15 Temmuz bu milletin en büyük destanlarından bir tanesi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle sokağa inen bu millet o gece büyük bir destan yazdı. Bütün şehit ve gazilerimize minnetle.
Zerre doğru olmayan, kaynaksız bir uydurma.
Allah’ın koyduğu farz sorumlu olduğumuz namaz. Farz bütün diğer ibadetlerden üstündür.
Devamlılığı için hiçbir ibadete ihtiyacı yoktur.
Abdestli gezmeniz ve vakit girer girmez vaktin namazını eda etmeniz; bu düzeni kurabilmenizde büyük bir etken. Bazıları "Sadece farzları kıl" diyerek yanlış tavsiyelerde bulunmuş. Sünneti terkedilen namazın, bir süre sonra farzı da terkedilir. Çünkü farzı kılmaya alışmış+
LeBron on his fans in Israel: “If I have fans over there then I hope you’ve been following my career. I hope I inspire people over there to be better in life. Hopefully someday I can make it over there. I’ve heard nothing but great things.”
İsrail ordusu ateşkesi ihlal ederek Han Yunus'ta bir binaya saldırı düzenledi
Sabah saatlerinden bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik bombardımanlarda hayatını kaybedenlerin sayısının 25'e yükseldiği açıklandı https://t.co/ZcxEfm7GkF
Bu saç örme denen işe katılıp terör örgütüne destek veren herkes terörist olarak yargılanmalı.
Pkk denen terör örgütüne sempati duyan herkes teröristtir.
"Vasat bir erkek olmaktansa başarılı bir kadın olmayı tercih ediyorlar."
#tabiiOrijinal belgeseli "Gökkuşağı Faşizmi" bugün saat 20.00'de sadece #tabii'de.
Namaz, zihinsel sabitleme (attentional anchoring) görevi görerek varsayılan mod ağı (DMN) aşırı aktivasyonunu baskılar; böylece anksiyete ve obsesif düşünce yoğunluğu düşer.
Namaz, insanın benliğini merkeze değil, merkezin dışına yerleştirme pratiğidir. Bu yönüyle egoyu yatıştırır, kaygıyı azaltır ve varoluşsal dağınıklığı anlamlı bir düzene dönüştürür.
Kassam Tugayları’nın şehit komutanı Muhammed Zeki Hamad şöyle anlatıyor:
“Tünellerde gece gündüz yaşıyorduk; güneşi ve dış dünyayı ancak çok az görebiliyorduk. Daha önce de söylediğim gibi, tüneller otel değildir, hatta ev bile değildir adeta mezar gibidir. Fakat din, görev ve Allah’ın rızası uğruna her şey kolaylaşır. Cennet, dünyadaki rahatla değil; rahatlıktan vazgeçip yorgunluğun dikenli yollarına katlanmakla kazanılır.
Kardeşlerden biri kazı ve onarım sırasında tünelde yaralanmıştı. Gece geç saatte onu ziyaret edip hâlini sordum, teselli ettim. Sonra savaş mevzisine dönerken, tünel koridorunda mücahit komutanlardan birini gece namazı kılarken gördüm. Onunla birlikte namaza durdum. Fatiha’yı huşu içinde okuyor, ardından bazı ayetleri tilavet ediyor, sonra dua ediyordu; ben de dualarına “âmin” diyordum. Bu adam, en sert ve disiplinli kişilerden biriydi, ama teheccüd makamı Allah karşısında tam bir boyun eğme ve tevazu makamıdır. Onun duasını işittim ve ezberledim. Şöyle diyordu:
“Ya Rab! Taşlar, kuşlar ve ağaçlar hatırına...
Ya Rab! Hafızlar, kâriler ve âlimler hatırına...
Ya Rab! Mihrablar, minareler ve mescidler hatırına...
Ya Rab! Bu cephaneliğe (bu ümmete) senden başka kim sahip çıkabilir ki?
Ya Rab! Umudumuzu boşa çıkarma.
Ya Rab! Bize hazırlık emrettin, biz de hazırlandık; sabır emrettin, biz de sabrettik.
Ya Rab! Atışlarımızı isabet ettir, kalan askerlerimizi koru.
Ya Rab! Beni çok yükledin, hafiflet yükümü.”
Bu sözler zihnimden hiç çıkmıyor, vallahi!
Gece teheccüd namazıyla Allah’a yönelen, O’nun huzurunda boyun büken kimseler, Allah’ın kendilerine fetihler nasip ettiği kimselerdir. Onlar yüksek ve övülmüş makamların sahipleridir.
“Gecenin bir kısmında da sana mahsus bir nafile olarak teheccüd kıl ki, Rabbin seni övülmüş bir makama yükseltsin.”
(İsrâ Suresi, 79. ayet)
Varoluş, insanın anlam boşluğuyla yüzleşmesidir; psikoloji ise bu boşluğu doldurma çabamızın bilimidir.
Biri ‘neden yaşıyorum’ diye sorar, diğeri ‘nasıl yaşayabilirim’ diye yanıt arar.
Jung’a göre din, insan ruhunun anlam arayışına verdiği en eski yanıttır.
Tanrı, insanın dış dünyada değil, bilinçdışında karşılaştığı bir gerçekliktir.
Varoluşçu psikolojiye göre insan, verilmiş bir doğanın değil, seçilmiş bir yaşamın ürünüdür. Viktor Frankl’ın dediği gibi:
“İnsandan her şey alınabilir, ama bir şey hariç: Her durumda kendi tutumunu seçme özgürlüğü”.
Lacan’a göre insan, dili kullanmaya başladığı anda kendine yabancılaşır.
Çünkü dil, arzularımızı anlatmak yerine onları şekillendirir.
Bu yüzden insan, asla tam olarak ne istediğini bilemez, sadece eksikliğini hisseder.