🔴 "'Beni savcı tutuklamakla tehdit etti, engelli çocuğum var' diyerek hüngür hüngür ağladı!"
🗣️ Özgür Çelik:
'Ayhan Aydın. Transfer edilen üçüncü meclis üyesi. Kendisine bir telefon açıldı yanımızda. Hoparlöre verildi ve kendisi hüngür hüngür ağlayarak... Ayhan Aydın hüngür hüngür telefonda, benim de milletvekilimiz Suat Özçağdaş'ın da duyacağı şekilde; 'Beni savcı tutuklamayla tehdit etti. Benim oğlum engelli, benim eşim engelli. Bunlara kim bakacak? Benim gönlüm razı değil, vicdanım razı değil. Engelli çocuğum var, engelli eşim var. Ben tutuklanırsam onlara bakacak kimse kalmaz diye ben bunlara teslim oldum' dedi @ilgazsenem
Fatih Altaylı'nın programında
Prof.DrAhmet Taşağıl:
"Türkler, Osmanlı sayesinde Araplaştı. Bu süreci, Halifeliğin Osmanlıya geçmesi ile Yavuz döneminde Mısırdan getirilen Arap Ebussuud Efendi başlattı. Bunun faturası çok ağır oldu; devlet Araplaşma ile Türklükten uzaklaştı ve gerilemeye başladı."
Dünyanın en tehlikeli emperyalizmi Arap kültür emperyalizmidir. Din adı altında kültürünü ihraç edip ülkeleri asimile ederek Araplaştırmıştır.
Yobazlar, Arapça ve Arap kültürünün kutsal olduğunu iddia ederek Atatürk'ün başta harf inkılabı olmak üzere devrimlerine saldırmaktadır. Amaç, Osmanlı döneminde olduğu gibi Türk'ü Araplaştırmaktır.
Atatürk, Araplaşan Türk Milletini tekrar Türk özüne geri döndürdü. İşte tam da bu yüzden Atatürk'e düşmanlar!
Araplaşmayacağız!
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Mesele milletvekilin iftarda ne yediği değildir.
Mesele vekilliğini yaptığın milletin ne yiyemediğidir.
Mesele ülkeyi 25 yıldır tek başına yangın yerine çevirenlerin dönüp “sahi bu insanlar niye anca peynir ekmek yiyor” diye sormaması, soramamasıdır.
Bu eleştirilerin zarar verdiğini düşündüğünüz Meclis’in itibarını çok önemsiyorsanız, bağlılıkla görev yapacağınıza şerefiniz üstüne yemin ettiğiniz Anayasa’ya uymakla işe başlayabilirsiniz.
Resmi gazetede yayınlanmış AYM kararına göre dışarıda olması gereken Tayfun neden zırhlı araç içinde gün boyu şehirlerarası yolculuk yaparak tahlil, tetkik ve takip altında kalıyor?
Bizim daha ne yaşamamız gerekiyor?
Bu kadar zulüm, bu kadar gaddarlığı nasıl sineye çekelim?
Başımıza gelenlerin ve geleceklerin sorumluluğu kimde?
Bu gurur bizim! 🇹🇷
Tarihimizde ilk kez 2025 FIVB Kadınlar Voleybol Dünya Şampiyonası’nda ikinciyiz; gümüş madalyanın sahibiyiz. 🥈Sahadaki mücadelesi ile tüm dünyada göğsümüzü kabartan #FileninSultanları🇹🇷 ’na yürekten tebrikler! ✨
Ekrem İmamoğlu'nun siyaseten önünü kesmek için 364 kişiyi gözaltına alıp, yargı sistemini kilitlediler. Türkiye 19 Mart'tan beri adı konmamış bir OHAL düzenle yönetiliyor. Bu durum değişmeden siyasetin artık normalleşmesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum.
📢 Mattia Ahmet'in annesi Yasemin Minguzzi, "infaz yasası"nın değişmesi için oturma eyleminde
💬 "Hâlâ çocuklar öldürülüyor ve neden yasa değişmiyor?"
💬 "Lütfen ayağa kalkın, bugün benim başıma gelen yarın sizin çocuğunuzun başına gelmesin"
📷 @emrullaherdinc
Timur, Emniyet ifadesini şu sözlerle bitirdi:
“Ben 25 yıllık gazeteciyim, hukuku siyasi emelleri ve çıkarları için alet edenlerin ülkeye vedigi zararı biliyorum. Geçmişte AKP ile Fethullahçılar yine kumpaslar kurarak demokratik haklarımızı gasp ediyordu, biz o zamanlar da yargıdaki ve diğer devlet kurumlarında yuvalanmış çeteler ile mücadele ediyorduk. Yine gözaltılarda yine adliyelerdeydik ve yine biliyorum ki siyasi ikbali için veya kariyeri için veya çıkarları için adaleti katledenler bağımsız mahkemeler önünde yargılanacak. Biz de memleketimizin daha adil özgür ve hakkaniyetli olması için gazeteci olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Timur Soykan gazetecidir.
Gözaltı gerekçesi tam anlamıyla bir komedidir: “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak!”
Oysa onun her satırı belgelidir, her haberi denetlenebilir.
Kalemini namus bilen, halkı bilgilendirmeyi görev sayan bir gazetecidir.
Hem gazeteciliğine, hem insanlığına kefiliz.
Kaan Sekban’ın hukuksuzluklara karşı duruşunun yarısını bile göstermeyen “dokunulmaz” siyasetçiler, “muhalif” ünlüler, “usta” yazarlar var memlekette…
Şüpheniz olmasın, gün gelir yine en çok onlar çok çile çekmiş gibi davranır. Size düşen; unutmayın arkadaş.