Beş hukuk profesörünün ortak mütalaası, FETÖ yargılamalarında yıllardır dile getirdiğimiz hukuki gerçeği altını çiziyor: 👇🏼
Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Faruk Turhan, Prof. Dr. Cumhur Şahin ve Prof. Dr. Tolga Şirin'in hazırladığı 71 sayfalık ortak mütalaa, AİHM'in başta Yüksel Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararları olmak üzere verdiği ihlal kararlarının uygulanmasının bir tercih değil, hukukun en temel gereği olduğunu ortaya koyuyor.
Mütalaanın en önemli tespiti şu. Bu kararlar Türk hukukuna dışarıdan yeni kurallar getirmiyor. Aksine, Anayasa'nın, Türk Ceza Kanunu'nun ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun zaten öngördüğü güvencelerin uygulanmasını istiyor. Örgüt üyeliği suçunda doğrudan kastın ayrıca ispatlanması gerektiği de aslında uluslararası mahkeme kararlarıyla öğrenilecek bir husus değil; ceza hukukunun en temel ilkelerinden biridir.
Mütalaada, Yalçınkaya hakkında AİHM kararının ardından Kayseri'de görülen yeniden yargılama süreci de ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Mahkemenin, başvurucunun Bank Asya hesabına para yatırmasını örgüt liderinin talimatına uymak, aynı hesaptan parasını çekmesini ise bankayı batırma algısı oluşturan örgüt üyeleriyle ortak tavır göstermek olarak değerlendirdiği, ayrıca D-Smart ve Digitürk aboneliklerini araştırdığı ve
mahkûmiyet kesinleştikten iki yıl sonra dosyaya giren bir tutanağı yeniden mahkûmiyete dayanak yaptığı görülüyor. Böylece AİHM nezdinde davasını kazanan kişi ikinci kez mahkûm edilmiş oluyor.
Oysa mütalaada da vurgulandığı üzere, AİHM'in Yalçınkaya ve Şaban Yasak ihlal kararlarının ardından yapılacak yargılamaların amacı, tespit edilen ihlalleri gidermek olmalı; bu süreç yeni suç isnatları üretmenin veya sanık aleyhine yeni delil arayışına girmenin aracı hâline getirilmemelidir. AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, iç hukukun da açık yükümlülüğüdür.
Yalçınkaya kararının üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. Buna rağmen gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı için aynı hukuki sorundan verilen ihlal kararlarının sayısı 3.554'e ulaştı, Strazburg'da bekleyen benzer başvuru sayısı sekiz bini aştı, iç hukukta ise aynı durumdaki dosyalar on binlerle ifade ediliyor. Nitekim AİHM Büyük Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihli Şaban Yasak kararında, delil yelpazesi ByLock'un çok ötesine geçtiği hâlde aynı sonuca varmış ve cezai sorumluluğun kolektif suçluluğa ya da salt iltisak tespitine dayandırılamayacağını belirtmiştir. Aynı dosyada İkinci Daire iki yıl önce ihlal bulunmadığına karar vermişti. Bu tablo, sorunun artık münferit değil, yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.
Artık TBMM'nin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararlarının gereklerini yerine getirecek; yeniden yargılama usulünü açık ve öngörülebilir hâle getirecek; aynı hukuki durumda bulunan kişiler için de etkili bir başvuru yolu oluşturacak kapsamlı bir yasal düzenleme kaçınılmazdır.
Üstelik bunun örneği kendi hukuk pratiğimizde de var. AİHM'in Ümmühan Kaplan pilot kararının ardından çıkarılan 6384 sayılı Kanun, sistemik bir sorunun yasama yoluyla nasıl çözülebileceğini göstermişti. Bugün de benzer bir iradeye ihtiyaç var.
Hukuk devleti, mahkeme kararlarını beğenip beğenmemeye göre değil, onları uygulayıp uygulamamaya göre ölçülür. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, yalnızca uluslararası yükümlülüklerin değil, Anayasa'nın da gereğidir.
