaya hayır diyenlerin barışa karşı çıktığını iddia edecek kadar emperyalizm uşaklığı yapıyor. Oylanan yasa Türkiye Cumhuriyetini yıkmak isteyen katillerin, teröristlerin karşılıksız af edilmesini içeriyordu. Katili affedip siyaset yaptırarak barış olmaz. Evet diyenler teröristleri affettiler, teröre teslim oldular.
TFF talimatına göre, 15 Haziran 2015’ten önce başka bir ülkenin A Millî Takımı’nı tercih eden Türk vatandaşları kazanılmış hak kapsamında yerli sayılıyor. Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın yerli statüsünde değerlendirilmesinin sebebi bu.
Vedat Muriqi, millî takım tercihini 15 Haziran 2015’ten sonra yaptığı için yabancı statüsünde. Nitekim Yusuf Demir de Türk vatandaşlığı bulunmasına rağmen aynı nedenle yabancı sayıldı. TFF’nin 10+4 kuralını geçen yıl açıklamasına rağmen bu statüyü bilerek Vedat’la neden sözleşme imzaladınız?
Bir kural uygulanacaksa herkese uygulanmalı. Kişiye veya kulübe göre değil. @TFF_Org@Fenerbahce
💭 Bu yasaya hayır diyorsanız, başkanı, yöneticileri evet diyen, bölücülüğü destekleyen partide ne işiniz var yeni parti milletvekilleri? Sizin sazan avı hiç bitmiyor mu tutarsız, iki yüzlü, karakter yoksunu herifler?
🔴 Cihat Yaycı :
“KATİLLER YARARLANMAYACAK” DENİLEREK TÜRK MİLLETİ RAHATLATILIYOR. PEKİ GERÇEKTEN ÖYLE Mİ?
Teklifin 3 ve 6’ncı maddelerinde “kasten öldürme” kapsam dışında bırakılıyor.
Peki 20 teröristin bastığı, ateş açtığı ve askerlerimizin şehit edildiği bir karakol baskınında hangi teröristin hangi mermisinin kimi şehit ettiğini yıllar sonra nasıl ispatlayacaksınız?
Karakolu basmış, pusuyu kurmuş, ateş açmış; fakat hakkında “kasten öldürme” mahkumiyeti kurulmamış terörist bu kanundan yararlanacak mı?
Millete “öldürenler çıkmayacak” demek yetmez.
Kanuna açıkça yazın: Şehit verilen terör eylemlerine iştirak edenler de bu düzenlemeden yararlanamayacaktır.
Aksi halde “katiller yararlanmayacak” sözü hukuki güvence değil, milleti rahatlatmaya yönelik bir kandırmacaya dönüşür.
Şehidin hukukunda kelime oyunu olmaz!
Yakın gelecekte PKK kadrolarının Türkiye’nin her yerinde, işgal
İstanbul’unda (1918-1923) şenlenen azınlıkları hatırlatan bir şımarıklıkla taşkınlık yaptıklarını, kindar bir tutumla yurttaşları taciz
ettiklerini göreceğiz.
💭 Akp, Mhp, Dem, Chp ve Yeni Parti emperyalizme biat etmiş, aynı işgal rejiminin farklı örgütleridir. Üniter ulus devletin, Atatürk’ün karşısındalar.
Bunu hâlâ göremeyen ve bunlardan birini destekleyip kendini Atatürkçü, Cumhuriyetçi tanımlayan her birey düz maldır, ihanete ortaktır. Artık bu aşamada kimse nezaket beklemesin. Göte göt denir.
TERÖR ÖRGÜTÜNÜN FESHİ VE SİLAH BIRAKMASI SÜRECİ KANUNUNA KARŞIYIM..
Bu kanuna hem siyaseten, hem hukuken karşıyım.
I. SİYASETEN KARŞIYIM
1. Millet bunun için oy vermedi
Siyasi çoğunluk seçimden önce PKK, Öcalan, terörle mücadele ve af konusunda bugün yaptığının tersini söyleyerek oy istedi.
Tersini söyleyerek alınmış bir yetki, böylesine köklü bir politika değişikliğine siyasi meşruiyet sağlar mı?
2. Terörist Öcalan siyasi muhatap haline getirilemez
Halkın ezici çoğunluğunun, hatta Kürtlerin önemli bir kısmının tüylerini diken diken eden Öcalan’ın çağrısıyla PKK adım atıyor; devlet de hukuki ve siyasi düzenlemeleri tartışıyor.
