📚 İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığımızı incelediniz mi?
10 kitap bir arada, üstelik bez çanta hediyeli📚 İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığımızı incelediniz mi?
10 kitap bir arada, üstelik bez çanta hediyeli📚 İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığımızı incelediniz mi?
10 kitap bir arada, üstelik bez çanta hediyeli📚 İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığımızı incelediniz mi?
10 kitap bir arada, üstelik bez çanta hediyeli📚 İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığımızı incelediniz mi?
10 kitap bir arada, üstelik bez çanta hediyeli📚 İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığımızı incelediniz mi?
10 kitap bir arada, üstelik bez çanta hediyeli.
#KİTAP MEDENİYET ANALİZİ
METAMETODOLOJİ VE METODOLOJİ
Prof. Dr. Sabri Orman bu çalışmasında, İslam medeniyetinin ilk teşekkül sürecinden, günümüzdeki karşılığı olan yeniden teşekkül veya diriliş sürecine ve bunun bir parçasını oluşturan İslami iktisat çalışmalarına yönelik bir rehberlik çıkarılıp çıkarılamayacağını; çıkarılabilirse bunun usul ve sınırlarının neler olacağını tartışmaktadır.
Bu amaçla öncelikle İslam medeniyetinin ilk teşekkül dönemi genel hatlarıyla tasvir ve tahlil edilmekte, ardından bu dönemin bazı karakteristik özelliklerinden hareketle bir medeniyet modeli ve/veya metodolojisi ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu çaba, bir bakıma metametodoloji denemesi olarak da değerlendirilebilir. Daha sonra söz konusu metametodolojinin, günümüzde İslam medeniyetinin yeniden teşekkül sürecine ne ölçüde rehberlik edebileceği ele alınmaktadır.
Bu iki dönem ve bunların tekabül ettiği süreçler, makro hatta mega ölçekte süreçlerdir ve her birinin bünyesinde çok sayıda alt süreç bulunmaktadır. Bu nedenle söz konusu süreçler önce tevarüs ve inşa süreçleri şeklinde tasnif edilmekte, ardından bunların her biri teorik ve pratik süreçler olarak daha alt düzeyde sınıflandırılmaktadır. Nihayet teorik ve pratik süreçlerin de oldukça geniş kapsamlı fenomenler olması sebebiyle konu, İslami iktisat çalışmaları örneği üzerinden somutlaştırılmaktadır.
İncelemek ve satın almak için: https://t.co/qGzMHUciww
İran–İsrail & ABD savaşında 3. gün (2 Mart 2026) değerlendirmem aşağıdaki gibidir.
1.ABD ve İsrail harekâta başlarken temel varsayımları İran’ın çok hızlı çökeceği yönündeydi. Dini lider Hamaney dahil üst düzey 48 ismin etkisiz hale getirilmesinden sonra Tahran’ın diplomasi masasına zayıf ve teslimiyetçi bir pozisyonda döneceğini ve savaşın ilk kafa kesici şoklar nedeni ile uzamadan yeni bir safhaya geçeceğini hesapladılar. Kısacası ABD ve İsrail stratejistleri Maduro&Colani sentezi bir harekât planladı. Ancak plan tutmadı. Şii siyasal kültürü bağlamında en büyük ruhani lideri öldürerek “şehadet” algısını tetiklediler ve toplumsal kenetlenmeyi sağladılar. Bu durum, planlanan iç ayaklanma senaryosunun tersine döndüğüne işaret etmektedir. İran önceden planlanmış bir komuta devamlılığı mekanizmasını devreye soktu. Kaybedilen komutanların yerine belirlenmiş isimler hızla atandı ve devlet işleyişi kesintiye uğramadı. İran aynı anda hem dışişleri Bakanı Aragçı üzerinden diplomasi yürütürken hem de devrim muhafızları üzerinden savaşa devam ediyor.
