Bazı devletler dünyanın başına beladır. Buraya aleni yazsam başıma iş gelir mi yada en basitinden hesabım kapatılır mı diye net şekilde yazmıyorum. Baş harflerini vereyim.
Dünyanın kanserleri: Çi, İs., İr., Ru.
Dünyanın veremleri: Ab., İn., Hi., Fr.
norveç krallık, kuzey kore cumhuriyet.
norveç seçeneği varken kuzey kore'de yaşamak isteyen bir tek insan yoktur muhtemelen. cumhuriyet büyük bir kazanım; ama demokrasiyle, adaletle, özgürlükle tamamlanmadığı müddetçe bir anlam ifade etmiyor.
Yıllardır bunu anlatırım çevremde. Aslında cumhuriyetin demokrasi olmadığında bir anlamı olmadığını ve ikisinin aynı şey olmadığını kimseye anlatamıyorum. Hatta kardeşimin doktor eşi bunları anlattığımda çıldırdı ve beni cumhuriyet ve devlet düşmanı ilan etmeye kadar götürmüştü
norveç krallık, kuzey kore cumhuriyet.
norveç seçeneği varken kuzey kore'de yaşamak isteyen bir tek insan yoktur muhtemelen. cumhuriyet büyük bir kazanım; ama demokrasiyle, adaletle, özgürlükle tamamlanmadığı müddetçe bir anlam ifade etmiyor.
Bir içerik üreticisi:
Claude Code, Android telefonumda benim çekmediğim tam 14.219 yüz fotoğrafımı buldu.
Telefon, elime aldığım hemen her an gizlice fotoğrafımı çekiyormuş. Yatakta yatarken bile. Evdeyken bile.
Ekran görüntüsü falan değil. Bayağı ön kameradan alınmış gerçek kareler.
Trende. Arabada. Evde. Sadece saate bakmak için telefonu elime aldığımda bile.
Sistem önbelleğinde öylece duruyorlardı.
Hepsinde tarih, saat ve GPS konumu var. Galeride yoklar. Son Silinenler'de yoklar.
Telefonu bilgisayara bağladım, tam yedek aldım ve Claude Code'dan galerimde olmayan tüm ön kamera dosyalarını bulmasını istedim.
Gitti, /data/system/users/0/faceunlock/cache dizinini ve Google Play Hizmetleri içindeki başka bir klasörü çıkardı.
14 binden fazla dosya. Hem normal fotoğraflar hem de Yüz Tanıma sisteminin (Face Unlock) kızılötesi kareleri. İstisnasız her birinde zaman ve konum kaydı var.
Fotoğraflara bakmaya başladım. Çoğu son 15 aya aitti. Sonra "2 saniye önce" oluşturulmuş bir dosya gördüm.
Ekranda klasöre bakıyordum. Ben klasörü incelerken bile telefon fotoğrafımı çekmeye devam ediyormuş.
Google ve telefon üreticileri, Yüz Tanıma sisteminin yüzünüzü matematiksel bir modele dönüştürüp görüntüyü anında sildiğini iddia ediyor.
Ama bu telefonda ham görüntüler klasörde aynen duruyordu. O dizine veri yazan işlemlerin bazıları sistem tanılama (diagnostics) servisleriydi.
Hâlâ kamera izni bulunan birkaç eski uygulama da bu klasöre erişebiliyordu.
Tanılama verilerini kapattım, gereksiz tüm uygulamaların kamera iznini kaldırdım ve önbelleği temizledim. Ama bu karelerin kaçı çoktan başka bir yerlere sızdı, hiçbir fikrim yok.
Kendi cihazınızı kontrol etmek isterseniz: Telefonu bilgisayara bağlayın, tam yedek alın (ya da ADB kullanın) ve Claude'dan Galeriniz dışındaki ön kamera dosyalarını bulmasını isteyin. Benim dosyalarım yukarıdaki dizindeydi.
