@thekj04@hattabmma Neye diş sıktınız diye önyargıyla izledim. Bazı içerikler çok boş oluyor. Tamam bu da çok dolu demiyorum da, yanlış bir şey paylaşmamış, hangi yolu seçerseniz seçin kararlarınızın sorumluluğunu alın devam edin demiş, evlendim olmadı boşandım aldığım derslerle devam ediyorum demiş
Dans ve vücut iyi ama yüzündeki o Anadolu izleri her şeyi bitiriyor. Bizden asla global bir şarkıcı ya da grup çıkamaz. Avrupalılar gibi yüz hatlarına sahip değiliz.
Bedeniniz şu an kelimenin tam anlamıyla parlıyor, ancak bu parıltıyı hiçbir zaman kendi gözlerinizle göremeyeceksiniz.
2009'da hassas kameralarla yapılan bir ölçümde, insan vücudunun zayıf bir ışık (foton) yaydığı kanıtlandı. Metabolizmanın yan ürünü olan bu biyokimyasal ışıma, öğleden sonraları zirve yapıyor.
Sadece tek bir sorun var: Yaydığımız bu ışık, gözümüzün karanlıkta algılayabileceği en düşük seviyeden bile yaklaşık bin kat daha zayıf. Bu mistik bir aura değil, tamamen fiziksel bir gerçek.
Çalışma hayatında gözüme batan bir şeyi söylemek istiyorum.
Ofiste kadınlar ve erkekler doğal olarak aynı amaç için bulunuyor, işini yapmak.
Ama fark ettim ki normal işlerinin dışımda kalanı, misal mutfak işleri, temizlik cart curtu da kadınlar yapıyor.
Gurbetçiler türkçe konuşabilen turistler olarak değerlendirilmeli. Maalesef yaşadığımız her haksızlığın öfkesi ailenin ‘daha iyi şartlara’ denk gelen üvey üyesinden çıkar gibi gurbetçilerden çıkartılıyor. Onlara oy verme hakkı tanıyanlar bu anlamsız tartışmayı başlattı.
Linç yemeyeceksem gurbetçilere verilen tepkileri gereksiz buluyorum. Bu tepkiler aslında, vatandaşlığı olan insanların hala TR’de oy verebilmesine gösterilmeli. Yoksa bizim 1.5 ay tatil yapamamamız ya da bu insanların refah içinde yaşamaları onların suçu değil.
Gurbetçiler Türkiye'ye gelmeye devam ediyor.
- Bu izni yapmak için tüm yıl çalışıyoruz. 1.5 ay tatil yaptıktan sonra çalışmaya döneceğiz.
- İnsan kendi memleketine geldiğinde gururlanıyor. Anlatılmayacak bir duygu.
Hatta daha da ileri gidecek olursak bu insanlardan vatanımızı bizim kadar düşünmelerini, iç politikaya hakim olmalarını da beklememeliyiz. Onlar artık Türk değiller. Alman da değiller. Kendilerine ait bir alt kültürleri var ve hatta kendi dertleri, kendi tarihleri de oluştu.
Sevgili Akbank ui/ux tasarımcıları, yaptığınız yeni tasarımın berbatlığını küfürsüz ifade edebilecek kelimeleri bulamıyorum. Emeğe saygım sonsuz, ama hala sanal kart limitimi nereden yükseltebileceğimi arıyorum. Intuitive designdan sıfır almışsınız.
OKUL SALDIRGANLARI ANALİZİ
Peter Langman, yıllarca okul saldırganlarının günlüklerini, mektuplarını, adli raporlarını okumuş. Vardığı ilk sonuç rahatsız edici derecede sade. Tek bir okul saldırganı profili yok. Tek bir neden yok. Tek bir saldırı tipi yok.
Bu basit görünen cümleler, medyanın onlarca yıldır tekrarladığı klişeyi çürütüyor. Ergen, yalnız çocuk. Şiddet içerikli video oyunları oynuyor. Zorbalığa uğruyor. Bir gün dayanamıyor ve kendisine eziyet edenleri vuruyor. Langman diyor ki bu hikâye yanlış. Sadece eksik değil, yanlış.
