Depresyon, geçim sıkıntısının, güvencesizliğin ve ağır çalışma koşullarının yarattığı toplumsal yıkımı biyolojik bir arıza kılığına sokarak kişiselleştirme mekanizmasıdır.
Sistem, yarattığı sınıfsal felci şöyle maskeler. Bedenin grevi vs. isteksizlik. Günde 12 saat başkasının karı için ezilen, yollarda helak olan bir insanın sabah yataktan kalkamaması ya da duşa girecek gücü bulamaması bir kimyasal bozukluk veya tembellik değildir. Beden, ertesi günkü sömürü seansına katılmayı reddeden biyolojik bir barikat kurmuştur. Ve tüketilen yaşam vs. Öz bakım yıkımı yani mesai çilesiyle tüm yaşamsal enerjisi emilmiş bir mülksüzün evini toplayamaması kişisel bir ihmal değil sermayenin insanda bıraktığı fiziki yıkım ve ağır zaman yoksulluğudur.
Öte yandan geleceksizlik vs. Yani Anhedoni (Haz Alamama): Ay sonunu getiremeyen, kirasını ödeyememe korkusuyla yaşayan birinin neşe duyamaması nörolojik bir kusur değil yağmalanmış ticarileştirilmiş ve geleceği ipotek altına alınmış bir hayatın dürüstçe algılanmasıdır.
Bu yüzden ana akım tıp, perdeni aç, yürüyüş yap olumlu düşün telkinleri ve antidepresanlarla insanları ayağa kaldırmaya çalışır. Bu, kişiyi iyileştirmek değilde onu sömürüldüğü tezgaha gülümseyerek geri gönderecek kadar uyuşturmaktır.
Psikiyatri, güvencesizliğin ve sınıfsal tahribatın yarattığı felci 'hastalık' sanır. Oysa insanın ihtiyacı serotonin takviyesi değil insanca bir ücret, kısalan mesai saatleri ve güvenceli bir gelecektir. Sınıf analizi yoksa tedavi sadece bozulan çarkın yağlanmasından ibarettir.
Sanayi kapitalizmi disiplinli ve itaatkar işçi istedi, davranışçılık yükseldi. Fordist üretim dayanıklılık ve süreklilik gerektirdi, klinik psikoloji genişledi.
Neoliberal dönemde ise tüm yük bireyin omuzlarına yıkıldı, kendini gerçekleştir, kendini optimize et, sınır koy, dayanıklı ol. Mindfulness, öz-şefkat ve benzeri akımlar bu zeminde patladı.
Yani her ekonomik dönemin terapisi, kendi insan tipini üretmek için çalıştı.
Bugün ise bu ilişki daha da çıplak hale geldi. İşsizlik, borçluluk, güvencesizlik, yalnızlık ve tükenmişlik gibi toplumsal krizler, psikolojik kategorilere çevrilerek kişiselleştiriliyor.
Yoksulluk “travma döngüsü” oluyor.
Aşırı çalışma “sınır koyamamak”.
Tükenmişlik “kendini ihmal etmek”.
Geçim sıkıntısı “değer şemaları”.
Sorunun maddi nedeni dışarıda dururken, çözüm reçetesi içeride aranıyor.
Ben anarşistim ve anarşist olmak, tutarlı bir insan olmak demektir: ruhsal huzur, sükûnet, doğa, mümkün olduğunca az çalışmak; yalnızca yaşayabilmek için gereken kadar çalışmak; güzelliğin ve güneşin tadını çıkarmak. Hayatın kendisini, bütün anlamıyla yaşamak… Abel Paz
➖ iktidar seni kandırıyor kürt kardeşim,
oyuna gelme
➖ peki senin önerin nedir abi,
ne yapalım?
➖ hepimiz türk'üz kardeşim,
her sabah andımızı okuyalım, dağa taşa ne mutlu türk'üm diyene yazalım, atın üzerindeki türk değilse yüktür, madem türksün göster sayını herkes ürksün
Psikoloji teoride "Neden?" sorusunu sorma potansiyeline sahip görünse de baskın uygulamaları (özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi - BDT gibi kapitalist ideolojiyle gelişen ana akım ekoller) çoğunlukla işlevsellik ve uyum odaklıdır.
Metot şudur: "Koşullar kötü olabilir, ama senin bu koşullara verdiğin otomatik düşünceler ve tepkiler hatalı."
Fonksiyonu ise, bireyin yaşadığı çöküşü sömürü, güvencesizlik ya da yapısal eşitsizlikler üzerinden değil öncelikle kendi "bilişsel çarpıtmaları" (cognitive distortions) üzerinden anlamlandırmasına yöneltmektir.