Kamuda Çözülmesi gereken En büyük problemler
-Mesai başında Kahvaltı yapılması
-Öğretmenin Kendi öğrencisine Özel Ders Vermesi
-Doktorun İlk randevuya asla saatinde gelmemesi
-1.30 da biten öğle molasından 2'den önce dönmeme
-Veznelerde Asla suratımıza bakılmaması
-Vergi dairelerinde Kredi kartı ve İBAN ile ödeme problemleri
-Kurum Müdür, Müdür yardımcısı ve şube müdürlerinin Ya odasında olmaması ya da Sürekli birileriyle güle oynaya sohbet ediyor olması (kapıda yarım saat bekliyoruz)
-Kamu Görevlilerinin vatadaşa SENLİ Konuşması, SİZLİ konuşmaması
-Atanmış Öğretmenlerin Dershanelerde ek iş yapması
-Doktor ve hemşirelerin İnsanların acısına ve ağrısına empati yapmaması
-Hizmet almaya gelen vatandaşa dilenci muamelesi yapılması, Üstten bakılması, Terslenmesi
-Bir memur amirine şikayet edildiğinde Vatandaşa iftiracı muamelesi gösterilmesi, En iyi ihtimalle Tamam biz gereğini yaparız deyip kapı dışarı edilmesi
-Polisin genelde olay bittikten sonra gelmesi, Gözünün önündeki olaylara müdahale etmemesi.
-Ambulans görevlilerinin Kalıplı hastayı taşıyamaması, Komşulardan yardım alınmadan sedye kaldıramamaları (güçlü kişilerden seçilmeliler)
-Devletteki diş hekimlerinin Kanal tedavisi yapmak istememesi
-Kamu bankalarında 10 vezne varsa 8'inin boş olması
-Mahkemelerin asla saatinde başlamaması, Yıllarca bitmemesi, En ufak itirazda sürecin aylarca, yıllarca uzaması
-Trafikte Adam ezen 3 ay yatarken Çok saçma bir konuda daha fazla ceza alınabilmesi (ceza dengesizliği)
-Trafik polislerinin üstten bakan ve kaba tavırları
-Radar tabelası koyması kanunen şart olmasına rağmen tabela koymadan radar aracı koyulması,
-Radar tabelasını 3 ay yerinden oynatmadan sabit bırakıp canı istediğinde radar aracı koyulması (bir gün O tabelayı alıp kaçacağım da zimmetlidir diye kıyamıyorum :D)
-Belediyenin kafasına göre bir gecede Kasis koyması
-Logar kapaklarının inadına inadına yolun ortasına zigzaglı düzende konumlandırılması (çapraz koyuyorlar, kaçmak imkansız)
-Yol çalışmalarının Mesai bitince durması, bu yüzden Trafiğin aylarca uzatılması.
-Tünellerde Çalışmaların asla bitmemesi (gece yapın)
Vatandaşa Sorulsa daha neler söylerler de işte insan yaşamadığı derdi bilemiyor.
Kamuda Çözülmesi gereken En büyük problemler
-Mesai başında Kahvaltı yapılması
-Öğretmenin Kendi öğrencisine Özel Ders Vermesi
-Doktorun İlk randevuya asla saatinde gelmemesi
-1.30 da biten öğle molasından 2'den önce dönmeme
-Veznelerde Asla suratımıza bakılmaması
-Vergi dairelerinde Kredi kartı ve İBAN ile ödeme problemleri
-Kurum Müdür, Müdür yardımcısı ve şube müdürlerinin Ya odasında olmaması ya da Sürekli birileriyle güle oynaya sohbet ediyor olması (kapıda yarım saat bekliyoruz)
-Kamu Görevlilerinin vatadaşa SENLİ Konuşması, SİZLİ konuşmaması
-Atanmış Öğretmenlerin Dershanelerde ek iş yapması
-Doktor ve hemşirelerin İnsanların acısına ve ağrısına empati yapmaması
-Hizmet almaya gelen vatandaşa dilenci muamelesi yapılması, Üstten bakılması, Terslenmesi
-Bir memur amirine şikayet edildiğinde Vatandaşa iftiracı muamelesi gösterilmesi, En iyi ihtimalle Tamam biz gereğini yaparız deyip kapı dışarı edilmesi
-Polisin genelde olay bittikten sonra gelmesi, Gözünün önündeki olaylara müdahale etmemesi.