3. Harekâtın 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı başlatılması kısa süreli kafa koparma sonrası ayaklanma senaryosunun parçasıydı. Küresel piyasalar kapalıyken ilk askeri sonuçların alınması, pazartesi açılışta İran’ın askeri ve siyasi olarak geri adım atmış olması ve enerji piyasalarının ABD-İsrail lehine güçlü bir fiyatlamayla açılması bekleniyordu. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi. 2 Mart sabahı Asya piyasaları daha sonra da batı piyasaları güne çok kötü başladılar.
4. İlk 48 saat içinde Körfezdeki ABD üslerine yönelik altı dalga halinde saldırılarda 27 Amerikan tesisi hedef alındı. Dubai Havalimanının kapanması, bölgedeki uçuşların iptal edilmesi, finans kapital ağalarının bile bölgeyi terk edememesi krizi daha da büyütüyor. En önemlisi ABD güvenlik kubbesi bu devletler için her yönden çatırdamış durumda. Finans kapitalin evlatlıkları, sağladıkları üsler ve kolaylıklar ile ABD'nin koruma kalkanı altındaki GCC (Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Bahreyn, BAE, Umman) Arap monarşileri ABD için coğrafi enstrüman ve istihbarat toplama merkezi olduklarını ve İsrail güvenliği için kendilerinin kumar masasına sürüldüğünü ilk kez bu kadar açık şekilde yaşıyor. Kuveyt'in 2 Mart günü hata sonucu 3 Amerikan F 15 uçağını düşürmesi bölgedeki hava savunma komuta kontrol ve koordinasyonunun içinde bulunduğu karmaşayı ortaya koymaktadır. Diğer bir deyişle körfez savunma mimarisi parçalı ve hava resmi tam entegre değil sonucu ortaya çıkar.
5. Körfez’de ilk kez Palau bandıralı “Skylight” adlı bir tankerin 1 Mart'ta batırılması ve USS A. Lincoln uçak gemisine yönelik başarısız saldırı girişimi psikolojik eşik anlamında önemliydi. Saldırı sonrası uçak gemisi daha güvenli sulara, güneye sevk edildi. Sky Light sonrası 4 gemi daha battı. 1980’lerdeki Tanker Savaşları’nı hatırlatan biçimde gemi sigorta primleri hızla yükseldi. Resmî bir kapanma ilanı olmamasına rağmen Hürmüz Boğazı’nda fiili bir “operasyonel dur-kalk” dönemi başladı. 2 Mart itibarıyla gemi takip verileri ve piyasa kaynakları, Hürmüz çıkışında çok sayıda tanker ve LNG gemisinin beklemede olduğunu göstermektedir. Körfezden Asya başta olmak üzere küresel varış noktalarına ham petrol akışı ciddi bir kesintiye uğramış durumda. Katar’dan Avrupa’ya yönelen LNG akışı da normal hızında değil. Diğer yandan Avrupa’nın en büyük 2 konteyner operatörü Hapag Lloyd ve MSC körfez operasyonlarını durdurdu.Fiziksel arz krizinden önce fiyat krizi gelir. Petrol ve türevleri ile pek çok tüketim maddesinin fiyat aratışları her yerde beklenmelidir. Jeopolitik risk hattı Bab el-Mendeb Boğazı için de geçerlidir. Önümüzdeki günlerde Husilerin batıracağı herhangi bir gemi Kızıldeniz hattında ciddi aksamalar yaratacaktır. Kısacası Enerji cephesi savaşın en kırılgan alanıdır. Körfez ülkelerinin altyapısı ve enerji üretim tesislerinin hedef alınmas�� çatışmayı küresel sonuçları olacak ekonomik eşik noktasına taşımaktadır. Örneğin Suudi Arabistan’da ARAMCO’nun dev Ras Tanura terminal limanının hasar alması İran’ın şu ana kadar ki en ciddi meydan okumasıdır.