Mütalaanın sonuç bölümünde yer alan şu tespit de bu ihtiyacı açıkça ortaya koymaktadır:
"Türkiye AİHM'nin söz konusu ihlal kararlarını hayata geçirme yükümlülüğü altında olup, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin mutlak surette tahkimi amacıyla, iç hukuktaki ceza hukuku düzenlemelerini dikkate almayan keyfi uygulamaları sona erdirici tedbirleri almalıdır. Bu ise devletin Sözleşme ve Anayasa'dan doğan kaçınılmaz bir ödevidir."
https://t.co/1yincIrVAO
Küçük bir düzeltme:
Yasa, sadece PKK/KCK zanlılarına yönelik.
Bu yüzden Osman Kavala, Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı, Tayfun Kahraman, Mine Özerdem, Çiğdem Mater yasadan yararlanamıyor.
Demirtaş’a ceza indirimi var, tahliye yok.
FETÖ’den içeride olan ve hiç bir şiddet eylemi olmayan binlerce kişi, 15 Temmuz gecesi aldığı yasal emre uyan, hiç bir cebri bir fiili olmayan askerler/subaylar, o gecenin en mazlum kesimi olan ASKERİ OKUL ÖĞRENCİLERİ de kapsam dışı.
PKK dışındaki diğer sol/sosyalist örgütlerin zanlıları da.
Devletin aklı hukuktur
Hukuktan kopan devletin her hangi bir aklından söz edilemez
Devletin hukuk dışına çıktığı alanlarda;Anayasa mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulamama, Anamuhalefet partisinin kurultaylarını iptal gibi hukuk dışı uygulamalar"devlet aklı"diye meşrulaştırılamaz
İNSANLIK ÖLDÜ: 10 YAŞINDAKİ ÇOCUK İDAM EDİLDİ!
Vicdanlar sağır, dünya dilsiz!
İsrail askerleri tarafından bir hafta önce kaçırılan 10 yaşındaki masum çocuk, dün vahşice katledildi.
Bu bir savaş suçu değil; bu, insanlığın topyekûn katledilmesidir!
BİR HAFTALIK DEHŞET, KORKUNÇ SONLA BİTTİ
Henüz oyun çağında olan 10 yaşındaki bir çocuk, zorla alıkonulduğu bir haftalık esaretin ardından vahşi bir infazla hayattan koparıldı.
Dünyanın gözü önünde işlenen bu cinayet, "güvenlik" veya "savaş" bahanelerinin arkasına sığınılamayacak kadar büyük bir vahşet
— Kim öldürdü bu çocukları?
— Ey özgür dünya bize (buraya) bakın!
— Bu mazlum halka yapılan gerçek katliam karşısında neredesiniz?
Gazze'de bir sağlık çalışanı, İsrail tarafından öldürülen çocukların cesetlerinin başında dünya kamuoyunun olanlar karşısındaki sessizliğine tepki gösterdi
Hiç utanmadınız mı?
Sizin kızınız yok mu?
@CankiriValiligi@CankiriEmniyet
O polis ekibini hala nasıl görevde tutuyorsunuz?
@EmniyetGM ve @TC_icisleri nezdinde konuyu sonuna kadar takip edeceğimi biliniz!