Üç Psikolojik Tip
Langman saldırganları üç kategoriye ayırıyor. Her biri farklı bir iç dünyanın fotoğrafı.
PSİKOPATLAR. Aşırı narsisizm. Ahlakın reddi. Empatinin, suçluluğun, pişmanlığın yokluğu. Sadizm. Kendilerini hep kurban olarak görüyorlar, hiçbir şey onların hatası değil. Çabucak öfkeleniyor, kendilerini her şeye hak kazanmış sayıyorlar.
PSİKOTİKLER. Halüsinasyonlar. Paranoid sanrılar. Dağınık konuşma ve davranış. Derin bir yalıtım. Daha başarılı akranlarına karşı kıskançlık.
TRAVMATİZE OLMUŞLAR. Dağılmış, kaotik aileler. Ebeveynde madde bağımlılığı, suç geçmişi. Fiziksel, cinsel, duygusal istismar. Sık taşınmalar. Değişen bakım verenler.
Bu Tipoloji Bize Ne Söylüyor?
İlk ders, tekil nedenselliğin çöküşü. Medya bir saldırı sonrası hep aynı soruyu sorar. Video oyunları mı, silahlar mı, zorbalık mı, ruh sağlığı mı? Langman'ın verisi bu soruya tek bir cevabın olmadığını gösteriyor. Bütün saldırganları aynı çerçeveyle açıklayamazsınız. Biri narsist bir avcı. Öteki yaralı bir çocuk. İkisi de öldürdü ama motivasyonları, iç dünyaları, acıları aynı cinsten değil.
İkinci ders daha rahatsız edici. Psikopati, psikoz ya da travma tek başına saldırıyı açıklamıyor. Langman bunu açıkça söylüyor. Bu özelliklere sahip insanların büyük çoğunluğu hiç kimseyi öldürmez. Saldırı çok etkenli bir olay. İçsel yapı artı toplumsal tetikleyici. Kim olduğun artı başına ne geldi.
Tetikleyiciler listesi tanıdık. Akademik başarısızlık. Disiplin sorunları. Romantik reddedilme. Hukuki sorunlar. Akranlarla çatışma. Gelecek algısının çökmesi. Kariyer hayallerinin bitmesi. Hepsi sıradan ergenlik krizleri aslında. Fark şu. Psikopatik, psikotik ya da travmatize bir zihin, sıradan bir başarısızlığı kozmik bir adaletsizliğe dönüştürebilir. Diğerlerinin atlattığı şeyler, bu zihinlerde farklı yankılanır.
Hedef Meselesi ve Zorbalık Miti
"Okul saldırganı kendisine zorbalık yapanı vurur" anlatısı yanlış. Saldırganların büyük çoğunluğu personeli vuruyor. Öğretmenleri, yöneticileri, güvenlikçileri. İkinci sırada kadınlar var. Romantik reddedilme, cinsel hınç, yapısal misoji. Sonra aile. Zorba en altta. Demek ki saldırı bir intikam eylemi değil büyük ölçüde. Bir otorite, cinsiyet ve aile meselesi. Bu, sosyolojik olarak ayrıca incelenmesi gereken bir örüntü.
Tehdit Değerlendirmesi ve Uyarı Sinyalleri
Saldırganlar büyük çoğunlukla ne yapacaklarını önceden birilerine söylerler. Böbürlenmek için. Birini uyarmak için. Bir arkadaşı dahil etmeye çalışmak için. Hayran oldukları başka saldırganları taklit etmek için. Sosyal medyada, günlüklerde, sohbetlerde.
Verinin Sosyolojik Okuması
Veri bize ne söylüyor? Birkaç katman var.
Birincisi, psikolojik indirgemeciliğin sınırı. Üç tipoloji (psikopat, psikotik, travmatize) önemli ama olayın bir boyutunu ortaya koyuyor.