6. ABD ve İsrail hem saldırı hem de savunma amaçlı pahalı ve hassas silahlarını hızla tüketiyor. Savaş uzadıkça durum kritikleşiyor. ABD’nin önde gelen neoconlarından Yunan asıllı E. Oramiral Stavridis’in 1 Mart günü yayınladığı ve sonra ikaz üzerine kaldırdığı X mesajı her şeyi özetliyor: ‘’ABD ve İsrail JDAM’lerden Tomahawk ve Patriot’lara kadar yüzlerce hassas güdümlü mühimmatı harcarken artık lojistiğe odaklanmanın zamanı geldi. Stoklar ne kadar derin? Savaşta gerçek profesyoneller nihayetinde lojistikçilerdir.”
7.ABD iç siyaseti açısından da risk büyüktür. Kısa ve sınırlı bir operasyon beklentisi uzayan bir yıpratma savaşına dönüşürse, Washington’da ciddi siyasi sonuçlar doğabilir ve başkanlık makamı açısından maliyet artabilir. Trump 1 Mart günü Mar A Lago’da başkente dönüşte ilk kez gazetecilere selam bile vermeden ve konuşma yapmadan aracına geçti. Amerikan kamuoyu Trump'ın Epstein dosyalarının gölgesinde İsrail çıkarları için önümüzdeki günlerde daha çok Amerikan askerinin ölmesini beklemesini söylemesinden rahatsız.
8. ABD ve İsrail İran’da şüphesiz halkın ayaklanma safhası başladığında ucuz kan olarak İran Kürtlerini kullanacaktır. Rejimin devrilmesini ve Kürtlerin özerk bir yönetim kurmasını hedefleyen Irak’ta konuşlu İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonunun ABD müdahalesinin rejimi zayıflatması halinde harekete geçmeye hazır olduklarını belirtmesi ve bu grup içinde PKK/PYD uzantılarının (PJAK) varlığı Ankara’nın öncelik güvenlik endişesi olmalı ve İran yönetimi ile her türlü iş birliği sağlanmalıdır. Suriye’de yapılan hata burada tekrar edilmemelidir. Tekrar hatırlatalım. İsrail uçakları İran’a Suriye hava sahasından saldırıyor.
9.Özetle üçüncü gün itibarıyla genel tablo şudur: İlk taktik sürprize rağmen İran rejimi çözülmemiş, halk ayaklanma yerine akisne kenetlenmiş, komuta yapısı devam etmiş ve karşılık verme kapasitesi korunmuştur. Rejim değişikliğini hedefleyen operasyon askeri bir çatışmanın ötesine geçerek, psikolojik savaş, asimetrik maliyet dengesi, enerji güvenliği ve büyük güç rekabeti bağlamında sistemik bir kırılma anına dönüşmektedir. Kırılmadan en çok etkilenenler sadece İran ve İsrail değil, ABD müttefiki Körfez ülkeleridir. Çatışmaların durdurulma iradesi Trump’a aittir. Ancak onun kararını da Epstein dosyaları, ABD İsrail lobisi ve neoconlar yönlendirecektir. Vatanı ve bayrağı olmayan finans kapitalin savaş uzadıkça kumar masasında kaybettiklerinin derecesi de şüphesiz neoconlar ve İsrail lobisini baskılayacaktır. Ancak her durumda belirleyici olan İran halkının direnme kapasitesidir.
10. İran İsrail&ABD savaşının genel değerlendirmesini bu akşam (2 Mart 2026) saat 2000'de kendi YouTube Kanalımda yapacağım. Kanalımın linki aşağıdaki gibidir: https://t.co/YpNhOrTFGs
I think by now the game is clear: a slow but constant campaign of violence against minorities, sanctioned by the very top echelons of the government (or powerful individuals within those echelons).
The result will likely be a steady exodus of minorities until a mostly homogeneous Sunni Arab Syria is achieved.
