Osmanlı Devleti bu adaların hiç birini Yunanlılardan almamıştır.
Girit dahil, Adaların büyük kısmı Cenevizliler ve Venediklilerden, bir kaç küçük ada Bizanslılardan, Rodos ise St.Jean Şövalyeleri’nden alınmıştır.
Adaların Türk idaresine geçtiği tarihte Yunan diye bir millet yoktur.
Uydurulmuş bir millete hiç sahibi olmadıkları toprakların kadim yerlisi gibi davranmak saçmalıktır.
Soykırımla işgal edilen vatan topraklar asıl sahibine geri dönmelidir.
Suudi Arabistan'ın en üst dini otoritesi kabul edilen Büyük Müftü Salih el-Fevzan, perşembe gecesi Suudi Basın Ajansı'nın yayımladığı açıklamada sınırdaki askerlere ve koalisyon güçlerine seslendi.
Ülkeyi korumayı, topraklarına uzanan eli cezalandırmayı "en büyük vecibelerden" saydı.
Bu uğurda can vermeyi de ibadet olarak tanımladı.
Husileri doğrudan hedef aldı. Onları sapkın bir mezhep diye niteledi, askerlere bu gruba karşı tek vücut olmalarını söyledi.
Husilerin ve onları destekleyenlerin yenilmesi için dua etti.
Yemen için de net konuştu: meşru hükümetin yeniden hâkim olması, ona göre ertelenemez bir görev.
Bu açıklamanın ağırlığı şurada:
El-Fevzan siyasete girmeyen bir isim. Suudi petrol tesisleri ve şehirleri Husi füze ve dronlarıyla vurulurken bu sessizliği bozması, Riyad'ın savaşa artık dini bir çerçeve de çizdiğini gösteriyor.
✈️ Nu.D-36'nın uçabilir replikası 90 yıl sonra gökyüzüyle buluştu
▪️ Nuri Demirağ öncülüğünde 1936'da üretilen Nu.D-36 eğitim uçağının uçabilir replikası 8 aylık çalışmayla hazırlandı
▪️ Replika, Eskişehir Sivrihisar'da 11 kişilik teknik ekip tarafından sıfırdan inşa edildi
🗣️ Uçağın ilk test uçuşunu gerçekleştiren akrobasi pilotu Ali İsmet Öztürk ⤵️
❝Nu.D-36'yı uçurdum. İlk uçuşta gerçekten uçağın kapasitesi beni şaşırttı çünkü hiç böyle bir şey beklemiyordum❞
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Önce şu tarihî süreci doğru ortaya koyalım.
Heybeliada Ruhban Okulu 1844 yılında açılıyor ve 1971 yılına kadar faaliyetini sürdürüyor.
Peki, neden 1844’te açılıyor?
Bunun cevabını bulmak için biraz daha geriye gitmek gerekiyor.
1821’de Mora İsyanı başladı. Ben bunu Türk soykırımı olarak nitelendiriyorum. Ardından 1830 yılında Yunanistan bağımsız bir devlet hâline geldi. Böylece Rum Ortodoks nüfusun büyük çoğunluğu artık Osmanlı Devleti’nin değil, Yunanistan’ın sınırları içinde yaşamaya başladı.
Eğer mesele gerçekten Osmanlı’daki Rum Ortodoks cemaatinin din adamı ihtiyacını karşılamak olsaydı, böyle bir okulun çok daha önce açılmış olması gerekirdi. Oysa 1844 yılına kadar İstanbul’da böyle bir ruhban okulu yoktu.
Peki neden tam bu tarihte açıldı?
Çünkü Megali İdea hedefleri doğrultusunda İstanbul’daki Patrikhane’nin güçlendirilmesi isteniyordu. Bu doğrultuda da yabancı devletlerin yoğun baskısıyla Heybeliada Ruhban Okulu açıldı.
Yani okulun açılışının temelinde dinî bir ihtiyaçtan ziyade dönemin uluslararası siyasi şartları ve dış baskılar vardı.
Okul, 1971 yılına kadar faaliyetini sürdürdü. Ancak 1971’de Türkiye’de yükseköğretim alanında yeni bir hukukî düzenleme yapıldı. Devlet dedi ki; ortaöğretim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’nın, yükseköğretim kurumları ise devletin belirlediği yükseköğretim sistemi içinde faaliyet gösterecek.
