Kimse ne kadar sabrettiğini, yorulduğunu, üzüldüğünü, kendinden ödün verdiğini fark etmez. Gördükleri tek şey, içine attıklarının boğazına kadar dolup taştığı anda verdiğin küçücük bir tepkidir. O tepkiyi büyütürler. Kimse, o tepkiye gelene kadarki sessiz savaşı görmek istemez.
Bir Japon efsanesi der ki:
Otobüsü kaçırdıysan, belki de bir kazadan kurtuldun. Reddedildiysen, belki de yanlış bir yerden korunmuş oldun. Birisi hayatından çıktıysa, belki de gelecek kişi için yer açtı. Hayat, ilk başta kötü şans gibi görünen şekillerde seni korur.
yürümenin felsefesi kitabını ilk okuduğumda yürümekle ilgili kafamda yekpare kristal bir top gibi bir düşünce belirmişti; yürümek aslında bir yere ulaşmak için değil, bir süreliğine hiçbir yere ulaşmak zorunda olmamak için yapılıyordu, evet, o gün bugündür yürüyorum
Hayata karşı pısırık,sindirilmiş, bir şeyleri söyleyemeyen, çekinen kadın olmayın.Çat çat çat açıkça her şeyi söyleyin, emin olun hayat çok kolaylaşacak, artık ebeveynleriniz tarafından sindirilmiş bir kız çocuğu değilsiniz yetişkin bir kadın olarak kendi iplerinizi elinize alın.
Kirlileri çamaşır sepetine attığımız, bulaşıkları yıkarken şarkı mırıldandığımız, banyodan sonra bornozla tembel tembel durduğumuz, geceyarısı midemiz kazındığında buzdolabını yokladığımız yer. Hepsi basit görünür ama başkasının evinde anlarız bunların ne anlama geldiğini.