KHK soykırımdır.
Mevcut yönetimin yüzbinlerce masum yurttaşını sivil ölüme terk ettiği bir distopyanın içindeyiz. Önünde sonunda sorumlular hesap verecektir. En önemli yaşama ve mücadele motivasyonumuz da budur.
https://t.co/yqvSjN02Xi
Yargıtay Hakimi @h_ugur23 konuştu:
✅ 8 yıl tek kişilik hücrede kaldım. Haftalarca “ölürüm Türkiye’m” şarkısıyla sayıma uyandırıldım.
✅ Bizler darbeden 2,5 yıl önce fişlenmişiz. Listeleri bizzat BİROL ERDEM,
MİT Başkanı Hakan Fidan’a verdiğini söyledi.
✅ Adli mahkumlara dayak, falaka ve işkenceyi AYM’ye taşıdım aynı muameleyi ben gördüm.
✅ 40 bin kişinin ölümünden sorumlu tuttuğunuz APO için “mecliste konuşsun, baş müzakereci olsun” denildi. Üzerinde bıçak taşımayan insanlara 10 yıl yapılan bu zulüm reva mı?
İzlemek için
👇👇👇
https://t.co/r2uaLX1pI9
AİHM’den Türkiye hakkında yeni ihlal kararı:
Zaman gazetesi çalışanı gazeteci Tuncer Çetinkaya’nın makul suç şüphesi olmadan tutuklandığına ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verildi.
Türkiye, 16.250 Euro manevi tazminat ve 4.406 Euro yargılama gideri ödeyecek.
Bu kararla;
Gazetecilik faaliyetinin suç deliline dönüştürülemeyeceği,
Tutuklamanın, soyut kanaatle değil somut olgulara dayanan makul suç şüphesiyle mümkün olacağı,
İfade özgürlüğünün, ceza soruşturması baskısıyla etkisizleştirilemeyeceği hüküm altına alınmış oldu.
AİHM ihlal kararları vermeye devam ediyor. Önemli olan mahkemelerin bu kararlara uyması ve özellikle tutuklama konusunda yaşanan sistemsel hukuksuzluğu sonlandırması gerekiyor.
https://t.co/Z4gfaC5xGP
15 Temmuz sonrası memleketimde pastaneye kayyım atanmıştı. Bir avukat meslektaşımız kayyım olmuştu. Hayretler içinde kalmıştım.
Bugünler o günlerin eseri maalesef.
Sahte darbe senaryosu çok ama çok can yaktı çok mazlumun acnını yaktı ve hala yakıyor...
Ama mutlaka bu olay gün yüzüne çıkacaktır....
Hiç beğenmediğimiz 15 temmuz senaryosu dedikleri senaryo başlarına mutlaka bela olacaktır.
KHK’lı olmak sadece işinden olmak değildir.
Terörist olarak savunmasızca toplumun önüne atılmaktır.
Semra Sağlam anlatıyor:
İhraç olur olmaz ev sahibimiz aradı:
“Terörist kiracı istemiyorum. Evimden çıkın” dedi.
Tamamı burada
👇👇👇
https://t.co/zXjF50CppC
ABD Silahlı Kuvvetleri'ndeki Saygıdeğer Erkekler ve Kadınlar, İsrail'e Silah Sevkiyatı Yüklü Uçakları Uçurmayı Reddediyor.
Sonrasında Pentagon'a Çağrılıyorlar ve Zorla Tutuklanıp Kelepçeleniyorlar.
İnternetten Kaldırılmadan ,
Önce Klibi İzleyin.👇
İki ayrı müvekkilimin temyizleri sonuçlandı.
Davalarda temel iddialar evlerde kalma, ev abiliği yapma vs. Her iki davada da tanık beyanlarına göre mahkumiyet hükmü kurulmuştu.
Yargıtay 3. CD Nisan ayında karar vermiş (Yasak kararı öncesi) dosyalardan birini tanıklar huzurda dinlenmemiş diyerek bozdu diğer dosyada da durum aynı olmasına rağmen onu onadı.
Bozma ve onama kararı veren heyetler farklı.
Bu nasıl bir kabustur
Adaletsizlikte dahi eşit olmayan bir düzendir.
Daire bir bütün olarak Anayasanın ve hukukun gereği olan temel ilkeleri müzakere edip belirlememiş mi ?
Aynı dairede her heyet kafasına göre mi karar veriyor ?!
Yüksek yargının bu halini ne ile izah ediyorsunuz ? @TCYargitay
@yavuzoghan Yuzbinlerce insana çok yakın zamanda oldu ve çok büyük bir duyarsızlık, görmezden gelme oldu. Hicbir kesim diğer kesimin başına gelenleri umursamiyor. Heralde en büyük problemimiz bu!!!
Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum”
Üç kuruşluk siyasi kavga için bu insanların çığlıklarına kulaklarını tıkayanlara, yargılanmadan insanları suçlu ilan edenlere, buradan koltuk kapmaya niyetlenenlere kim ne kadar beddua etse az! Fatoş Pınar Türker bugün anlattı bunları, 1,5 sene sonra konuşabildi, o konuştu bütün salon ağladı…..
“Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim. “Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan.“Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Her şey film gibi.
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi.