Depresyon kelimesini günlük hayata indirgeyip sürekli girilen ve çıkılan bir duygu durumu olarak göstermekten vazgeçin artık. Depresyon tanılı bir insanı sen evine davet etmek için ulaşabiliyor musun bi bak bakalım önce. Aman senin enerjin bozulmasın ama en spiritüel insan seni.
Turkey’s state broadcaster TRT altered the live translation of a question posed to NATO Secretary General Mark Rutte during coverage of the summit in Ankara.
📌The original question was: “You extensively praised the host nation. But we have seen in the past few days weeks, crackdown again on dissidents, on journalists, a comedian. Is Ankara still the best place to have a summit for liberal democracies and do you think it is a good occasion for leaders to address these issues with President Erdoğan.”
📌TRT broadcast this version instead: “You started your speech with nice words about the host country. At this point, there are criticisms regarding the judiciary in Turkey. What do you think about democracy in Turkey? And what do you think about Mr. Erdoğan’s administration?”
The discrepancy has drawn attention to questions of media accuracy and the framing of sensitive political issues on Turkey’s public broadcaster.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
ankara’yı prezentabl yapmak için bu kadar masraf yapılacağına başka bir ülkenin başkentini birkaç günlüğüne airbnb gibi kiralasak nato’yu orada ağırlasak daha uyguna gelir sanki
Canım memleketim be! Böyle abuk subuk tipleri saçma sapan konuşan kişileri paylaşıyorlar ya burası Adana diye delleniyorum. Ha orası Adana evet ama onlar Adanalı değil. O tipler heryerde hatta İstanbul'da daha çok var bu arada. Oysa gerçek Adana festivalleri, karnavalları, mekanları, manzarası ve tabii ki lezzetleri ile 7/24 yaşayan ve yaşanan bir şehirdir. (Yaz hariç😅) Hayatında ilk defa Adana'ya gelen birisini gezdirmeyi çok severim çünkü "Aaaa Adana böylemiy miş" derken ki suratındaki o şaşkınlık ifadesini görmek beni mutlu eder. İyi ki Adanalıyım...
ADHD people screenshotting and bookmarking everything because they're afraid of losing ideas, only to never look at them again because the archive is now its own overwhelming problem.
Neyden kyk sorumlu biliyor musunuz? Kykdaki asansör faciasında kaybettiğimiz Zeren Ertaş’ın ölümünden kyk sorumlu. Soğuk su ile duş almak zorunda kalıp kalp krizi geçiren arkadaşımız Kasım Bulgan’ın ölümünden kyk sorumlu.+
İnsan bazı vedalara hazırlanamıyor.
Herkes biliyordu ama bir biz bilmiyorduk.
Biz bu sonu kabullenemezdik…
Çocuk yaşından hep yanı başımızda, elimizde büyüyen bir evladımızdı o.
Bir kardeşi hangi kelimelerle uğurlayabilirsiniz ki?
Yol arkadaşlığı sadece yan yana yürümek değil ki aynı korkuyu, aynı yorgunluğu ve aynı umudu paylaşmak, aynı rüyayı görmek.
Ferdi’yle de Gülşah’la da aynı rüyayı gördük biz, ortak hayallerimiz gerçek olmuştu.
Şimdi
Bu nasıl bir soru?
Bu nasıl bir sınav??
Nasıl dayanılır???
Ya sabır ya sabır ya sabır…