-Ambulans görevlilerinin Kalıplı hastayı taşıyamaması, Komşulardan yardım alınmadan sedye kaldıramamaları (güçlü kişilerden seçilmeliler)
-Devletteki diş hekimlerinin Kanal tedavisi yapmak istememesi
-Kamu bankalarında 10 vezne varsa 8'inin boş olması
-Mahkemelerin asla saatinde başlamaması, Yıllarca bitmemesi, En ufak itirazda sürecin aylarca, yıllarca uzaması
-Trafikte Adam ezen 3 ay yatarken Çok saçma bir konuda daha fazla ceza alınabilmesi (ceza dengesizliği)
-Trafik polislerinin üstten bakan ve kaba tavırları
-Radar tabelası koyması kanunen şart olmasına rağmen tabela koymadan radar aracı koyulması,
-Radar tabelasını 3 ay yerinden oynatmadan sabit bırakıp canı istediğinde radar aracı koyulması (bir gün O tabelayı alıp kaçacağım da zimmetlidir diye kıyamıyorum :D)
-Belediyenin kafasına göre bir gecede Kasis koyması
-Logar kapaklarının inadına inadına yolun ortasına zigzaglı düzende konumlandırılması (çapraz koyuyorlar, kaçmak imkansız)
-Yol çalışmalarının Mesai bitince durması, bu yüzden Trafiğin aylarca uzatılması.
-Tünellerde Çalışmaların asla bitmemesi (gece yapın)
Vatandaşa Sorulsa daha neler söylerler de işte insan yaşamadığı derdi bilemiyor.
kemalizm adı altında totalitarizm,
vatanseverlik adı altında ırkçılık, dindarlık adı altında öteki düşmanlığı pompalanıyor topluma. bu yüzden kendini çağdaş zanneden despotlar, kendini milliyetçi zanneden insanlık düşmanları ve kendini dindar zanneden vicdansızlar çıkıyor ortaya.
Süleyman Demirel’in KHK’lar ile ilgili meclis konuşması;
📌 Kişi haklarıyla ilgili KHK olmaz!
📌 Temel hakları düzenleyen KHK olmaz!
📌 Devlet memurlarının, çalışanların haklarını düzenleyen KHK olmaz!
KHK’lar yok hükmünde!
Bu paylaşım; zahiren doğru bir fıkhî cümlenin arkasına sığınarak yapılan sinsi manipülasyonun ve fıkhı hevasına göre cımbızlayan modern zihniyetin ibretlik bir vesikasıdır: "Kelimetü hakkın urîde bihe'l-bâtıl" (Bâtıl bir amaca alet edilen doğru söz).
Bu ilahiyatçı taifenin fıkhı nasıl tahrif edip seküler bencilliğe alet ettiğini şu 3 esasta ifşa edelim:
1. Evet; klasik İslam fıkhında kadının mülkiyeti müstakildir, kazandığı para kendisinindir ve hanenin bütün nafakasını temin etmek erkeğin borcudur. Ancak bu hüküm İslam evlilik nizamının tamamı yürürlükte olduğunda geçerli bir dengedir.
Aynı fıkıh açıkça der ki: Kadın, eşinin meşru izni ve rızası olmaksızın dışarı çıkamaz ve keyfî olarak çalışamaz.
Kocasının rızası hilafına dışarıda çalışan kadın, fıkhen "Nâşize" (itaatsiz) konumuna düşer ve Dört Mezhebin ittifakıyla o kadının kocasından nafaka talep etme hakkı derhal düşer!