3. Silah bırakmak, örgütün tasfiyesi değildir
Kadrolar, mali kaynaklar, örgütsel ilişkiler ve yeniden yapılanma kabiliyeti devam ediyorsa PKK tasfiye edilmiş sayılabilir mi?
4. PKK’nın tasfiye edildiğine kim karar verecek?
Türkiye, Irak, Suriye ve Avrupa’daki örgütsel yapıların geri dönülmez biçimde dağıldığını kim, hangi ölçüyle tespit edecek?
5. Başka bir isim altında yeniden kurulmasını ne önlüyor?
Aynı kadroların yeniden örgütlenmesini ve bu kanunla Türkiye’ye dönen örgüt mensuplarının yeni yapının insan kaynağı olmasını önleyen güvence nedir?
6. Devlet vazgeçiyor; PKK neden vazgeçmiyor?
Devlet cezadan vazgeçiyor, davaları düşürüyor, hak yoksunluklarını kaldırıyor.
PKK silahla birlikte terörü siyasi yöntem olarak kullanmaktan ve yeniden örgütlenmekten de vazgeçiyor mu?
“Terörü reddediyoruz, bir daha silahlı örgütlenmeye dönmeyeceğiz” taahhüdü neden yok?
7. Şehitlere, gazilere ve mağdurlara ne söyleyeceğiz?
Devlet, kendisi adına bedel ödeyen insanlara neden politika değiştirdiğini ve karşılığında ne elde ettiğini açıklamadan bunu yapabilir mi?
8. Siyasete dönüşün sınırı nedir?
Örgüt yönetiminde bulunmuş veya terör faaliyetlerinde sorumluluk taşımış kişilerin siyasete dönüşünün sınırı nedir?
Silahla ulaşamadıkları siyasi hedefleri aynı kadrolarla siyaset yoluyla sürdürmeleri kabul edilebilir mi?
II. HUKUKEN KARŞIYIM
9. İnfaz mı, özel af mı?
Cezalar kalkıyor, davalar düşüyor, hak yoksunlukları kaldırılıyor.
Bu hâlâ infaz düzenlemesi mi, yoksa sonuçları itibarıyla özel af mı?
Özel af ise Anayasa’nın aradığı nitelikli çoğunluk gerekmez mi?
10. Pişmanlık neden aranmıyor?
Terör yöntemini reddetmeyen, pişmanlık göstermeyen bir kişinin cezasından devlet neden vazgeçiyor?
11. Etkin pişmanlık neden tersine çevriliyor?
Bir kişinin cezasından kurtulması, kendi tutumuna değil örgütün topluca aldığı silah bırakma kararına bağlanabilir mi?
12. Bireysel ceza sorumluluğu ne olacak?
Ceza sorumluluğu kişiselse, kişinin hukuki durumu örgütün kararına göre değişebilir mi?
13. Ağır suçlar ne olacak?
Kapsam dışında yalnızca kasten öldürme ile 1 Haziran 2005 öncesi müebbet gerektiren suçlar tutuluyorsa;
yaralama, bombalama, adam kaçırma ve diğer ağır suçlar ne olacak?
14. Eşitlik ilkesi ne olacak?
PKK mensubu olmak, aynı veya daha hafif suçu işleyen vatandaşa göre hukuki avantaj sağlayabilir mi?
Aynı imkân diğer terör örgütlerinin mensuplarına neden tanınmasın?
15. Kim yararlanacak?
Kim yararlanacak; hangi suç ve tarihler kapsamda; örgüt mensubiyeti ve örgütten ayrılmayı kim, hangi ölçüyle tespit edecek?
16. Meclisin yetkisi yürütmeye bırakılabilir mi?
Kimlerin hangi şartlarla yararlanacağı Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığındaki kurula bırakılırken TBMM’nin yalnızca bilgilendirilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliğiyle bağdaşır mı?
17. Davalar düşüyor, hak yoksunlukları kalkıyorsa hâlâ infaz mı?
Devlet infazı mı değiştiriyor, yoksa mahkûmiyetin hukuki sonuçlarından mı vazgeçiyor?
İkincisiyse bunun adı özel af değil midir ve Anayasa’nın aradığı nitelikli çoğunluk gerekmez mi?
Yeni Parti ‘evet’ deme kararı almış.
Yüzlerce hukuksuz karar alıyor diye iktidarı suçlayan bu zihniyet, konu PKK olunca hukuk falan hatırlamıyor.