Bunun üzerine Patrikhane, ‘Biz devlet denetimine tabi olmayız, bağımsız bir kurum olarak devam ederiz.’ dedi.
Devlet de doğal olarak, ‘Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde faaliyet gösteren hiçbir eğitim kurumu devletin hukuk düzeninin dışında olamaz.’ cevabını verdi.
Bunun üzerine okulu kapatma kararı devlet tarafından değil, Patrikhane tarafından alındı ve okul faaliyetini kendisi durdurdu.
Dolayısıyla iki hususun altını özellikle çizmek gerekir.
Birincisi; Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasının temelinde yabancı devletlerin baskısı bulunmaktadır.
İkincisi; okulun faaliyetini durdurmasının nedeni ise Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim ve denetim sistemine tabi olmayı kabul etmemesidir.”
SON DAKİKA!
Oğuzhan Uğur’un sahibi olduğu Babala TV’nin banka hesabına yurt dışından gelen yüklü bir miktar döviz nedeniyle, özel bir bankanın MASAK’a şüpheli işlem bildiriminde bulunduğu öğrenildi.
Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz; bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çok açık söylüyorum:
Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur.
🔴 Cihat Yaycı :
‼️Türk vatandaşlarına çağrım şudur: Tatil planı yaparken sadece denizi, oteli ve fiyatı değil; ülkemizin çıkarlarını, ekonomik gücünü ve milli hassasiyetlerini de düşününüz.
Yunanistan, Türk turistleri dostluk ve karşılıklılık anlayışıyla değil, ekonomik ihtiyaç nedeniyle kabul etmektedir. Bugün Türk vatandaşlarına uygulanan kapıda vize sistemi tüm Yunanistan için geçerli değildir; yalnızca Türkiye’ye yakın ve ekonomileri büyük ölçüde Türk ziyaretçilere bağımlı hâle gelen belirli adalarla sınırlıdır. Üstelik bu uygulama geçici ve süreli bir istisnadır.
Buna karşılık Yunan vatandaşları Türkiye’nin tüm sınır kapılarından kimlik kartlarıyla giriş yapabilmekte, hatta birçok durumda süresi geçmiş kimlik kartlarıyla dahi kabul edilmektedir. Türk vatandaşları ise hâlâ vize uygulamalarına tabi tutulmaktadır. Bu durum karşılıklılık değil, açık bir eşitsizliktir.
Bugün Adalar Denizi’ndeki bazı adaların esnafı, restoranı, oteli ve ticareti büyük ölçüde Türk turistlerin harcamalarıyla ayakta durmaktadır. Ancak aynı Yunanistan; 19 Mayıs’ı, yani Türk Milletinin bağımsızlık mücadelesini başlattığı günü sözde “Pontus Soykırımı Günü” ilan eden, nesillerine Türkiye karşıtı tarih anlatıları aktaran, Batı Trakya Türklerinin Lozan’dan doğan haklarını yıllardır kısıtlayan ve Türkiye’ye yönelik maksimalist taleplerini hiçbir zaman tamamen terk etmeyen bir devlet politikası izlemektedir.
Dolayısıyla mesele yalnızca turizm değildir. Harcanan her kuruşun ekonomik olduğu kadar siyasi ve stratejik sonuçları da vardır. Bugün bazı adaların ekonomileri Türk turist sayesinde ayakta dururken, aynı devletin uluslararası platformlarda Türkiye’nin hak ve menfaatlerine karşı faaliyetlerini sürdürmesi, Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine politikalar izlemesi üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.
Elbette herkes tatilini istediği yerde yapabilir. Ancak vatandaşlarımız harcadıkları her kuruşun ekonomik, siyasi ve stratejik sonuçlarını da düşünmelidir. Kendi ülkesinin turizmine, esnafına ve ekonomisine katkı vermek sadece bir tatil tercihi değil, aynı zamanda milli bilinç ve sorumluluk meselesidir.
Unutmayınız; bir milletin gücü yalnızca ordusundan değil, ekonomisine sahip çıkan vatandaşlarının tercihinden de gelir.
