@forzabesiktas arkadaşlar bir önerim var Beşiktaş taraftarı olarak Galatasaray’ı serbest bırakalım uzak ara şampiyon olsun. Bütün takımlar rahat etsin ligin ikincide gönüllerin şampiyonu olsun. Bırakalım 10-15 sıfır hep galip olsunlar yani rezil olsunlar. Zaten oyuncuları film se
Hastaneler ve SGK arasında imzalanan Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesine ve yapılan ödemelere dayalı onlarca, hatta belki 100'ün üstünde dava dosyasına baktım. Pek çok müfettiş raporu, kurum ve yargı kararı inceledim.
⛔Nasıl usulsüzlükler yapılıyor gelin size anlatayım ⬇️
Mekke Allah'ın evi değildir.
Allah kişi değildir ki evi olsun.
O ev Hz. İbrahim'in Hacer ile ondan doğan İsmail için yaptığı evdir.
Hiçbir kutsallığı yoktur.
Peki, Hacer kimdir...?! Kur'anda ismi geçen Mısırlı kadındır.
Çocuğu olmayan Sare tarafından İbrahim'e sunulduğunda henüz genç yaştaydı, İsmail'i doğurdu.
İslam kaynaklarına göre, Mısır firavunlarından Senan bin Ulvan'ın İbrahim'in karısı Sare'ye hediye ettiği bir köledir. İbrahim, çocuğu olmayan Sare'nin izniyle Hacer'le evlenir.
Peki, İbrahim kimdir...?!
Urfalı bir Aramidir.
Hz. Muhammed'den 2500 yıl önce yaşamış Yahudilerin atası, İsrail'in kök kurucusudur.
O dönemde İslamiyet yok ki Müslüman olsun.
Put perestti.
Peki, Herkesin ona tapmasını istediği putunun adı neydi?
Elilah(Allah).
Peki, Erkeklerde sünneti çıkaran kimdi?
İbrahim.
Peki, Sünnet olmayan kişi kimdi?
İbrahim? (Abraham)
Peki! Sünnet ne anlama gelir?
Ben de İbrahim'in putuna inanıyorum demektir.
Peki, Biz kimiz?
Türk.
(Neden sadece Yahudi ve Müslüman erkekleri sünnetlidir?)
Hani namaza dururken 'döndüm kıbleye' diyorsun ya kardeş, İşte o aslında döndüm, Kibele 'ye demektir.
Gerçi namaz da İslamiyetten bin yıllar önce pagan dinlerinde yapılan bir tür tapınma ayinidir de o konuya hiç girmeyeceğim şimdilik.
Kibele ise Friglerin bereket tanrısının adıdır.
Cennetten gelmiş diye ağlayarak kafanı içine soktuğun, Hacerul Esved isimli taş da, Kibele'nin vajinasını {doğurganlığı} temsil eder.
Şekline bakarsan anlaman zor olmayacaktır.
Sonra cehennem diye bir yerin varlığına inanıyorsun.
Yok öyle birşey..
Senin cehennem dediğin şey, bu gün ki İsrail topraklarında bulunan ve tabanından petrol ve metan gazları çıktığı için sürekli yanan G-hinnom isimli vadinin adıdır, ve 'azap verici yer' anlamına gelir.
Sümerler döneminde ağır suçluları oraya atıp yakarlarmış.
Sonra bu vadinin ismi Sümerlerden Tevrat'a ordan da senin inandığın kitaba kopyalanmış
Zaten inandığın dinin tamamı Sümer, Mısır ve Yunan mitolojilerinden kopyalanmış.
Azıcık okusan, merak etsen anlayacaksın ama işte. Neyse..
Bir de Allah var tabi İslamiyet öncesi arapların çok tanrılı dinlerindeki en kudretli tanrısı olan Elilah. Namı diğer ay tanrısı
Yani bugün senin Allah diye inandığın şey aslında Ay tanrısı El-ilah'tan başkası değildir.