Yeter ki hizmetlerini yapsınlar
YENİ Parti farkında mıdır, bilinmez?
Cumhur ittifakının artık bir parçası.
Yani, Ana Muhalefet Parti özelliğini kaybetti.
Kendisini kuran kadronun vasiyetini, kuruluş felsefesini ve Atatürk’ün Cumhuriyet çizgisini çiğnedi.
Anayasa değişikliğine en büyük desteği böylece vermiş oldu.
-Soru şu: YENİ Parti içinde bu gerçeği görüp, Meclis’teki oylamada “hayır” diyecek milletvekili olacak mı?
Oluşan yeni denklemde, YENİ Parti’de bazı milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılacak mı?
Ve toplum, bundan sonra YENİ Parti’nin arkasında duracak mı?
Toplumun tepkisini bile bile, “evet” adımını atmak bir hata değil bir tercihtir. Tarihin kaydettiği ve Butlan CHP’siyle aynı cephede konumlanan bir tercih…
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Bilecik'in Osmaneli ilçesinde karpuz üreticileri, satış noktasına getirdikleri 45 traktör karpuz ve 10 traktör kavunu satamadıklarını belirtti:
“İri getiriyoruz iri diyorlar almıyorlar. Küçük getiriyoruz almıyorlar. Nasıl ayarlayacağız milletin ağzına göre?”
🇹🇷 Cihat Yaycı: Yakında Diyecekler ki: “Hepimiz Romalıyız!”
“Bakın, Ayvalık’a çok dikkat edin. Ayvalık’ta çok ciddi ve kapsamlı bir oyun oynanıyor.
Devletimizi ve ilgili kurumlarımızı bir kez daha uyarıyorum. Ayvalık’ta son derece yoğun faaliyetler yürütülüyor.
Fener Rum Kilisesi’nin en yoğun faaliyet alanlarından biri bugün Ayvalık’tır.
Ayvalık’ta Ortodoks Hristiyan nüfusu yok denecek kadar azdır. Belki beş, belki on kişiden ibarettir. Buna rağmen oradaki kilisenin yeniden açılması için yoğun çaba gösterilmektedir.
Midilli ile Ayvalık arasında sürekli geliş gidişler yaşanmaktadır.
ABD’de Başkan Trump’a haç vererek, ‘Konstantinopolis’i fethet.’ diyen metropolit vardı ya; işte o kişi, ABD’ye gitmeden önce Ayvalık Metropoliti olarak görev yapıyordu. Aslında böyle bir atama yapma yetkisi yoktu ama buna rağmen atandı.
Bu durum, devletimizin hukukuna aykırı bir faaliyettir. Bu, bir istihbarat ve casusluk faaliyetidir. Adeta casusluk üssü hâline getirilmiş bir yapıdan söz ediyoruz.
Beni de sürekli dolaylı ya da doğrudan tehdit ediyorlar. Çeşitli yollarla haber gönderiyor, televizyon ekranlarında beni mahkemeye vereceklerini söylüyorlar. Ben de diyorum ki; buyurun, sonuna kadar verin. Benim için bu ancak bir şeref vesilesidir.
Biz de Fener Rum Kilisesi’nin başpapazı hakkında; Anayasa’ya aykırı faaliyetlerde bulunduğu, İsviçre’deki toplantıya katıldığı, kendisini ‘Ekümenik’ ve ‘Yeni Roma Başpiskoposu’ unvanlarıyla tanıttığı gerekçeleriyle suç duyurusunda bulunduk.
‘Yeni Roma’ neresidir? Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ‘Yeni Roma’ diye bir yer mi vardır? Elbette yoktur. Bütün bunlar belirli bir projenin parçalarıdır.
‘Yeni Roma’ projesine dikkat edin. Yakın gelecekte, ‘Biz ne Türküz, ne Kürdüz, ne Ermeniyiz, ne Süryaniyiz; hepimiz Romalıyız.’ söylemini çok daha sık duymaya başlayabilirsiniz.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin sadece seyretmesi değil, gerekli diplomatik ve hukuki adımları da kararlılıkla atması gerekmektedir.”
YAYININ TÜMÜNÜ İZLEMEK İÇİN👇
https://t.co/JHFO4Wph8t
@AYVALIKBELEDIYE@TC_Balikesir@ayvturkocagi@ayvalikturkes@ayvalikhaber@tontvmedya
Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.