Bu tiplere sahip milyonlarca insan var, çok azı öldürüyor. Demek ki bireysel patolojiyi, toplumsal düzenin reddettiği, küçük düşürdüğü, seçeneksiz bıraktığı koşullarla birlikte düşünmek gerekiyor. Saldırganlık bir karakter değil, bir kesişim noktası.
İkincisi, erkeklik ve hınç meselesi. Hedeflerin dağılımı tesadüf değil. Kadınların ve otorite figürlerinin öne çıkması, reddedilmiş erkekliğin şiddete dönüşümü hakkında kuvvetli bir sinyal veriyor.
Üçüncüsü, sızıntının sosyolojisi. Saldırganlar izole değil aslında. Çoğu önceden konuşuyor, paylaşıyor, ima ediyor. Demek ki sorun sadece "yalnız kurt" değil. Sorun çevrenin sinyalleri işleyememesi, kolektif inkar, ve raporlama altyapısının çalışmaması. Bu bir bireysel psikoloji sorunu kadar bir kolektif dikkat sorunu.
Dördüncüsü, cezalandırıcı mantığın iflası. Uzaklaştırma, atma, sert disiplin, hiçbiri problemi çözmüyor. Hatta büyütebiliyor. Bu, Türkiye'deki güncel çocuk suçluluğu tartışmalarında dikkate alınması gereken bir konu. Cezanın yaşını indirmek ya da sertleştirmek, önleme değildir. Önleme, erken tespit ve müdahale sistemidir. Bu sistemi kurmak hem pedagojik hem kurumsal bir iştir.
Özetle Langman'ın çerçevesi bize şunu söylüyor. Okul saldırganlığı çok etkenli bir olgudur. Bireysel patoloji (psikopat, psikotik, travmatize) toplumsal tetikleyicilerle (akademik, romantik, ailevi, hukuki başarısızlıklar) buluştuğunda, ve çevre sızıntı sinyallerini göremediğinde, ve kurumlar ceza-merkezli düşündüğünde, saldırı olasılığı büyür. Önleme mümkündür ama disiplin değil, dikkat ister. Tehdit değerlendirmesi statik bir karar değil, süreklilik gerektiren bir süreçtir. Ve en önemlisi, bu çocuklar genellikle söylüyorlar. Biz duyamıyoruz.
@udgmania Biraz haksız bir karşılaştırma olabilir. Eski usül büyüyenlerle yeni usül büyüyenlerin uyaranları artık farklı. Bazen ben bile telefonumda gördüklerimle, elimin altındaki o bilgi akışıyla başa çıkamıyorum ve bunalıyorum.
Katilin 8 yılda 3 sene okula gidebilmesi de gerçek hayata bağlanamayıp nasıl internet çukuruna düştüğünü gösteriyor. Buralarda deprem bölgesindeki çocukların ruhsal sağlığı için onlara profesyonel destek gerektiği hep söylendi. Ama bizim bir sürü okumuş işsiz psk insanımız var.
Çocuklarda dışlanma, zorbalık, cinsel kimlik bunalımı her millet ve kültürde yaşanan bir şey ama bununla başa çıkma biçimi olarak oluşan online kültür, reddit commn ve discord grupları maalesef bize çeviriyle geldi. Bize ait değil. Bu topraklardan çıkma değil. İthal.
@tacoskun Ben de babamın silahının nerede olduğunu hayatımda görmedim. 40 yılda 1 bakımını yapmak için, parçalarını demonte şekilde görmüştüm, silahını saklarken de her parçayı başka bir yere ve kurşunları da ayrı yere saklıyormuş.
“…asılsız şikayetlerle müdürü, 2 müdür yardımcısını, 2 öğretmenimizi toplam 5 kişiyi apar topar görevlerinden alıp başka yerlere verdiler. (…) Mesela Alparslan hocam çocuğun çantasını yoklamadan sınıfa göndermiyordu.”
Araştırılması gereken çok kritik nokta. 👆🏼
@Yargiconduty@anonimuhabir Saçmalık derken, 30 yaşında süt için ağlamak zorunda kalması ve ülke şartlarında iş bulmanın zorluğu dimi saçmalık olan :( dimi?