Konu kaymakamlıktan açılmışken...
Geçen yıl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın milli emlak uzman yardımcılığı yazılı sınavına girmek için Ankara'ya gittim. Gazi Üniversitesi'nde sınava girdim, sınav sonrası Karanfil Sokağa gittim.+++
@kamyonseven Reis, hadi sorun Erdal da olsun. Şuan il göç uzmanı olan Emrah arkadaşım da mı sorunlu?Sorun olsa, en başında memur yapılmazdı. Kimse kaymakamlıkta kayırma olmadığını iddia edemez.
@sagittariusMda İkisi benim sınıf arkadaşım. İkisini çok iyi tanırım. İkisi başarılı, ikisi de kaymakamlığı hak edecek kişi. Erdal'ın, üç kez sınavı kazanmış olması başarılı olduğunun en bariz kanıtı.
Sanıldığı gibi, kaymakamlık sınavı bir müfettiş yardımcılığı, sayıştay denetçi yardımcılığı kadar zor değildir. Kaymakam olmak için, sağlam bir referans gerekiyor. Başarı yüzde 30 etkili ise, mülakat yüzde 70 etkili... Mülakatın da yüzde 20'si başarı yüzde 50 'si torpildir.
Erdal, o mülakattan da eleniyor her
zamanki gibi. Haklı olarak, şunu
söylüyor; eğer ben, devletin
güvenliğine karşı bir tehdit isem,
sorunlu biri isem,neden bana
askerliğimi asteğmen olarak yapmama
müsaade edildi.Demek güvenlik
açısından bir sıkıntım yok ki, asteğmen
oldum+++
@kadir07_@Raskolnikovsair Burada konu bencillik değil, Kadir kardeşim; insanın, sevdiği ile tamamlanma ihtiyacıdır. Sadece, her zor zamanda yanında duran değil; seni, o zor halinle sevebilen birine duyulan özlem bu. Güç, bazen her şeyi tek başına yapmaya kâfi gelmiyor maalesef.
Yakın zamanda Hz. Muhammed’in hayatını okudum. Peygamber’e ilk vahyin 40 yaşında geldiğini öğrendiğimde şaşırmıştım. Bu tweeti okuyunca o geldi aklıma.
Modern hayat insanı okul sıralarına oturduğu andan itibaren bir at yarışına sokuyor. Sürekli; önde miyim, geride mi kalıyorum, yaşıtlarım ne yaptı? Beni geçti mi? diye düşündürüyor insanı. Ama hayat öyle bir şey değil. Düz bir çizgi değil. Bir çok seçim yapıyoruz. Bazıları doğru, bazıları yanlış oluyor. Sonra hayat tekrar seçimler getiriyor karşımıza. Olduk mu? Olmadık mı? Tartıyor. Biz yaşadığımız sürece ve hayata tutunduğumuz sürece devam ediyor hayat da bize bir şeyler sunmaya. Biz pes ettiğimizde o da vermekten vazgeçiyor.
Şimdi gelelim tekrar Hz Peygamber’in hayatına.
40 yaşındayken ilk vahiy geliyor ama herkes bir anda onun peygamberliğini kabul etmiyor. Az bir kısım insan ona inanıyor. Diğerleri karşı çıkıyor. O ise insanları dine çağırmaya devam ediyor. İlk yıllar böyle geçiyor. Mekke’de baskı artıyor. Belki biraz yardım bulunur düşüncesiyle 50 yaşındayken Taif’e gidiyor. Kötü bir şekilde karşılanıyor. Sonra 51 yaşındayken Miraç yaşanıyor.
53 yaşındayken artık Mekke’deki baskılara dayanamayıp inananların çok olduğu şehre, Medine’ye göç ediyor. Medine’de Müslümanlar çoğunluk oluyor. Güçleniyorlar.
55 yaşında Bedir Savaşı yapılıyor. Sonraki yıl Uhud Savaşı, 58 yaşındayken Hendek Savaşı oluyor. 61 yaşındayken Mekke fethediliyor.
63 yaşındayken; yetim başladığı hayatına, savaşlar kazanmış, gönüller kazanmış bir lider, son peygamber olarak vefat ediyor.
Hayat hepimiz için farklı. Ne olursa olsun geç kaldım diye düşünmemek gerekiyor. Bir de kıyas tuzağına düşmemek gerekiyor. İnsan kendini kendi ideallerine ve hedeflerine göre hizalamalı, başkalarına göre değil.
Bombardıman sonrası hastaneye getirilen Gazzeli küçük kız abisine yeni keşfettiği yarasını gösteriyor, abisi şöyle bir bakıyor, böyle durumlarda onlara ihtimam gösteren annesini hatırlıyor ve ağlıyor: "Annem nerede?"