Beware of those aiding this campaign through semantic games and PR gimmicks about intent and capacity, or through muddying attribution to senior levels of government. This is a well-recurring pattern, both in scale and scope, that leaves little doubt as to how and why it can continue in the manner that it does.
Cosmetic, few arrests here and there will not stop this ethnic-cleansing campaign.
İstanbul Kadıköyde bir berber var. Adı Hüseyin Usta. 73 yaşında. 50 yıldır aynı dükkanda saç kesiyor.
Geçen hafta dükkana bir genç girdi. Saçını kestirirken Hüseyin Ustaya dert yandı. Abi ben yazılımcıyım ama iş bulamıyorum. Yapay zeka hepsini alacak. Geleceğim yok. Dedi.
Hüseyin Usta hiç konuşmadı. Sadece tıraşı bitirdi. Sonra duvardaki çerçeveyi gösterdi.
Çerçevede 1974 tarihli bir gazete kupürü vardı. Manşet: Elektrikli makineler berberleri bitirecek. 10 yıl içinde tıraş evde yapılacak.
Genç baktı. Sonra bir altındaki çerçeveye baktı. 1989 tarihli. Manşet: Japon robotlar saç kesmeye başladı. Berberlik mesleği tarihe karışıyor.
Bir altındakine baktı. 2001 tarihli. İnternet çağında berbere kim gider? Evde saç kesim videoları patladı.
Bir altındakine baktı. 2015 tarihli. Saç kesim uygulamaları berber dükkânlarını kapatacak.
Duvarda tam 7 tane çerçeve vardı. Her biri farklı on yıldan. Her biri berberliğin biteceğini ilan ediyordu.
Hüseyin Usta ilk kez konuştu: 50 yıldır beni bitiriyorlar evlat. Ben hâlâ buradayım. Biliyor musun neden?
Genç merakla baktı.
Çünkü insanlar saç kestirmeye gelmiyor. Dertlerini anlatmaya geliyor. Sen de şu an saç kestirmeye gelmedin. Derdini anlattın. Bunu yapay zeka yapamaz.
Genç düşündü. Haklıydı. 45 dakikadır saç kesimi 10 dakika sürmüştü. Geri kalan 35 dakika saf terapi seansıydı.
Parasını ödedi. Kapıya yürüdü. Döndü. Hüseyin Usta, siz hiç korkmadınız mı bu manşetlerden? Dedi.
Hüseyin Usta güldü. Korktum tabii. Her seferinde korktum. Sonra anladım ki korkutan şey teknoloji değil. Korkutan şey insanların birbirine ihtiyaç duymayı bırakacağı düşüncesi. Ama 50 yıldır izliyorum. İnsanlar hâlâ birbirine muhtaç. Bu değişmiyor.
Genç çıktı. Bir hafta sonra geri geldi. Bu sefer saçı uzamamıştı. Sadece konuşmaya gelmişti.
Şimdi o genç her hafta geliyor. Artık yazılım işi bulmuş. Ama hâlâ geliyor.
Geçen hafta Hüseyin Ustaya sordum: Bu hikayeyi neden herkese anlatıyorsun?
Dedi ki: Çünkü herkes kendi mesleğinin biteceğini sanıyor. Oysa biten meslekler değil. Biten, insanların birbirine dokunmaktan vazgeçtiği anlar. O anlar geri geldiğinde her şey geri geliyor.
Duvara yeni bir çerçeve asmış. 2024 tarihli. Manşet: Yapay zeka berberleri bitirecek.
Hüseyin Usta gülüyor.
Science dergisinde yayımlanan ilginç bir çalışmada 40 ülkede rastgele yerlere 17.000'in üzerinde kayıp cüzdan bırakılmış. Cüzdanların bir kısmında para var (13,45 dolar, satın alma gücü paritesine göre her ülkeye uyarlanmış), bir kısmında ise yok.
