İşte Osmaniye görevi ve sorumluluğu da bizim için şerefli bir devlet görevidir. İnsanın kendi memleketine hizmet etme şerefini insana veren kutlu bir görevdir. Parası pulu değil. Öyle olsaydı göreve geldiğimizde Belediye şirketlerinde yönetimde yer alarak aylık maddi bir gelir elde edebilirdik. Ama biz sorumluluk tarafını seçtik. Oralarda başka arkadaşlarımızı görevlendirdik.
Başkanım sizin pazar yazılarını dört gözle bekliyoruz diyenler başta olmak üzere hepinize iyi pazarlar diliyorum.
Bir gün Zafer Caminden çıkıyorduk. Yeni seçildiğimiz zamanlardı. Emekli bir imam abimiz yanıma gelip Başkanlığımızı tebrik etti. Kulağıma eğilerek “ Bağdat şimdi Kadısını buldu” dedikten sonra “Belediye Başkanlığı öyle bir görev ki sen ne yaparsan yap birileri yine de bir şeyler söyler, en iyisi kendi bildiğini yapmaktır, zaten yılların tecrübesi var” demişti.
Şimdi Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, sıkıntılar belli, zaman kısıtlı, en iyisi durmadan çalışmak, faydalı işler yapmak.
Yine bir ziyaretimizde dost meclisinde bir büyüğümüz “bu işi yeniden seçilmek için yapanlar asıl işleri yapmak yerine adam idare ederler, Osmaniye’nin her yanı iş, bu kez asıl işlerinden uzaklaşırlar” demişti.
Bizim tecrübemiz göstermiştir ki önüne gelen herkesi idare etmeye kalkanlar eninde sonunda kendileri başkaları tarafından idare edilirler. Önüne çıkan herkesin idare ettiği adamlardan bir hayır beklemeyin. İlk başta ilgi toplarlar ama zamanla foyaları ortaya çıkar.
Bizde uzaktan tanıdığımız bir arkadaşımız vardı. Bir gün Personel Müdürü oldu. İzmir’de üç tane ilçe boşalacak, ziyaretine gelen on kaymakama da aynı yerleri söylüyor, sana yakışır diyor, seni bu üç ilçeden birine veririz diyor. Topu topu üç tane ilçe var en az on üç kaymakama aynı yeri söylüyor, kendine göre durumu idare ediyor . Şimdi büyük bir şehirin yöneticisi. Biz hamdolsun hiç öyle adam olmadık. Herkesin iyi bildiği kendi yararına çalıştığını düşündüğü o iki yüzlülüğü, ülkemizin yararına hiç bulmadık. Saatlerce arkasından konuştukları insanları karşılarında görünce cennetten melek gelmiş gibi sevinip davranan bu insanların kimseye bir faydasını da görmedik.
Yirmi yıl önce Bozcaada Kaymakamlığı görevine başlamıştık. Bir hedef koymuştuk, Ege’nin en iyi turizm adası yapacağız demiştik. Adada daha turizm yeni kıpırdıyordu. Öyle işler, etkinlikler, yaptık ki daha ikinci yılında Ege’nin yabancı turizm adaları da dahil en iyi ikinci adası seçilmişti.
İstanbul’dan deniz uçakları kaldırıyorduk. Ünlüler akın ediyordu. İnşaat işçisi olarak adaya gelen adamlar bile kısa sürede butik otel yaparak zengin oluyordu. Plajları, turizm rotaları, konaklama tesisleri, festivaller, gemi ulaşım politikaları hepsi bu amaca hizmet ediyordu. Geçenlerde İstanbul’dan adaya uğradığımda turizmciler mütemadiyen dert yanıyordu. “İşler eskisi gibi değil her geçen gün geriye gidiyoruz diyorlardı. Kaymakamlığın önüne Çin Seddi çeker gibi Bozcaada gibi bir kültür adasına devasa çirkin beton otellere izin verdiler, hep rant hep ranta dönünce kalite düştü şimdi turistler başka yerlere kaçıyor” demişlerdi.
Hatta yerel seçimlerden önce şahsımı defalarca aramıştı adadan arkadaşlar, başkan hanım, hatta vekil bey. Hep sen burayı biliyorsun gel belediye başkan adayımız ol diye nazik tekliflerini tekrarlıyorlardı. Bir kere; mülki amir olarak çalıştığım yerde başkanlık doğru gelmiyordu. Henüz o zamanlar Osmaniye adaylığımız da söz konusu değildi. Aklımızda hiç değildi. Çanakkale’den dostlara teşekkür etmiş; “Biz Osmaniyeliyiz, Devlet Bey büyüğümüzün yolundan ayrılmayacağız” demiştik. (Bizim adımıza başvuru dosyası hazırlayan saygıdeğer Ak Parti Başkanına.)
Hayat öyle bir gizem ki daha bir ay geçmeden, biz mülki idarede bir üst görev beklerken, Genel Merkezimizden bizi davet edip şu anki kutlu yolu yürümemiz, Büyüğümüz tarafından bizzat bize tevdi edilmişti.
