Çocuklarımızı dijital ortamın risklerinden korumak, sağlıklı gelişimlerini desteklemek ve daha güvenli bir sosyal medya ekosistemi oluşturmak amacıyla önemli bir düzenlemeyi hayata geçiriyoruz.
Bu kapsamda; 15 yaş altındaki çocukların sosyal ağ hizmetlerine erişiminin önlenmesi, 15-18 yaş grubuna yönelik özel koruma tedbirlerinin uygulanması, güvenilir yaş doğrulama sistemlerinin oluşturulması ve ebeveyn kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik esaslar başkanlığımızca belirlendi.
Düzenleme ile birlikte sosyal ağ sağlayıcılarının çocukların mahremiyetini, kişisel verilerini ve gelişimlerini korumaya yönelik sorumluluklarını da güçlendiriyoruz.
Siber Güvenlik Başkanlığı olarak temel yaklaşımımız; teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanırken çocuklarımızın güvenliğini ve sağlıklı gelişimini ön planda tutmak, ailelerimizin yanında olmak ve dijital platformların daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlamak.
Çocuklarımızın dijital ortamdaki güvenliği, ülkemizin geleceğine duyduğumuz sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.
Ülkemizde işine gerçekten hâkim, çok iyi bilişimcilerimiz var.
Artık ülke olarak el yükseltip bu insanlara daha fazla alan açmalı, hızla ilerleyen ülkelerle aramızdaki mesafeyi bir an önce kapatmalıyız.
TEKNOFEST’te ilk günü heyecan ve yoğun ilgiyle tamamladık! 🚀
Siber güvenlik ve yapay zekâ farkındalığına yönelik interaktif etkinliklerimizle ziyaretçilerimizle buluştuk, güvenli dijital alışkanlıkları birlikte deneyimledik.
Yürütücülüğünü üstlendiğimiz HackMasters siber güvenlik yarışmasının birinci gün etabında ise genç yeteneklerin heyecanına ve kıyasıya mücadelesine ortak olduk.
Teknoloji, farkındalık ve siber güvenlikle TEKNOFEST’te buluşmaya devam ediyoruz!
#TEKNOFEST #SiberGüvenlik #HackMasters
TEKNOFEST’te dördüncü gün, heyecanımıza ayrı bir anlam kattı. 🇹🇷
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle; gençlerimizin teknolojiye olan ilgisine, üretme azmine ve geleceğe dair heyecanına bir kez daha ortak olduk.
Standımızda gün boyunca ziyaretçilerimizle buluşarak siber güvenlik ve yapay zekâ farkındalığına yönelik deneyimlerimizi paylaşmaya devam ettik.
Her yaştan ziyaretçimizin ilgisi, gençlerimizin merakı ve enerjisi bize bir kez daha gösterdi ki; güvenli dijital geleceğin en güçlü unsuru bilinçli, yetkin ve teknolojiye yön veren nesiller olacak.
Bu heyecanın parçası olan herkese teşekkür ediyoruz.
#TEKNOFEST #SiberGüvenlik #YapayZekâ
TEKNOFEST’te üçüncü günü de büyük bir heyecanla geride bıraktık! 🚀
Gün boyunca standımızda ziyaretçilerimizle buluştuk; deneyim alanlarımızda siber güvenlik ve yapay zekâ farkındalığını birlikte deneyimledik.
HackMasters yarışmamızda ise heyecan zirvedeydi! Genç yetenekler zorlu senaryolarda hünerlerini sergiledi, kıyasıya mücadele final etabıyla tamamlandı. 🏆
Üç gün süren zorlu etapların ardından Teapot takımı birinciliği, Timtal Vallahi Perfect takımı ikinciliği, 1481 Legacy takımı ise üçüncülüğü elde etti. Genç yeteneklerimizi gösterdikleri azim, takım ruhu ve başarılı performanslarından dolayı tebrik ediyoruz.
Bugün ayrıca TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Selçuk Bayraktar ( @Selcuk ) da standımızı ziyaret ederek yarışmacılarımızla bir araya geldi ve heyecanlarına ortak oldu.