40 ülkenin 38'inde, içinde para olan cüzdanların daha büyük oranda sahibine ulaştırmak amacıyla çeşitli kurumlara (polis, postane vs.) iade edildiği saptanmış. Türkiye'de de, içinde para olan cüzdanların iade oranı çok daha fazla.
Aynı deneyi üç ülkede de (Polonya, Birleşik Krallık, ABD) içinde çok daha büyük miktarda para olan (94,15 dolar) cüzdanlarla yapmışlar. 94,15 dolar olan cüzdanların iade oranı daha da artmış.
https://t.co/3wqjO2DEh1
Yazarlar ayrıca iktisatçılara ve iktisatçı olmayanlara "sizce içinde para olmayan, küçük miktarda para olan ve büyük miktarda para olan cüzdanların yüzde kaçı sahibine ulaştırmak amacıyla kurumlara götürülmüştür" diye sormuşlar. Hem iktisatçılar, hem de iktisatçı olmayanlar ortalamada, cüzdanların içindeki para arttıkça daha düşük oranda iade edileceğini tahmin etmişler.
Ortalamada toplumun ve iktisatçıların düşündüğünden çok daha az bencil bireyleriz yani :)
Herkese iyi seneler!
“Baba… başka bir okulda okuyabilir miyim?”
“Bir şey mi oldu?” dedim. “Hayır.” “Arkadaşın var mı?” “Bilmiyorum.” Sana kötü davranan var mı?” Sessizlik.
O gece uyuyamadım. Ertesi gün okula gittim. Müdürle konuşmadan önce gözümle görmek istedim. Koridorda durup teneffüsü bekledim.
Oğlum, duvarın dibinde, elinde termosu, gözleri yerde duruyordu. Dışlanmanın görünmezliği, yüzüne çökmüş.
Üç çocuk geçerken biri omuz attı. Diğeri çantasını çekip yere attı. Başka biri telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti: — “ tipe bak !” deyip kahkaha attılar.
Oğlum hiçbir şey demedi. Sadece dudaklarını büzdü. Sanki “acı beden” donmuştu.
Acı beden dediğimiz şey, kemik kırılması gibi değildir. Yıllarca taşınır. Gülüşe gömülür. Sessizce büyür. Kişilik denen yere sızar.
Ama beni en çok ezen bu sahne değildi.
Ben uzakta oldugum için yetisene kadar gittiler.
Bir öğretmen o sırada yanlarındaydı geçti. Bakışlarıyla her şeyi gördü. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.
O an şunu anladım: Çocuklar acı verebilir. Ama yetişkinler sessiz kaldığında, acı kurumsallaşır.
Müdürle konuştum. Durumu anlattım: Defter saklama, lakap takma, itme, fotoğraf çekip alay etme
Müdür rahat bir sesle: — “Merak etmeyin, onlar biraz sorunlu çocuklar.Ailede şiddet görmüşler. Aileleri de belalı tipler. Durumu idare ediyoruz.”
İşte o cümle: “Biz hiçbir şey yapmayacağız.”
O akşam oğlum yine alçak bir sesle: — “Düşündün mü?” dedi.
— “Evet. O okula geri dönmek zorunda değilsin,” dedim.
Gözlerine baktım. Omuzlarından bir yük düştü. Çantasını kenara koydu, derin bir nefes aldı. Sessizce ağladı.
O an anladım: Bazı çocuklar güçlü görünür, çünkü kırıldıkları yer görünmesin diye.
Yeni bir okula başladı. Daha büyük değil. Daha modern değil.
Sadece daha insani bir yere.
İnsanların gözünün içine baktığı bir yere. Adıyla seslendiği bir yere. Gülüşünün savunma değil, gülüş olduğu bir yere.
Artık koridor gördüğünde gerilmediğini fark ettim. Yürürken omuzlarını toplamıyor. Gözleri yerde değil.