Hatta 2016 Aralık ayında, üç yıllık Yüksekova kaymakamı idik. Mehmet Özhaseki Bakanımız bizzat hem kaymakamlık görevimi orada uzatmamı hem de Yüksekova Belediyesini yönetmemi rica etmişti. Sağ elini göğsüne koyarak hediyeni kabineden ben çıkaracağım, diyerek sağ olsun bize verdikleri değeri de göstermişlerdi.
Bakan Bey gittiğinde o zaman ki Hakkari valimiz “bak ne güzel iki maaş birden alacaksın” deyince içimdeki tılsım biranda bozulmuştu. Biz devlet görevlerini hiçbir zaman para kazanmak için üstlenmemiştik. En iyisi üç yıldır uzak kaldığımız ailemize geri dönmek aile bütünlüğümüzü yeniden sağlamak en iyisi gelmişti. Nitekim öyle de yapmıştık
Pazırık Halısı, M.Ö. 5. yüzyıla tarihlenen ve dünyanın bilinen en eski düğümlü halısı olarak kabul edilen eşsiz bir kültür mirasıdır. 1947-1949 yılları arasında Rus arkeolog Sergei Rudenko tarafından, Sibirya’daki Altay Dağları’nda bulunan Pazırık Kurganı’nda gerçekleştirilen kazılarda keşfedilmiştir. Yaklaşık 1,89 × 2 metre ölçülerindeki halı, her santimetrekarede yaklaşık 36 simetrik (Gördes/Türk) düğümü barındırmasıyla dönemin ulaştığı ileri dokuma tekniğini gözler önüne sermektedir.
Pazırık Kurganı’nda halının yanı sıra dövmeli mumyalar, at kalıntıları, at arabası parçaları, renkli keçeler, kumaşlar ve çeşitli tekstil eserleri de gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu buluntular, Orta Asya bozkır kültürünün yaşam biçimi, gömü gelenekleri ve sanat anlayışı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
Halı üzerindeki geyik, at, grifon, bitkisel ve geometrik motifler, Türk bozkır kültürünün sembollerini yansıtmaktadır. Geyik kutsallığı ve ruhani yolculuğu, at ise göçebe yaşamı, savaşçılığı ve özgürlüğü simgelemektedir. Kompozisyonu, desen anlayışı ve özellikle Gördes (Türk) düğümü tekniği nedeniyle Pazırık Halısı, Türk halıcılık geleneğinin en eski ve en önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Günümüzde Ermitaj Müzesi’nde sergilenen Pazırık Halısı, yalnızca dünya tekstil tarihinin en önemli eserlerinden biri değil; aynı zamanda Türk kültürünün, sanatının ve Orta Asya medeniyetlerinin ulaştığı yüksek estetik ve teknik seviyenin de somut bir göstergesidir.
Ermitaj Müzesi’ni ve burada sergilenen eserleri inceledikçe şu düşünce daha da güçleniyor: Bizim de binlerce yıllık, sayısız medeniyete yön vermiş köklü bir tarihimiz ve benzersiz bir kültürel mirasımız bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki bu zenginliği, dünya kamuoyuna bütüncül bir anlayışla sunabilecek, uluslararası ölçekte ses getirecek, Hermitage benzeri kapsamlı ve görkemli bir müzeye henüz sahip değiliz.
Topkapı Sarayı başta olmak üzere mevcut müzelerimiz son derece kıymetli tarihî miraslardır. Bununla birlikte, Anadolu’nun binlerce yıllık medeniyet birikimini, Türk tarihini, Türk dünyasının ortak kültürel mirasını ve arkeolojik zenginliklerini tek çatı altında buluşturacak, modern müzecilik anlayışıyla tasarlanmış çok daha büyük ve kapsamlı bir milli müzenin Türkiye’ye önemli katkılar sağlayacağı açıktır. Böyle bir müze aynı zamanda kültürel diplomasiye, turizme, bilimsel araştırmalara ve gelecek nesillere tarih bilinci kazandırılmasına hizmet eden güçlü bir medeniyet vitrini olacaktır.
MHP'li Taytak'tan Lider Devlet Bahçeli'nin genel başkan oluşunun 30. yıl dönümü mesajı
"Bilge Liderliği hepimize ilham olmaya devam etmektedir. Otuz yıl boyunca ortaya koyduğu liderlik anlayışı, Türk milliyetçiliğinin en güçlü teminatlarından biri olmuştur"
@MehmetTaytakMHP
Liderimiz, Milliyetçi Hareket Partimizin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin Genel Başkanlık görevinin 29.senesini tebrik ediyorum.
Cenab-ı Allah; Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'yi başımızdan eksik etmesin, sağlıklı, hayrlı ve uzun ömürler ihsan eylesin.
Kutlu Makamda 30. yıl Kut’lu Olsun…
Ülküsü devlet olanın, ışığı da gölgesi de net olur.
“Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” diyen Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanlığı’nın 30. yılını kutluyorum.