Üçüncü günün enerjisini bizimle paylaşan yarışmacılarımıza, standımıza ilgi gösteren tüm ziyaretçilerimize ve bu heyecana ortak olan herkese teşekkür ediyoruz.
TEKNOFEST’te buluşmaya devam ediyoruz! 🇹🇷
#TEKNOFEST #HackMasters #SiberGüvenlik
Muhsin Yazıcıoğlu’ndan sonra bir sen kaldın…
Bir vatansever ile Yavuz Ağıralioğlu arasındaki bu sohbet son günlerde yürütülen algı operasyonlarının ne kadar sığ olduğunu gösteriyor.
Birkaç gündür sözde milliyetçi bir partinin trolleri kısa bir video üzerinden algı oluşturmaya ve baraj altında kalan partilerine nefes aldırmaya çalışıyor.
Videoyu başından sonuna kadar dikkatlice izleyin.
#10settembre #Perşembe #SCPvGS
Saat 15.15’te, Gazeteci Nevşin Mengü’nün YouTube kanalına konuk olacağım.
Konumuz: Yapay zeka bizi öldürebilir mi?
Aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz. @nevsinmengu
https://t.co/7jKknnIEPU
Dünün devleri değil, yarının vizyonerleri kazanacak!
Daha önce Alman otomotiv devlerinin içine girdiği o büyük darboğazdan, Volkswagen’in yaşadığı tarihi ekonomik sarsıntıdan bahsetmiştik. Bugün geldiğimiz nokta, küresel ekonomideki bu devasa kırılmanın boyutlarını çok daha net ve çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Düşünün; sanayi çağının sembollerinden biri olan Volkswagen, bugün tarihinin en radikal, en acımasız yeniden yapılanmasına hazırlanıyor. 50 bin kişilik yeni işten çıkarma planı ve 2030’a kadar 100 bin insanı etkileyecek devasa bir küçülme dalgası kapıda!
Hatırlatmak isterim ki, bir dönemin efsaneleri bugün bünyelerindeki Ducati gibi dünya markalarını dahi elden çıkarmayı tartışır hale geldiyse, eski dünyanın üretim modelleri iflas etmiş demektir!
Peki, koskoca bir sanayi devi nerede hata yaptı?
Aslında cevap son derece net:
Dönüşümü zamanında okuyamamakta! Çin pazarındaki kan kaybını durdurmak için son dakikada bölgeye özel modeller geliştirmeye kalktılar.
Ne var ki, dünün takvimiyle yarının randevusuna gidemediler. Dolayısıyla dünyanın en büyük otomotiv devinde yaşanan bu gerileme, bugün sadece tek bir markanın değil, aslında koca bir üretim anlayışının krizidir.
Çünkü artık oyunun kuralları sil baştan yazılıyor! Elektrikli motorlar, batarya teknolojileri, yazılım altyapısı ve yenilikçi maliyet yönetimi... Dünün devleri bu büyük değişimi izlemekle yetinirken, Çin attığı stratejik adımlarla otomotiv rekabetinin yeni merkez üssü haline geldi.
Peki, Çin’in yakaladığı bu küresel fırsat ülkemiz için de mümkün mü?
Elbette Çin’in bugün ulaştığı devasa üretim ölçeğiyle Türkiye’yi birebir kıyaslamayız.
Ancak Togg’un doğrudan elektrikli ve akıllı mobilite mimarisiyle yola çıkması bir tesadüf değildir. T10X ile başlayan, T10F ile perçinlenen bu ivme; yerli batarya yatırımlarıyla, yaygınlaşan şarj altyapısıyla ve Avrupa pazarına dönük adımlarla destekleniyor.
Bu cesaret kıymetlidir fakat küresel arenada kalıcı olmak, iyi niyeti endüstriyel gerçeklerle tahkim etmeyi gerektirir.
Bu kapsamda atılacak öncelikli adım ölçek ekonomisi yakalamaktır.
