@Serhat481673324@kriptowarrior Hem 300 TL, hem de muadilleri 80-90 gram et koyarkem Melike, 120 gr. koyuyor. Yüksek hacimle sürümden kazanıyor. Bursa'nın en yüksek müşteri sirkülasyonu olan işletme. Günde 1 ton et tüketildiği de oluyor.
@MelGibsonstory As a Muslim from Turkey, I find the police's actions correct. There is no showmanship or publicity in Islam. A sincere Muslim performs their worship privately and quietly. At home, in a suitable place, or in a mosque.
@tdibgd Now there's no longer an Archduke of Austria-Hungary. What kind of world war will you cause this time? You'll never learn. We'll take your minds away. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Enerji Bakanı'nın 'Elektrik faturalarının yarısını ödüyoruz' dediği mesele şu:
Döviz garantili elektrik alım garantisi verdiler. 2022'de dolar çok yükselince faturalar seçim öncesi çok ciddi rakamlara çıkacaktı.
Bir Cumhurbaşkanı kararıyla EÜAŞ'a elektriği pahalıya al, ucuza sat farkı biz sana bütçeden vereceğiz' dediler.
2023'den beri EÜAŞ'a bütçeden yapılan görev zararı ödemeleri inanılmaz.
Sadece 2025'te 236 milyar lira EÜAŞ'a görev zararı ödediler.
2 köprü-8 otoyolun 30 yıllığına özelleştirilmesinden elde edecekleri gelirin iki katı.
@ckayacanan Çok basit. Havuz dolana kadar görmezden geliniyor. Belli bir dolgunluktan sonra hukuk, tenizlik, arınma ayağına çöküyorlar.
Güzel taktik. Hansel ve Gretel'deki Cadı'nın tarzı. Besle, büyüt, ye.
Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinde, Dicle Elektrik'e bağlı Yaz Güneşi Trafo Merkezi, yüzlerini puşi ve giysilerle kapatan şahıslar tarafından işgal ediliyor.
Güvenlik görevlisini etkisiz hâle getiren saldırganlar daha sonra kaçak elektrik kullanmak amacıyla Sufra ve Beşmağara fidelerine müdahale ediyor.
Elektrik hırsızlığı yapabilmek için trafo merkezi işgali. Başka bir ülkede olmaz.
Devlet dediğin hırsıza, teröriste teslim olmaz.
Bu namussuzların çaldığı elektriği bize ödetemezsiniz.
Devlet, devlet ol gereğini yap.
Dost sohbetinde bir arkadaş "bu kadar memuru besleyen devletin ekonomisi düzelmez" diye bir cümle sarf etti.
Türkiye'de 5.5 milyon kamu personeli var ama bunların 1.3 milyonu işçi, 700 bine yakını sözleşmeli işçi ya da memur..
Yani 3.5 milyon kadrolu memur var. Heralde "yük" diye kastedilenler bunlar.
İyi de bu 3.5 milyon memurun 1.1 milyonu öğretmen.
Memur sayısına itiraz edenlerle "öğretmen sayısı az, okullarda sınıf mevcudu çok" diye şikayet edenler aynı kişiler. Nasıl olacak?
3.5 milyon kadrolu memurun 800 bini sağlık personeli. Yani doktor, hemşire vs...
Memur sayısına itiraz edenlerle "doktor/hemşire sayısı az, hastanelerde sıra verilmiyor" diye şikayet edenler aynı kişiler. Nasıl olacak?
950 bini güvenlik gücü... Yani polis, asker, jandarma...
250 bini adalet görevlisi... Yani hakim, savcı, adliye memuru...
Memur sayısına itiraz edenlerle "Kendimi güvende hissetmiyorum, adliyelerde aylarca mahkeme günü beklemek istemiyorum" diyenler aynı kişiler.. Nasıl olacak?
