Biraz da edebiyat tarihi
Northrop Frye Zamanın Budalaları kitabında Şekspir'in eserlerini 3 trajedi üzerinden ele alıyor.
Doğal olarak Antik Yunan ve Roma mitolojisine epey referans var
Son zamanlarda okuduğum en ilginç ve öğretici kitap. Bir Alman subayı ve eşinin 1905 yılında yaptığı Anadolu gezisinin notları. Sadece suçluların ve erkeklerin yaşadığı Sarısu köyünün hikayesi için bile okunur. Anadolu'daki o dönem Alman etkisinin boyutu da ayrıca şaşırtıcı...
philip goff’un maddenin sadece dış görünüşünü inceleyen eski anlayışı bir kenara bırakarak, bilinci evrenin temel bir parçası olarak görüp yorumladığı kitabı “galileo’nun hatası” yılın iyi kitaplarından biri.
Northrop Frye okuru, William Shakespeare trajedilerini üç temel yapı etrafında yeniden düşünmeye davet ediyor: Düzen trajedisi, tutku trajedisi ve tecrit trajedisi. Bu sınıflandırma, hem dramatik yapının hem de karakter dinamiklerinin yeniden değerlendirilmesine imkân tanıyor. Böylece okur, trajik deneyimin felsefi ve estetik boyutlarına uzanan çok katmanlı bir keşfe çıkıyor...
Oz Frankel / Coca-Cola,
Karapanterler ve Phantom Jetler
İsrail tarihinin 1967 Altı Gün Savaşı ile 1973 Yom Kippur Savaşı arasındaki altı yıllık dönemi, ülkenin kültürel, toplumsal ve siyasi çehresinin kökten değiştiği, Fransız etkisinin yerini hızla Amerikan nüfuzuna bıraktığı en kritik dönemeci temsil eder. Bu süreç, sadece jeopolitik bir ittifakın ötesinde, televizyon ekranlarından mutfaklara, askerî doktrinlerden protesto kültürüne kadar toplumun en mahrem katmanlarına işleyen bir yaşam tarzı dönüşümüdür.
“Sınırsız mutluluk yoktur; büyük yasaklar olmadan büyük mutluluk var olamaz. Sınır; görüngünün gizini; gücün, talihin, inancın sırrını ve uçsuz bucaksız evrende toz zerresi bir insanın varlığını sürdürebilmesinin muammasını oluşturur.” —Robert Musil, Niteliksiz Adam
[s. 24]
Plotinos, Dokuzluklar’ın ikinci cildinde maddeyi "süslenmiş bir ceset" olarak tanımlarken, evrene asıl güzelliğini verenin akli tasarımlar olduğunu savunuyor.
Yıldızları kaderi tayin eden zalim güçler değil, evrensel ahengi fısıldayan kutsal işaretler olarak gören Dokuzluklar; okuru göklerin o dingin ruhuyla içsel bir bağ kurmaya yönlendiriyor.
"Mürted Julianus", büyük Rus yazar Dimitri Merejkovski'nin 1895 yılında yayımlamaya başladığı "Mesih ve Deccal" üçlemesinin ilk romanı...
IV. yüzyıl Roma İmparatorluğu'nun felsefi, dinî ve sosyal hayatını ele alan bu tarihî roman; imparatorluğun aydınlık ve karanlık yüzlerini, Hristiyanlığın yükselişini ve toplumsal çatışmaları ustalıkla anlatıyor.
Zellini, Sonsuzun Kısa Tarihi'nde antik çağdan modern döneme kadar farklı düşünürlerin “sonsuzluk” kavramını nasıl yorumladıklarını anlatıyor.
Sonsuzluğun, bilinebilir olanla ancak dolaylı olarak yaklaşılabilecek olan arasındaki sınırda nasıl durduğunu takip eden Zellini, kavramı, matematik çerçevesinde bırakmayıp aklın sınırları üzerine felsefi bir derin düşünme haline getiriyor.
Edward S. Casey / Mekana Geridönüş
Casey, Mekâna Geri Dönüş’te modern dünyanın “yerinden edilmiş” insanını, kaybol-muş mekân duygusunu ve mekânsal hafızanın unutulmuş kaynaklarını araştırıyor. Yabanın çağrı-sından yürüyüşün özgürlüğüne, yolculuğun dönüşlü hareketinden yurt tutmanın ve eve dönüşün paradokslarına kadar Casey, insanın mekânla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi felsefi, fenomenolojik ve edebî bir dille inceliyor. Ona göre mekân, yalnızca bir koordinatlar bütünü değil; varoluşumuzun yönünü belirleyen, hafızamızı şekillendiren, bedenimizi evrende ait olduğu yere yerleştiren ve haya-tımıza anlam katan bir imkândır.
“Bütün kavramları bozan ve çürüten bir kavram vardır. Kötü’den bahsetmiyorum, onun imparatorluğunu sınırlayan Etik’tir; ben Sonsuz’dan bahsediyorum.” —J. L. Borges
[s. 7]