Otomotiv sanayi, yüksek sabit maliyetlerin ancak kitlesel üretimle amorti edildiği bir alandır. Bugün Toyota gibi küresel devler, yıllık birkaç milyonluk devasa üretim hacimleriyle henüz aracı satmadan, üretim aşamasındaki birim maliyet avantajıyla kazanmaktadır.
Togg’un yıllık 40-50 bin bandındaki mevcut üretim ölçeği ise bu yüksek sabit maliyet yükünü hafifletmek için yalnızca bir başlangıç aşamasıdır.
Togg’un küresel ölçekte rekabetçi bir fiyat ve kârlılık yapısına kavuşması, doğrudan satış hacmini katlama yeteneğine bağlıdır. Bunun yolu da yalnızca iç pazarla sınırlı kalmaktan geçmez!
Türkiye; tarihi, kültürel ve stratejik bağlarının güçlü olduğu, ülkemize sempati duyan coğrafyaları ortak üretim, montaj ve serbest ticaret protokolleriyle Togg’un doğal pazar hinterlandına dönüştürmek zorundadır.
Togg, bölgesel iş birlikleri ve stratejik ticaret diplomasisiyle üretim ölçeğini büyüttüğü gün, küresel denklemde gerçek bir endüstriyel aktör hâline gelecektir.
Bugün kamuda taşeron işçi olarak çalışan bir dostumla sohbet ettim.
Bir ara maaşlardan söz açıldı. Söylediği rakam beni gerçekten düşündürdü:
🏛️ Bir kamu kurumunda benzer işi yapan işçi 75-80 bin TL civarında ücret alırken, başka bir kamu kurumunda aynı nitelikteki işi yapan taşeron işçi 40 bin TL seviyesinde kalabiliyor.
Aynı devlet…
Benzer iş…
Benzer emek…
Ama neredeyse iki kat ücret farkı.
Sonra bir şey daha söyledi:
💳 “Hocam, maaşımız bankaya yatıyor. Banka bizim paramızı kullanıyor ama bazı taşeron işçiler promosyon bile alamıyor.”
İşte mesele tam burada sadece ücret meselesi olmaktan çıkıyor; emeğe nasıl baktığımızın meselesine dönüşüyor.
Bir işçinin bordrosunun başında “taşeron” yazması, onun ev kirasını azaltmıyor.
Çocuğunun masrafını düşürmüyor.
Markette farklı fiyat ödemesini sağlamıyor.
⚠️ Aynı devlet çatısı altında benzer işi yapan insanlar arasında bu kadar büyük ücret ve sosyal hak farkını ne adaletle ne liyakatle ne de çalışma barışıyla açıklayabilirsiniz.
🔑 Anahtar Çözüm (@anahtarparti )
⚖️ Kamuda benzer işe benzer ücret esası kurulacaktır.
📊 Aynı nitelikteki işler için kurumdan kuruma uçurum oluşturmayan ortak taban ücret standardı getirilecektir.
💳 Banka promosyonu, kadrolu-taşeron ayrımı yapılmaksızın maaşı üzerinden bankaya ekonomik değer sağlayan çalışanın hakkı olarak sözleşmelere konacaktır.
📑 Ücret, sosyal hak ve promosyon güvencesi kamu ihalelerinde açık ve bağlayıcı biçimde şartnameye yazılacaktır.
🏛️ Kamu, hizmet satın alırken işçinin emeğini en düşük teklifin konusu hâline getirmeyecektir.
Bir plan dahilinde kamudaki taşeronları kadroya geçirerek iş barışı ve adaleti toptan sağlanacaktır.
Kamunun işçisi taşeron olabilir; emeği taşeron değildir.
Devletin çatısı birse, emeğin hakkındaki adalet de bir olmalıdır.
MİLLETİMİZ EV SAHİBİ OLAMIYOR, DAR GELİRLİ KİRAYA MAHKÛM EDİLİYOR!
Türkiye’de artık yalnızca bir kira meselesi yoktur; bir yuva meselesi vardır.
Son 10 yılda nüfusumuz yaklaşık %10 artarken kiracı sayımız %36 arttı.