İşlerine gelince "Nafakayı koca ödemek zorunda, kadının parası kendinindir" fetvasını bayrak yapan bu ilahiyatçılar; nedense erkeğin meşru kavvamlık ve ihtibâs (evde bulunma/izin) hakkını, kadının itaatsizliği halinde nafakasının sakıt olacağını dillerine bile almazlar. Dinin bir yarısını alıp diğer yarısını hasıraltı etmek apaçık bir tahrifattır.
2. İslam hukuku mekanik bir menfaat terazisi değil, muazzam bir külfet-nimet dengesidir.
Kadının parasının tamamen dokunulmaz kılınmasının hikmeti; kadının fıtraten evinde durup yuvasını imar etmesi, hane nizamını sağlaması ve erkeğin meşru liderliğine teslim olması karşılığındadır.
Hem 21. yüzyılın seküler-feminist kafasıyla "Ben özgürüm, dışarıda kariyer yaparım, bana karışamazsın" deyip erkeğin kavvamlığını ayaklar altına alacaksın; hem de iş cüzdana gelince 7. yüzyıl fıkhının kadına tanıdığı maddi koruma zırhına sığınacaksın.
Erkeği evin kirasını, faturasını, pazarını ödeyen bir finansör ve sponsor konumuna indirip; kendi maaşını cebine istiflemek fıkıh değil, modern bir asalaklıktır.
3. İslam'da evlilik, iki tarafın birbirine karşı soğuk maddeler dayattığı bir anonim şirket sözleşmesi değildir.
Kur'an-ı Kerim evliliğin gayesini "Meveddet ve Rahmet" (sevgi, fedakarlık ve merhamet) olarak tarif eder.
Dışarıda saatlerce mesai harcayıp evin temizliğini, yemeğini, çocuğunu aksatan; fakat ay sonunda "Maaşım benimdir, bir kuruş koklatmam, sen bana bakmaya mecbursun" diyerek eşine tepeden bakan bir kadının kurduğu şey yuva değil; erkeği sömürme düzeneğidir.
Mümin bir kadın, erkeğin sırtındaki yükü hafifletmeyi bir minnet değil, yuvanın bereketi ve Nebevî ahlakın gereği bilir.
Özetle bu ilahiyatçı kadın fıkhı falan öğretmiyor; seküler dünyanın açgözlü, bencil ve sorumluluktan kaçan kadın tipolojisine fıkıhtan kılıf uyduruyor. İslam fıkhı bir bütündür; haklarını fıkıhtan talep edenin, borçlarını da fıkha göre ödemesi şarttır. İşine geleni alan, işine gelmeyeni "ataerkillik" diye reddedenlerin yaptığı şey din değil, nefis tüccarlığıdır.
feministin yeşil tonlusu hiç çekilmiyor.
şeriatte kadının lehine kullanabileceği her türlü argümanı alıyor, seküler sistemin kadına sağladığı avantajlarla karıştırdıktan sonra, telefonunun ön kamerasını açıp günde üç öğün erkeklere yedirmeye çalışıyor. berbat bir marmelat gibi.
Biz KHK’lılar ayrıcalık değil, haklarımızı istiyoruz. Hukuksuz ihraçlar iptal edilsin; masumiyet karinesi, çalışma hakkı ve insan onuru yeniden güvence altına alınsın. Adalet herkes için olmalı!
#AdaletBuluşması
Mehmet Altan:
“Korkunç! Çok fazla mağdur var. Herkes bir gün kendisinin de mağdur olabileceğini unutuyor. #KHK’lılar hukuk mağduru. OHAL Komisyonu yalan söyledi, idare mahkemeleri oyalıyor. #KHK’lılar ortada ve kimse savunamıyor. Zaten savunamazlar da!”