Yani psikoloji de çoğu zaman "Bu koşullar seni neden hasta ediyor?" diye sormaz. "Bu koşulları zihninde nasıl daha az tehditkar ve daha katlanılabilir hâle getirebilirsin?" sorusuna yanıt arar.
Psikiyatri, kökenini modern tıptan aldığı için nedenselliği toplumsal ya da varoluşsal düzlemde değil nöro-kimyasal düzlemde arar.
Çünku hastalığı üreten dışsal koşulları (yoksulluk, güvencesizlik, yabancılaşma) veri kabul eder bireyin beyin kimyasını (serotonin, dopamin) hedef alır.
Fonksiyonu ise ilacın işlevi dünyayı anlaşılır veya adil kılmak değil bireyin sistem içinde işlevsel kalmasını sağlamaktır.
Yani psikiyatri, toplumsal sefaletin yarattığı yıkımı beyindeki kimyasal dengesizlik diyerek depolitize eder. Neden sorusu ortadan kalkar geriye sadece organı tamir edip bireyi çarka geri sokmak kalır.
halkının bir kesiminin varlığını,
kültürünü, dilini yok saymak dışında hiçbir gayesi, motivasyonu, yaşam amacı olmayan bir topluluk var sosyal medyada. bu toprakların gördüğü en şeytani topluluk.
Vaka Analizi: "Sistem Bakım Servisi" Olarak Psikoterapi
Vaka: 30 yaşında bir plaza çalışanı veya öğretmen. Ağır çalışma koşulları, mobbing ve geçim sıkıntısı yüzünden tükenmiş durumda. Haftalık gelirinin dörtte birini feda ederek psikoterapiye gidiyor. Klinik vaat: "Kendini keşfet, sınır çizmeyi öğren, içsel huzura kavuş."
Gelin, o loş ışıklı, kadife koltuklu terapi odasını ve o şefkatli "iyileşme" vaadini gerçeğin çıplak ışığında, bir sınıfsal otopsi masasına yatıralım.
- "Sınır Çizmek" mi, Yoksa Yapısal Şiddeti Bireye Yıkmak mı?
Terapist, yumuşak bir sesle: "İş yerinde hayır demeyi ve sınırlarını çizmeyi öğrenmelisin." diyor.
Misal: Kapıda bekleyen binlerce işsizin olduğu, patronun iki dudağı arasındaki bir düzende "hayır" demek, sınır çizmek değil; işten atılmayı göze almaktır. Terapi, seni ezen o devasa yapısal çarkları (sermayeyi, hiyerarşiyi) görmezden gelir ve sanki sorun sadece senin yetersiz iletişim becerilerinden kaynaklanıyormuş gibi faturayı sana keser.
Sonuç: Psikoterapi, sistemin vahşi pençelerini kibarlaştırarak seni sömüren düzene değil, kendi sömürülme biçimine odaklanmanı sağlar.
- "Duygusal Regülasyon" mu, Yoksa Öfkenin Hadım Edilmesi mi?
"Öfkeni kontrol etmeyi ve olumsuz duygularını kabul etmeyi öğrenmelisin." telkinleri...
Gerçekte Olan: Uğradığın haksızlığa liyakatsizliğe ve ay sonu gelmeyen faturaya karşı hissettiğin o öfke, biyolojik bir "regülasyon arızası" değil en sağlıklı en haklı ve en devrimci tepkidir. Terapi odası, o haklı toplumsal öfkeyi alır bireysel bir çocukluk travmasına bağlar ve uysallaştırarak sisteme geri iade eder.
Netice: Terapi seni iyileştirmez; seni canını yakan bu düzene karşı çığlık atmayacak kadar uyuşuk ve uyumlu bir nesne haline getirir.
3. Wellness Sektörü: Sömürü Hızını Artırma Bakımı
"Kendine yatırım yap, terapi bir öz-bakımdır." masalı...
Perde Arkası: Kurumsal şirketlerin çalışanlarına terapi desteği veya meditasyon uygulamaları satın alması bir iyilikseverlik değildir. Bu, makineyi yağlamaktır. Hafta içi canını okudukları işçiyi, hafta sonu terapi odasında tamir ettirirler ki pazartesi günü aynı tempoda yeniden sömürülebilsin.
Modern psikoterapi, kapitalizmin açtığı ruhsal yaraları, yine kapitalist bir sektöre dönüştürerek tedavi etme illüzyonudur. Sorunu 'bireysel' ilan edip çözümü seans ücretine bağlayan bu düzen, sömürünün en steril suç ortağıdır.