Dar gelirli vatandaşlarımızda kiracılık oranı %24,5’ten %36,7’ye çıktı.
Son bir yılda orta ve yüksek gelir grubunda ev sahipliği artarken, dar gelirlinin ev sahipliği %5 daha azaldı.
Bu rakamların söylediği şey açıktır:
Memleketimizde çalışarak, biriktirerek, alın teriyle ev sahibi olabilme ümidi dar gelirli vatandaşımız için her geçen gün uzaklaşıyor.
İnsanımız maaşını alıyor, kiraya veriyor.
Kirayı ödüyor, birikim yapamıyor.
Birikim yapamadığı için ev alamıyor.
Ev alamadığı için yeniden kiraya mahkûm oluyor.
Biz bu düzeni değiştireceğiz.
Kamu arazilerini ranta değil, milletimizin yuva ihtiyacına tahsis edeceğiz.
Dar ve orta gelirli vatandaşlarımız için uzun vadeli, uygun kiralı sosyal konut stokunu büyüteceğiz.
İlk evini alacak vatandaşımıza uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman imkânı sağlayacağız.
Arsa maliyetini kamu imkânlarıyla aşağı çekecek, ev sahibi olmayı yalnızca yüksek gelirlinin ulaşabildiği bir imkân olmaktan çıkaracağız.
Boş tutulan konutların yeniden ekonomiye kazandırılmasını sağlayacak; konutu yalnızca bina yapmak olarak değil, ulaşımıyla, okuluyla, hastanesiyle, işiyle ve deprem güvenliğiyle beraber planlayacağız.
Bizim anlayışımızda devletin vazifesi, vatandaşını ömür boyu kiraya mahkûm etmek değildir.
Devletin vazifesi; çalışan insanına yuva kurabileceği, evladına bir gelecek bırakabileceği bir memleket imkânı sunmaktır.
Konut, birkaç kişinin servetini büyüteceği bir rant vasıtası değil; milletimizin en temel ihtiyaçlarından biridir.
Bir memlekette insan çalışıyor ama yuva kuramıyorsa, maaş alıyor ama kiradan başını kaldıramıyorsa, ömrünü veriyor ama bir anahtar sahibi olamıyorsa orada düzeltilmesi gereken bir düzen vardır.
Biz düzelteceğiz.
Dar gelirliyi kiraya, milletimizi ev sahibi olma hayalinden vazgeçmeye mahkûm etmeyeceğiz.
Bir kez daha en büyük Filenin Sultanları…
Avrupa Voleybol Şampiyonası finalinde İtalya’yı mağlup ederek üst üste ikinci kez Avrupa’nın zirvesine çıkan Filenin Sultanları’nı yürekten kutluyorum.
Sporcularımızı, teknik heyetimizi ve bu büyük başarıda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
🇹🇷 Gururumuzsunuz Filenin Sultanları!
Çağımızda İnsanî Zaaflarımızın En Büyük Sınavı Yapay Zeka mı Olacak?
İnsanın eline geçen bilgiyi ve gücü nasıl kullanacağı, tarih boyunca insanoğlunun en büyük sınavlarından biri olmuştur.
Barutun icadı madencilikten mühendisliğe kadar pek çok alanda sınai ilerleme getirdi. Ama aynı zamanda ateşli silahları da doğurdu. Atomun parçalanması bilim tarihinin en büyük adımlarından biri olarak tıpta röntgen teknolojisine alan açarken aynı zamanda Hiroşima ve Nagasaki’de felaketi yaşatan atom bombasının da yolunu açtı.
Bugün yapay zekâda da benzer bir dönemeçten geçiyoruz.Stanford Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir deneyde yapay zekâ, doğada kendiliğinden bulunmayan ve insanlara bulaşabilen 16 yeni virüs üretti. Bu kontrollü bir deney ama sonuç yine de ürkütücü.
Diğer taraftan başka bir araştırmada yapay zekâ, migrenrahatsızlığı olan kişilerle olmayanları ‘baş ağrısı semptomu’ gibi tipik belirtiler olmaksızın ayırt edebildi. Erken teşhiste çok önemli bir aşama.