Hani şu minarelerin tepesindeki ay var ya ?? Hah işte o ay tanrısını temsil eder...
Muhammed çok tanrılı dinlere son verdi ve kabedeki en kudretli put olan Al-ilah'ı tek tanrı olarak kabul ettirdi yaşadığı topluma.
Allah diye bir yaratıcının olduğu Muhammed'e ayetlerle bildirilen yeni bir durum olsa babasının adı "Abdullah' olmazdı.
Aynı şeyi zamanında, Mısır firavunu, Akheneton da yapmak istedi.
Çok tanrılı dinleri ve firavunların kutsiyetini yok etmeye kalkıştı ama sarayın ileri gelen rahipleri ve yobaz halkı tarafından linç edildi maalesef..
Tüm firavunların ihtişamlı mezarları varken, Akheneton'un mezarı dahi yoktur.
Ha bir de Yahudilerden nefret ediyorsun, kullandığın isimler bile onların isimleri
Josef - Yusuf
Jackop - Yakup
Abraham - İbrahim
Tothmoses- musa
Elyesa - İlyas
Daha liste uzar gider...
Ne Arap, ne de Yahudi soyuyla hiç bir ilgimiz yoktur.
Peki, Neden onların efsanelerine uyup bu tür tapınım işlerini yapıyoruz?
Bir Arap ile Yahudi inancı ki Cumhuriyetimizi batırıyor.
Biz halen gerçekleri göremiyoruz.
Yerin dibine batsın kör cehalet.
Bir dinin ayakta kalabilmesi, onun ekonomik olarak da güçlü olmasına bağlıdır.
Çorak bir arazide olan Mekke’nin gelir kaynağı da, kutsal olan Kâbenin tavaf edilmek için dünyanın her yerinden gelen müslümanların ziyaretiyle sağlanıyor.
Devamı +++
@SevdaGulTuncer Bence Mustafa beyede mutlaka dava açınız. Hem partimize hem şahsınıza diomendi hedef gösterdiği için sırf türbüne oynayacak diye çocuğun hayatını riske atıyor
Zafer Partisi anayasamızın değiştirilmek istenen ilk 3 maddesi ve Türklük tanımının yapıldığı 66. Maddesinin değiştirilmesi önündeki tek gerçek engeldir.
Zafer Partisi’ne verilecek her oy millli- üniter-laik devletin savunulması ve 13 milyon sığınmacı ve kaçağın vatanlarına dönmesi politikasının desteklenmesi anlamına gelecektir. @zaferpartisi
💥AKP’den ihraç edilen eski Kayseri Milletvekili Prof. Dr. Pelin Gündeş Bakır‘dan çarpıcı iddialar geldi.
24. Dönem Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyesi de olan Bakır, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın çağrısı üzerine açıklamalarda bulundu.
Özdağ, dün Twitter hesabından Bakır’a şöyle seslenmişti:
“Pelin Hanım, Türk Milletine korkmadan iki olayı anlatmak zorundasınız. Suriyelilerin gelmeye başladığı dönemde bayan Davutoğlu AK Partili kadın milletvekilleri ile konuşmasında ne söyledi? Geri kabul anlaşması sırasında kim sizi neden genel kurulda üzerinize yürüyerek tehdit etti?”
Bunun üzerine Bakır, sosyal medya hesabından şu açıklamada bulundu:
1- Ümit Bey ben korkmam. 2011’de Akparti’nin Suriyeliler politikasına karşı çıktığımı, bu politikanın yanlış olduğunu ve sığınmacıların milyonları bulacağını Kızılcahamam kampında Sn Cumhurbaşkanı, parti yöneticileri ve 1000’i aşkın Milletvekili ve teşkilat mensubu önünde söyledim.
2- AB Uyum Komisyonu üyesi olduğum 2013’te Geri Kabul Anlaşması’na sert muhalefet ettim. Bu anlaşmanın Genel Kurula gelmesini engellemek için bütün gücümle tek başıma mücadele ettim. Ancak tüm çabama rağmen Genel Kurula geldi. Ben de Genel Kurulu terk ettim.