İnsan, sözel şiddeti hafife alır. Ama zorbalık, çocuğun bedenine değil, kimliğine saldırır.
O yüzden etkisi uzun sürer. Kimi zaman bir ömür.
Birkaç hafta sonra akşam yemeğinde sordu:
— “Baba, ben neden kavga etmedim?”
Göz hizasına indim.
— “Oğlum, bazı insanlar başkalarını ezince güçlü sanır kendini. Ama unutma: korkaklar saldırır, güçlüler kendini kontrol eder.”
-Baba bizim oturduğumuz sitede de zorbalar var buradan taşınmak istemiyorum evimi seviyorum.
Omzuna dokundum:
— “Zorbalıkla savaşmanın üç yolu vardır:
Korktuğunu gösterme. Zorba korkuyu koklar.
Net konuş. Bağırmadan: ‘Bu hoşuma gitmiyor.’
Tanık yarat. ‘Beni itme’ de. Bu seni zayıf değil, akıllı yapar.”
Oğlum yavaşça gülümsedi: — “Yani iyi kalmak zayıflık değil?”
— “Hayır oğlum. İyi kalmak cesaret ister. Ve çoğu insan cesur değildir.”
Bugün oğlum mutlu. Arkadaş ortamına karışabiliyor. Adıyla çağrılıyor. Gözlerine bakılıyor.
Ben hâlâ o koridorları düşünüyorum.
Acı beden, bir yara değil. Bir kayıt. Beynin, bedenin, sinir sisteminin ‘artık güvende değilim’ diye yazdığı uzun vadeli bir hafıza.
Bir çocuk, hevesinden okul değiştirmek istemez.
Kaçacak yeri kalmadığında ister.
Güvende hissetmediğinde ister.
Ve bir gün, çocuğunuz neredeyse fısıldayarak:
— “Baba… Ben burada iyi değilim,” dediğinde,
bu cümle, sadece bir talep değil, çocuğun çaresiz yardım çağrısıdır.
Bazı çocuklar suçlu değildir; ihmal edilmiş bir travmanın taşıyıcısıdır.
Ama bazı yetişkinler: bile isteye kördür.
Not:
Nice öğretmen vardır ki zorbalıkla gece gündüz mücadele eder, çocuğun sesini duymak için çaba gösterir.
Nice veli vardır ki empati kurar, kendi çocuğuna “güvenli davranmayı” öğretir.
Nice çocuk vardır ki evde şiddet gördüğü için o dili okula taşır; yumruğu değil, aslinda çaresizliği konuşur.
Ama bildiğimiz bir şey var:
Bu iyi insanların varlığı, kötü deneyimleri yok etmiyor.
Sistem, en savunmasız çocuğu koruyamadığında, travma istatistik olmaktan çıkıp, acı bedene dönüşüyor.
BREAKING: The $610 Billion AI Ponzi Scheme Just Collapsed
Last night at 4pm EST, something unprecedented happened. Nvidia stock rallied 5% on earnings, then crashed into negative territory within 18 hours. Wall Street algorithms detected what humans couldn’t: the numbers don’t add up.
Here’s what they found.
Nvidia reported $33.4 billion in unpaid bills, up 89% in one year. Customers who bought chips haven’t paid for them yet. The average wait time for payment stretched from 46 days to 53 days. That extra week represents $10.4 billion that may never arrive.
Meanwhile, Nvidia stockpiled $19.8 billion in unsold chips, up 32% in three months. But management claims demand is insane and supply is constrained. Both cannot be true. Either customers aren’t buying or they’re buying without cash.
The cash flow tells the real story. Nvidia generated $14.5 billion in actual cash but reported $19.3 billion in profit. The gap is $4.8 billion. Healthy chip companies like TSMC and AMD convert over 95% of profits to cash. Nvidia converts 75%. That’s distress level.
Here’s where it gets criminal.
