Annemin vefatından sonra, okulda sadece derslerime yoğunluk verdim. Herkesle iletişimi kestim, müziklere sığındım. Gerekli olmadıkça konuşmazdım bile. Sonra hayatıma bir mucize girdi, hoca yerlerimizi değiştirdiğinde sınıfta çok da sosyal olmayan bir kızı koydu yanıma. Açıkçası mutlu da etmişti beni bu durum, sürekli oturup da beni konuşturmaya çalışan birilerinin olması çok sinir bozucu geliyordu. Bir gün, yine bir öğle teneffüsü bu şarkıyı dinliyordum, çekti kulaklığımın tekini, kendi kulağına taktı. Ses çıkarmadım, ne diyebilirdim ki? Sonra bana sormadan anlatmaya başladı. Beni merak etmeden kendini anlattı, babasını kaybettiğini anlattı. Çocukluğunda nasıl oyunlar oynadığını, babasını be kadar sevdiğini anlattı. Ben dışarıyı izlesem de hep dinledim onu. Sonra "sen annen için dinliyorsun ya, ben de babam için dinliyorum bu şarkıyı. Ben on yaşımdayım babam vefat ettiğinde, ne çok isterdim senin annenle geçirdiğin süre kadar süre geçirebilmeyi." dedi bana. O an çevirdim kafamı, her şeyim oldu. Her şeyi oldum, uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar mutluydum, konuşmaya başladım insanlarla, eski sosyal hâlime geri döndüm. Her anımızda beraber olduk. Yeri geldi sevgilisi, yeri geldi en yakın arkadaşı, yeri geldi küçük yaşta kaybettiği babası oldum onun. Üniversite sınavına girdik sonra, aynı üniversiteyi tutturduk. Her şey mükemmeldi, acı çektin ama mutlusun be oğlum dedim kendime. Uzun sürmeyeceğini bilmiyordum ama. Kız arkadaşıma ilik kanseri teşhisi konuldu, üniversite birinci sınıfı bitirdiğimizde. Yine de mutluyduk, umudumuz vardı. Birlikte olduğumuz sürece bizi kimse yıkamaz diye düşünüyorduk ve öyleydi de. Tanı konulduktan birkaç ay sonra yaşımın küçük olmasına aldırmadan evlenme teklifi ettim ona. Kabul etti, iyileştiği anda ufak bir nikah yapıp evlenecektik. Durumu iyiye gidiyordu, her şey güzeldi. Bir hafta içinde oldu ne olduysa, bir haftada ağırlaştı durumu. Bir hafta boyunca yanına giremedim, camın ardından izledim onu. En sonunda o da bırakıp gitti beni, dediğim gibi biliyordum. Bu ne ilk ne son kaybedişim olacaktı. Nitekim son da olmadı, üzerine birkaç yakınımı daha kaybettim ama hiçbir şey elime tutuşturulan yüzük kadar yakmadı canımı. O an, diri diri gömüldüm sandım.
çok yakın bir arkadaşım yaşadı sonrada yaşamadı çok fazla.. kendini samsun 216 ya ve votkaya verdi ..filozof oldu gittti .. ülkenin en ciddi filozofu aslında .. bilenler bilir ...
ben farklısını yaşadım .. çok boktan duygular bunlar
insan 20 yaşında sevdiğini mezara koyunca bom bok oluyor
karma reankarnasyon astroloji felsefe ...zordu sınavlarımız bizim ....sosyal medyadan insanları tanımadan yargılamayın büyüyün ergen beyinlerle değil olgun akıllarla yargılayın
hayat diyoruz buna ben dayandım ..o ise öldü ...
zaten sonunda hepimiz ölüyoruz öyle değilmi
anda kalın bir bir birinizi çok sevin ve umudu kaybetmeyin,
ve çok sevin bir birinizi çok
sevgilerimle