Türkiye'de bazı kesimler farklı etnik kökene sahip birisi kimliğini ifade edince 'özgürlük ve demokratik hak'' olarak görüyorlar. Türk'üm diyince 'ırkçılık, faşizm' olarak yorumluyorlar. İsteyen kendi kimliğini istediği gibi ifade eder. Hiçbir engel yoktur. Ancak bizim kimliğimizi sınırlamaya kalkmasınlar. Biz Türkiyeli değil Türk'üz.
'TÜRKLER' GELİNCE ANADOLU 'TÜRKİYE' OLDU
Zaman zaman Türk'üm dememek için Türkiyeliyim diyenler 'Türkiye' isminin Türk'ten geldiğini herhalde bilmiyorlar.
Malazgirt'ten sonra Türkler'in akın akın Anadolu'ya gelmeleri sonucu Avrupa'da burası Türkiye diye anılmaya başlandı. Rahmetli Faruk Sümer, 1085'ten itibaren Avrupalılar'ın Anadolu'ya Türkiye demeye başladıklarını söyler. İmparator Friedrich Barbarossa'nın katıldığı Üçüncü Haçlı Seferi'den (1189-1192) itibaren Batılı yazarlar Anadolu'dan, Türk hakimiyetine giren hiçbir ülkeye vermedikleri bir adla Turchia/Turquie (Türkiye) diye söz etmeye başladılar. Turchia: Türklere ait, Türklerin ülkesi manasına gelir.
Bu Haçlı seferinden yarım yüzyıl sonra 1245'te papanın Moğollar'a gönderdiği elçilik heyetinde bulunan Rahip ve diplomat Simon de Saint-Quentin bu isimlendirmeyi sistematik hale getirdi. Tarihçi Claude Cahen'e göre o dönemde çağdaş yazarların gözünde Anadolu'nun Türk niteliği ülkenin bütününe damgasını vurmuştur.
Zorla ikna ettiğiniz her karar, sonunda pişmanlık getirir. Doğru yol kendini belli eder, yanlış yol sizi sürekli sorgular. Zorlamaya ihtiyaç duyduğunuz her şey aslında size ait değildir.
Kazanmak için değil doğruları savunmak için sahaya çıktığımız bugünde, tavrımızı özetlemek adına vurgulamak istediğimiz şey şudur ki;
“Sadece futbolda değil yarıştığımız her branşta 117 yıllık mazisiyle Türk sporuna hizmet eden,
müzesinde alınterinin, emeğin izlerini taşıyan binlerce kupası olan,
30 milyon taraftarıyla ülkesinin milli değerlerini benliğinde hisseden
Dünyanın En Büyük Spor Kulübü olarak
Dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da dik durmaya devam edeceğiz.”