Nvidia gave $2 billion to xAI. xAI borrowed $12.5 billion to buy Nvidia chips. Microsoft gave OpenAI $13 billion. OpenAI committed $50 billion to buy Microsoft cloud. Microsoft ordered $100 billion in Nvidia chips for that cloud. Oracle gave OpenAI $300 billion in cloud credits. OpenAI ordered Nvidia chips for Oracle data centers.
The same dollars circle through different companies and get counted as revenue multiple times. Nvidia books sales, but nobody actually pays. The bills age. The inventory piles up. The cash never comes.
AI company CEOs admitted it themselves last week. Airbnb’s CEO called it vibe revenue. OpenAI burns $9.3 billion per year but makes $3.7 billion. That’s a $5.6 billion annual loss. The $157 billion valuation requires $3.1 trillion in future profits that MIT research shows 95% of AI projects will never generate.
Peter Thiel sold $100 million in Nvidia on November 9. SoftBank dumped $5.8 billion on November 11. Michael Burry bought put options betting Nvidia crashes to $140 by March 2026.
Bitcoin, which tracks AI speculation, dropped from $126,000 in October to $89,567 today. That’s a 29% crash. AI startups hold $26.8 billion in Bitcoin as collateral for loans. When Nvidia falls another 40%, those loans default, forcing $23 billion in Bitcoin sales, crashing crypto to $52,000.
The timeline is now certain. February 2026, Nvidia reports fourth quarter and reveals how many bills aged past 60 days. March 2026, credit agencies downgrade. April 2026, the first restatement. The fraud that took 18 months to build unwinds in 90 days.
Fair value for Nvidia: $71 per share. Current price: $186. The math is simple.
This is the fastest moving financial fraud in history because algorithms detected it in real time. Human investors are 90 days behind.
Read the full data driven deep dive article here - https://t.co/sDEf5Mdrtc
Çoğu doktora sistemi (STEM özelinde konuşuyorum) öğrenciyi bir yayın makinesine dönüştürmeye çalışıyor.
Ve coğu grup lideri, akademik bir ekolü taşımak yerine pedagojik formasyonu olmayan bir denetçi gibi davranıyor ve öğrenciler üzerindeki sömürüyü, mobbingi “akademik gelişim” diye adlandırıyor.
Artık kimse kimseye “Ne çalışıyorsun?” diye sormuyor.
Sorular artık: “Kaç makalen var? Hangi dergide?”
Sanırım bilgi artık kendi iç değerini değil, görünürlüğünü kanıtlamak zorunda.
Akademi bir üretim hattı; yaratıcılık ise defolu bir ürün haline geldiği için; doktora öğrencileri de, ilk senesi bile dolmadan “makalem yok” depresyonuna giriyor; girmeyenler de laboratuvarda sabahlayıp “acaba beni kaçıncı yazar yapacaklar?” kaygısını taşıyor.
Her gün yeni bir öğrenci hikayesi duyuyorum; Cumartesi sabah kahvaltıdan önce rapor vermek zorunda kalanlar, koridorda bağırılanlar, konferanslarda hostelde 2-3 kişi tek kişilik odada kalmak zorunda kalanlar, ölçtüğü verisine el konulanlar...
Yeni neslin bilim insanları, iletişim ve en önemlisi doğal bir etki/üretim biçimi üzerine tekrar tekrar düşünmeliyiz.
Tüm dünyada öğrenci hakları konusunda politika yapıcılar maalesef ilgisiz. (Bu bilinçli ve stratejik bir ilgisizlik, ona da gelecegiz bir ara). Ama bazı hakların açık açık kanunda yazmasına gerek yok; teori pratiği er ya da geç takip eder.
Ya da şöyle düzelteyim;
Istikrarlı pratik teorisini er ya da geç getirir.
''Most World Bank loans are for transportation, roads, harbor development and other infrastructure needed to export minerals and plantation crops. The World Bank doesn’t make loans for projects that help the country develop in its own currency.''
-Michael Hudson