90 milyonluk ülkeyiz. Üstelik devlet, dünyanın hiçbir ülkesinde var olmayan bir sağlık ve eğitim yükünü sırtlamış.
Bu işler bugün bile istediğimiz hızda ve ilgi seviyesinde değilken, memurların yarısını tırpanlayınca nasıl yürüyecek?
Tamam, nicelik her şey değildir, niteliğe de yeterince önem verilmeli. Ama memur sayısına itirazların temeli bu değil.
Onlar kulaktan dolma bilgilerle edindikleri 6 milyon memur sayısınının tamamını tapu kadastroda, vergi dairesinde falan masa başında iş yapanlar sanıyor.
Bilmeden yorum yapmak, öğrenmeden muhalefet etmek çağımızın hastalığı. Oysa biz bilgiye çok daha kolay ulaşabilen şanslı nesil değil miydik?
Tabi ulaşmak isteyen olursa...
ispanyollar dünyanın yarısını yönettiler, nasıl oldu da ing ve fransanın gerisine düştüler diye sormak çok haklı bi soru
1787 yılında, abdulhamitin madride gönderdiği ilk resmi osmanlı elçisi ahmet vasıf efendinin İspanya sefaretnamesini okumak gerekir bunu anlamak için, çünkü dönemi bizim dilimizde, bizim dünyamızda anlatan bi insan. vasıf efendi, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı görünen bu imparatorluğun içten içe nasıl çürüdüğünü bizzat yerinde görmüş ve adeta bi iktisatçı gibi satır satır teşhis etmiştir
vasıf efendi, amerikadan gemilerle gelen külçe külçe altın ve gümüşün ispanyol ekonomisini nasıl tembelleştirdiğini açıkça anlatır. ispanyolların kendi memleketlerinde fabrika açmak, zanaat geliştirmek yerine ihtiyaç duydukları her şeyi ingiltere ve fransadan hazır satın aldıklarını yazar. yani sömürgelerden gelen o devasa servet ispanyada kalıcı bir sanayi yaratmamış, yalnızca rakiplerinin sanayi devrimini finanse eden bi nakit akışına dönüşmüştür hatta o kadar çok altın gelmiş ki avrupada altın enflasyonu olmuştur
sefaretnamede dikkat çeken en vurucu gözlemlerden biri halkın ve soyluların iş ahlakıdır :D vasıf efendi, sokaklarda cebinde tek kuruşu olmayan ama asilzade olduğu için ticaret yapmayı, tezgah başına geçmeyi ya da fiziki çalışmayı onuruna yediremeyen binlerce insan olduğunu aktarır. hatta halkın tembel ve miskin olduğunu yazmıştır. üretim ve zanaat aşağılık bir meşgale görüldüğü için ekonomi tamamen dışa bağımlı hale gelmiştir
vasıf efendi granada sokaklarını gezerken hayran kaldığı sulama kanallarını, tarım arazilerini ve şehir mimarisini uzun uzun anlatır, ama sonra acı bi gerçeği vurgular, bu toprakların asıl üretici gücü, zanaatkarı ve mühendisi olan müslümanlar ve yahudiler zorla sürgün edilmiştir. nşitelikli insan sermayesi ülkeden temizlenince geriye işlenmeyen verimli topraklar ve atıl kalmış bir ekonomi kalmıştır
ülkedeki kiliselerin, manastırların ve ruhban sınıfının büyüklüğüne değinen vasıf, hiçbir şey üretmeyip sadece hazineden ve halktan beslenen devasa bir kitlenin varlığına dikkat çeker. en zengin toprakların ve sermayenin bu kurumlarda bloke edilmesi, üretim sermayesini tamamen kilitlemiştir.
hatta hatıratlarından hatırladığım en komik ve vahim olaylardan biri, yine vasıf efendinin anılarında asıl şok yaşadığı kraliyet olayı da budur, padişahın kral üçüncü carlos için gönderdiği resmi hediyeleri teslim ettikten sonra kraliyet ailesinin diğer üyelerinin özellikle veliaht prens veliahtın eşi maria luisa ve kralın diğer çocuklarının "Padişah bize niye ayrı hediye göndermedi?" diyerek açıkça tavır koyup elçilik heyetinden yüzsüzce pay talep etmesidir.
osmanlı protokolünde devletlerarası hediyeler yalnızca hükümdara takdim edilirken, ispanyol saray hanedanının sanki sıradan bi miras kavgası verir gibi padişahın krala getirdiği samur kürkleri, kıymetli kumaşları ve mücevherleri aralarında paylaşmaya kalkışması, yetmeyip vasıf efendinin kendi yan��nda getirdiği şahsi eşya ve paraları da kraliyet üyelerine dağıtmak zorunda bırakılması karşısında sefir çileden çıkmış ve koca bir hanedanın yabancı bir elçinin hediyelerine böylesine arsızca tamah etmesini sarayın ahlaki sefaleti ve tükenmişliği olarak not düşmüştür.
pasifikten atlantike kadar uzanan o haritayı savunmanın bedelini, ispanyanın tersanelerini ve askeri yapısını incelerken, bu kadar geniş bi coğrafyada kale ve donanma tutmanın getirdiği muazzam lojistik masrafların sömürgelerden gelen parayı misliyle eritip tükettiğini anılarında söyler, madrid sarayını mimari olarak son derece haşmetli ve debdebeli bulsa da, içerideki kraliyet ailesi ve görevlilerin yabancı bir elçinin hediyelerine bile göz dikecek kadar asalak, dedikoducu, kuralcı ve ahlaken çürümüş bi dünya içinde yaşadığını anlatırç. sokakları ise taş döşemelerine rağmen pis kokuların sindiği, çöplerin saçıldığı ve asıl mesleği olmayan, pelerinlerine sarınıp köşe başlarında aylaklık yapan gururlu ama sefil hidalgo kalabalıklarıyla dolu tekinsiz bi çelişkiler şehri olarak tasvir eder
okumak isteyenler için çok eğlenceli bi hatırat:
https://t.co/3bFcWFQWUN
@oyunlive10X@captaintridente (Eylül dönemi net ikramiyesi yaklaşık 49.200 TL civarındadır), giysi yardımı ve gece vardiyası/fazla mesai farkları eklendiğinde personelin eline geçen toplam gelir bazı aylarda 115.000 TL ile 125.000 TL bandına kadar yükselmektedir.
📢 Bir vatandaş, Karacabey Belediyesi ile yaşadığı süreci ve bazı yapılar hakkında dikkat çeken iddialarını anlattı:
♦️ “Karacabey Belediyesi’nden zabıta, belediye görevlileri ve jandarma evime geldi. Mehmet Bildırcın’ın şikâyeti üzerine geldiklerini söylediler.”
♦️ “Binalarım köy yerleşim alanında ve yaklaşık 50 yıllık. Atamdan, dedemden, anne ve babamdan kaldı. Hepsine ilişkin belgelerimin bulunduğunu söylüyorum.”
♦️ “Mehmet Bildırcın’a ait olduğunu belirttiğim 16 yapı hakkında işlem yapıldı. Bunlardan 13’ünün mühürlendiğini, para cezası kesildiğini ve yıkım kararı verildiğini iddia ediyorum.”
♦️ “Dere içerisinde bulunduğunu söylediğim diğer yapılar hakkında da DSİ ve Kaymakamlık sürecinin ardından yıkım kararı verildi. Buna rağmen şimdi bu yapılara ruhsat verilmesi için kurumlara yazı gönderildiğini öne sürüyorum.”
♦️ “Elimde belediye, encümen ve diğer kurumlara ait resmî belgeler var. Yaşanan sürece ilişkin bütün belgeleri kamuoyuyla paylaşacağım. Bakalım daha neler ortaya çıkacak.”