Bir tarafta şifa umudu, diğer tarafta yanlış ellere geçmesi halinde kitlesel bir biyolojik silaha dönüşebilecek devasa riskpotansiyeli. Mesele aslında yapay zekânın iyi ya da kötü olması değil; insanın eline geçen her yeni gücü ne için kullanacağı.
Prometheus'un insanlara ateşi getirdiği günden beri değişen çok az şey var. İnsan doğanın sırlarını öğrendikçe daha büyük bir güç elde ediyor. Fakat güç büyüdükçe sorumluluk da büyüyor.
Belki de teknoloji ilerledikçe sormamız gereken soru “Bunu yapabilir miyiz?” değil, “Bunu yapmalı mıyız?” olmalı.
Edebiyat ve sinema tarihinin başyapıtlarından olan Yüzüklerin Efendisi'nin asıl büyük meselesi de buydu. Yüzük, muazzam bir güç veriyordu. Asıl sınav ise onu taşıyanın bu gücü kullanıp kullanmayacağıydı. Belki bugün insanlığın önündeki yüzüğün adı yapay zekâdır.
Asıl mesele, elimizdeki gücün ne kadar büyük olduğu değil; o güçle bizim ne yapmayı seçeceğimiz.
OVP’DEKİ BU VERGİ HESABINI MİLLETİMİZE İZAH EDİN!
2027’de enflasyonu %21’e, 2028’de %13,5’e düşüreceğinizi söylüyorsunuz.
Peki aynı dönemde vergi gelirlerini 2027’de %36, 2028’de %20,4 nasıl artıracaksınız?
Ekonomi bu kadar mı büyüyecek?
Vergi tabanı mı genişleyecek?
Yoksa yine dönüp dolaşıp milletin cebine mi başvuracaksınız?
Biz buradan açıkça soruyoruz:
Enflasyon düşerken vergi gelirlerindeki bu yüksek artış nereden gelecek?
Yeni vergiler mi koyacaksınız?
Mevcut vergileri mi artıracaksınız?
Dolaylı vergilerle yine dar gelirlinin, esnafın, emeklinin, çalışanın sırtına mı bineceksiniz?
Millet zaten kazandığından vergi veriyor, harcadığından vergi veriyor, arabasından, evinden, akaryakıtından vergi veriyor.
Devletin görevi bütçedeki her açığı milletin cebine el uzatarak kapatmak değildir!
Hele bir de faiz giderleri yüksek seviyesini korurken, milletten daha fazla vergi istemeyi marifet sayamazsınız.
Bizim ekonomi anlayışımız bellidir:
Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alan bir düzeni değiştireceğiz.
Vergiyi tabana değil, adalete yayacağız.
Dar gelirlinin omzundaki yükü hafifletecek, ödeme gücü yüksek olandan hakkaniyetle vergi alacağız.
Kamu kaynağını faize değil üretime, istihdama, yatırıma ve milletimizin refahına yönelteceğiz.
Millete yeni vergi yükü değil; adil bir vergi düzeni, güçlü bir üretim ekonomisi ve hesabı verilebilir bir bütçe borçluyuz!
KÖPRÜLERİ MİLLET ALSIN!
Yıllarca milletin vergisiyle, milletin garantisiyle, milletin cebinden çıkan parayla köprüler, yollar yaptınız.
Geçenden para aldınız, geçmeyenin parasını da hazineden ödediniz.
Yani yükü millet çekti, borcu millet ödedi, garantiyi millet verdi.
Şimdi sıra köprüleri, yolları satmaya mı geldi?
İlla satacaksanız, milletin malını üç beş kişiye değil, milletin kendisine satın!
Hisselerini açın, millet alsın.
Bu memleketin insanı kendi köprüsüne, kendi yoluna, kendi servetine ortak olsun.
Milletin sırtından yapılanı, milletin elinden alıp birilerine vermenize müsaade etmeyeceğiz.
Borç milletin, dert milletin, köprü milletin…
Millet satın alsın; hak milletin!
#KöprüleriMilletAlsın