"...sabah 06.00 sularında ailemle yaşadığım eve düzenlenen operasyonla uyandım. Hakkımda gözaltı kararı olduğunu fakat nedenini bilmediklerini söylediler. Emniyete gittik ve yaklaşık 7-8 saat nezarethanede tutuldum. Bana o gün yemeği bırakın, su bile vermediler. Aksama doğru Çankırı’dan ekip geldi ve Çankırı’ya götürüldüm. Kimse hâlâ neden gözaltında olduğumu, neden Çankırı’ya götürüldüğümü söylemiyordu. Gece Çankırı Emniyet’e vardığımızda yorgunluktan, uykusuzluktan, açlıktan bitap düşmeme rağmen başkomiser 5-6 polis ile beraber “mülakat” adı altında depo gibi bir odada beni sorguya çektiler. Gece 2’ye 3’e kadar süren bu sorguda uğradığım psikolojik işkenceyi, hakaretleri, tehditleri şuan hatırlamak bile istemiyorum. Yanımda getirdiğim 2 parça kıyafetle üstümü değiştirmeme bile izin vermediler. Ertesi gün yine “mülakat yapıyoruz” diyerek sorguya devam ettiler. Resmi ifademi onların istediği şekilde vermem için baskı yaptılar. Ben bunu reddettiğimde ise hakaretlere ve küfür etmeye başladılar. İşkence etmekle tehdit ettiler. Üzerime içtikleri sıcak kahveyi fırlattılar. (Afedersiniz) Yüzüme tükürerek, ellerine geçeni fırlatarak isteklerini reddettiğim için kendilerinden özür dilettiler. Başkomiserin bana dediği şuydu: “Sana söz veriyorum seni ağlata ağlata cezaevine göndereceğim.” Suçsuz olduğumu bildiğim halde onun gözlerindeki hırsı görünce dediğini yapacağını anladım. Sonraki günlerde de aynı baskı, şiddet devam etti. Nezarethanede dahi kelepçelerle durdum. Tutuklanma kararı çıktığında başkomiser de bizimle beraber Bolu’ya geldi. Plakasız bir araçla, başkomiserin kendi ifadesi ile “korkutmak amacıyla tenha yollardan” geldik. 3-4 saatlik bu yolculukta psikolojik baskı devam etti. Yanımda oturan kadın polisi kaldırıp yanıma gelerek tehditlere devam ediyordu. “Yol kenarında alkol alıp içerek gidelim” diyerek kahkaha attılar.
Korkudan hemen cezaevine varmak istiyordum. Kim bir an önce cezaevine girmek ister ki? O 3-4 saatlik yol bana yıllar gibi geldi. Cezaevine giriş yaptığımızda onları bir daha görmeyeceğim için çok sevindiğimi hatırlıyorum. Başkomiser de bizimle giriş yaptı ve oradaki başmemura "Bunları terör koğuşuna değil adlilerin, cinayet suçunun olduğu koğuşa koyun" diye fısıldadı. Bir yandan da bana dönerek "Burada boğulacaksın, seni çiğ çiğ yiyecekler, bunu sen istedin" gibi söylemlerde bulundu..."
Merve Büyükyıldız - Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi - Kuyuların Dibinden Gelen Sesler - 75
Gazeteci Levent Gültekin, Bülent Arınç ve Semih Yalçın arasındaki tartışmayı değerlendirirken gündem yaratacak açıklamalarda bulundu. Gültekin, özellikle KHK mağdurları ve "iç barış" söylemleri üzerinden MHP’li Semih Yalçın’ı sert sözlerle eleştirdi.
•"Bülent Arınç Haklı": Gültekin, Arınç’ın KHK’lılar konusundaki hassasiyetine destek vererek, "Yüz binlerce mağdur var, bu sorunu kim çözecek?" dedi.
•Semih Yalçın’a Eleştiri: "Semih Yalçın normal bir insan gibi konuşmayı bilmiyor, önüne gelene küfrediyor. Koca profesörsün, normal bir diyalog kurmayı denesene!"
•"İç Barış" Tepkisi: "Bunların barış diye bir duygusu yok. Barış isteyenin üslubu farklı olur. Tek dertleri Öcalan’ı Kürtlerin liderine dönüştürmek!"
"Siz ne utanmaz insanlarsınız! Bir sendikaya üye diye, bankaya para yatırdı diye işinden atılan binlerce insan varken, Öcalan’a gösterdiğiniz merhametin milyonda birini KHK’lılara göstermiyorsunuz."