RIZA KAYAALP TARİHE GEÇTİ: 13. AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU 🇹🇷
REKOR KIRILDI, AVRUPA’NIN ZİRVESİNDE TEK İSİM: ŞAMPİYONUMUZ RIZA KAYAALP! 🔥
610 gün sonra yeniden mindere dönen ve 15. kez Avrupa Şampiyonası finaline yükselen milli güreşçimiz Rıza Kayaalp, grekoromen stil 130 kg’de altın madalyanın sahibi olarak 13. Avrupa Şampiyonluğuna ulaştı, Aleksandr Karelin’e ait rekoru geride bırakan şampiyonumuz, güreş tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Finalde ortaya koyduğu üstün performans, tecrübesi ve sarsılmaz gücüyle rakibini mağlup eden şampiyonumuz, yalnızca bir zafer kazanmadı; Avrupa güreş tarihinin zirvesini yeniden yazdı.
Turnuvaya etkili bir başlangıç yapan Rıza Kayaalp, ilk turda Ermeni rakibi Albert Vardanyan’ı 4-0 öndeyken 78’inci saniyede tuşla mağlup ederek çeyrek finale yükseldi. Çeyrek finalde ise son Ranking Serisi şampiyonu Rus Marat Kamparov ile karşılaşan Kayaalp, zorlu geçen mücadelede kaşının açılmasına rağmen mindere dönerek büyük bir direnç ortaya koydu. Karşılaşmayı 1-1’lik skorla ve ilk puan avantajıyla kazanan milli sporcumuz, yarı finale adını yazdırdı. Yarı finalde Bağımsız Sporcu U23 Dünya Şampiyonu Pavel Hlinchuk ile karşı karşıya gelen Rıza Kayaalp, rakibini 4-0 skorla mağlup ederek finale yükseldi. Finalde ise Macar rakibi Darius A. Vitek’i 7-1 mağlup ederek tarihe adını yazdırdı.
13.kez Avrupa Şampiyonluğuna ulaşan Rıza Kayaalp, efsane isim Aleksandr Karelin’e ait rekoru geride bırakarak adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Yıllara yayılan istikrarı, disiplini ve ortaya koyduğu karakterle birlikte efsaneler arasındaki yerini tartışmasız şekilde aldı.
Ay-yıldızlı bayrağımızı bir kez daha Avrupa’nın zirvesine taşıyan şampiyonumuz, yalnızca madalya kazanmadı; bu tarihi başarıyla birlikte Türk güreşinin gücünü bir kez daha dünyaya gösterdi. Tebrikler şampiyon.🇹🇷
İsrail’in yaptığı şey tam anlamıyla vahşet, barbarlık!
İdama giden bir babanın çocuğuyla vedalaştığı o ürpertici ân…
Buna ne yürek dayanır ne de vicdan!
İdamları Durdurun #genocidelaw Güvenli Liman Türkiye
Savunma sanayiinde bütün eksik ve yanlışları @RTErdogan 'a mal edip, bütün başarıları taaa 60 yıl öncesind götürenler var.
2004 SSİK'te irade gösterip yerli ve milli üründen yana karar almasaydı. Bugün ortaya çıkan bir çok ürünün projenin esamesi okunmayacaktı. Yanlışlar ve eksikler elbette var ancak Türk savunma sanayii bugün geldiği seviyeye Cumhurbaşkanının özel ilgisi ve çabalarıyla geldi.
Hiç bir sektöre vermediği desteği ve özgürlüğü savunma sanayiine verdi.
Asrın Birlikteliği ile Asrın İnşa Seferberliği tamamlandı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde toplam 455 bin 357 bağımsız bölüm vatandaşlarımıza teslim edildi.
#TürkiyeminGücüneBak
Yunanistan:
*2030-2032 arası ve toplamda sadece 20 adet F-35 teslim alacak.
*2028-2030 arası teslim edilecek az sayıdaki F-35, ABD'de ve Yunanistan'da pilotların ve bakım ekiplerinin eğitimleri için kullanılacak. F-35 alan diğer tüm ülkelerde olduğu gibi.
Türkiye:
*2026'da stealth KIZILELMA insansız savaş uçaklarını envantere almaya başlayacak.
*2027'de stealth++ ANKA-3 insansız savaş uçaklarını envantere almaya başlayacak.
*2028'de KAAN B10 5. nesil savaş uçaklarını envantere almaya başlayacak.
*2032'de KAAN B20 5. nesil savaş uçaklarını envantere almaya başlayacak. Yeni nesil yerli motor kullanılmaya başlanacak.
2032 sonrası, Türkiye önce Yunanistan'ı sonra da İsrail'i, önce nitelik sonra da nicelik olarak geçecek.