@ankara_kusu Marketi eleştirmiyorum. Bilakis kim bilir nelerle karşılaştı da bu yola tevessül etti. Her reyona güvenlik mi koysun. Veya 20 30 kamera koyup bir gücenlikçinin tamamını fıldır fıldır atlamaksızın görmesini mi umsun. Demekki o çevrenin halkında hırsızlık çok. Halk hak etmiş demek.
🔵 Mert Başaran: (Büyük şirketlerin kadın istihdamını desteklemesi hk.)
▪️"Büyük şirketler sürekli kadının çalışmasıyla ilgili vakıflar kuruyor."
▪️"Bunu kadınları düşündükleri için mi yapıyorlar, yoksa gizli ajandaları mı var?"
▪️"Yıllar önce şunu keşfettiler: 'Biz bir ailenin geçinmesi için erkeğe 100 lira vermek zorundayız.'"
▪️"Ama kadını da sisteme sokarsak, erkeğe 100 lira vermemize gerek kalmaz; enflasyonla eritip erkeğe 50 veririz, kadına da 50 veririz."
▪️"Yine 100 lira vermiş oluruz ama aynı paraya iki eleman birden çalıştırmış oluruz, maliyetimiz düşer."
▪️"Eskiden tek maaşla geçinilmesinin sebebi buydu."
▪️"Şimdi 'Bu parayla geçinilmez’ dediğinde işveren, 'Eşin de çalışsın, karı koca geçinirsiniz' diyor."
▪️"Üstelik kadının makyajı, kılık kıyafeti, ayakkabısı inanılmaz bir tüketim gamı demek."
▪️"Erkeğin kalemi sınırlıdır; saat alır, ayakkabı alır biter. Kadındaki tüketim yarışı ise sınırsız."
▪️"Kadını sisteme sokarak hem maaşları böldüler hem de tüketimi patlattılar."
Çok kişi Fransa'da sokaklarda süren gösteri ve çatışmaların bu ülkeyi yok oluşa götürdüğünü sanıyor. Oysa seğil, bunlar 6. Cumhuriyet'in doğum sancısıları. Eskiyen 5. Cumhuriyet yenileniyor.
Türk ve Fransız Siyasal Kültürleri Arasındaki Fark
Türk siyasal hayatında bir türlü netleşmemiş bir konudur CUMHURİYET olgusu. Meselenin esası, devletin toplum üzerindeki gücüyle, toplumun devlet üzerindeki demokratik denetimi arasında nasıl bir denge kurulacağıdır. Bu konu çözülmemiştir.
Çünkü cumhuriyetin yalnızca adında değil, toplumsal hayatında da cumhuriyet olabilmesi, egemenliğin millete ait olduğunun ilan edilmesinden fazlasını gerektirir. Milletin, yani eşit yurttaşların, bu egemenliği fiilen kullanabilmesini gerekir.
Devletin güçlü olması, yurttaşın güçsüz olmasını gerektirmez. Tam tersine, demokratik devletin kurumsal gücü, yurttaşın haklarını güvence altına alabildiği ölçüde anlam kazanır.
İşte tam bu noktada Fransız ve Türk siyasal kültürlerinin karşılaştırılmasından çıkarılabilecek en önemli soru şudur:
Bir ülkede devlet, yurttaşların kendisinden korkmasını mı bekler, yoksa yurttaşlar, devletin kendilerine hesap vermesini mi?
Bu sorunun cevabı, yalnızca iki ülkenin siyasal kültürleri arasındaki farkı değil, cumhuriyetin demokrasiyle ne ölçüde buluştuğunun da kanıtıdır.
Kulis Bilgisi:
Kamuda geçmişte yüksek lisans ve doktora yapmış birçok üst düzey kamu personeli unvan ve özgeçmişlerinde bunu silme gayretine girmiş.
Yakında sahte diploma, sahte üniversite, sahte yüksek lisans, sahte doktora ve KPSS - KPDS sınavlarından hileli not verilme süreçlerine dair soruşturmalar yoğunluk kazanacakmış.