3- Hatta Akparti’nin yanlış göçmen politikasına dair eleştirilerim ve Türk’üm dediğim için Akp beni partiden kesin olarak ihraç etti. Benden intikam almak için eşime yüzlerce kumpas kuruldu. Yandaş basın deli saçması iftira kampanyaları başlattı. Ben yine de yolumdan dönmedim!
4- Geri kabul anlaşması’nın engellenmesi için Genel Kurul’da Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır’a gittim. Çünkü AB Uyum Komisyonundan çıkıp Dışişleri Komisyonuna girecekti teklif. Bir hanıma söylenmeyecek sözler şahsıma sarf edildi.
5- Sayın Davutoğlu’na bu anlaşmada anlaşma imzalandığı takdirde AB üye ülkelerinden vize serbestiyeti alacağımız söylenmiş. Ancak anlaşmayı okudum ben, komisyon toplantısından önce. Böyle bir madde yoktu. Dolayısıyla o dönemin Başbakanına da yalan ve yanlış bilgi verilmiş.
6- O dönemin Başbakanına bu yalan ve yanlış bilgileri kimin verdiğini bilmiyorum. Ancak bu yalan ve yanlış bilgilere dayanarak Sayın Davutoğlu 2014 Haziranında vize serbestisi alıyoruz diye açıklamalar yaptı. Oysa anlaşmada böyle bir madde olmayınca hukuken bağlayıcılık olmuyor!
7/ Vize serbestisi diyalog süreci diye bir şeyden bahsetmişler. Normal vatandaşlarımızın anlayabileceği şekilde söylersem: o sizinle diyalogda kalalım demek manasına gelir. Bir hukukçu olarak söylemek isterim ki, bu tip diyalog süreçleri tarafları bağlamaz.
8- Zaten vize serbestisi diyalog süreci ile ilgili anlaşma metninde madde de yoktu. Bayan Davutoğlu’na gelince…Yurtdışı komisyon görevlerim olduğu için yurt dışında oluyordum genelde. Her davete katılamıyordum. Bir tek davete katıldığımı hatırlıyorum. O da 2015’te zannediyorum.
9- Orada Bayan Davutoğlu değil de, bazı kadın milletvekillerinin “inşallah bizim çocuklarımız bu sığınmacılarla evlenecek!” dediklerini hatırlıyorum. Bu çok ağrıma gitti! İçime oturdu! Çok canım yandı! 2014-2015 gibiydi. Aradan 8 yıl geçmiş. Hafızamda bir tek bu var.
10- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiydim. 4 ayda bir Strazburg’da Genel Kurul olurdu. Genel Kurullara girmeden önce tüm raporları okurdum. Türkiye’nin aleyhine maddeleri tespit ederdim. Bunların çıkarılması, yerine lehimize madde koyulması için önergeler hazırlardım.
11- Türkiye’nin lehine olan bu önergeleri Genel Kurulda oylamaya sunmam Mevlüt Çavuşoğlu tarafından sürekli engellenmeye çalışılıyordu. Nursuna Memecan ve Mevlüt Çavuşoğlu beni hep bir köşeye çekip “Türkiye’yi savunan önerge vermeyeceksin” Şeklinde ifadelerde bulundular.
12 - Ağır mobbing yapıldı 4 yıl boyunca. Daha sonraki yıllarda bu ağır psikolojik şiddet nedeniyle bazı sağlık sorunları da yaşadım ama iyileştim çok şükür Allah’ın yardımıyla. Ancak Avrupa Konseyi Genel Kurullarda Mevlüt Çavuşoğlu şahsıma uygulan mobbingin dozunu kaçırdı.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Doç. Op. Dr. Tuğrul Kihtir Zafer Partisi Kadıköy Belediye Başkan Adayı. Kihtir, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahtır. Kihtir, aynı zamanda 6 eseri olan bir Tarih Araştırmacısıdır. Zafer Partisi Kurucular Kurulu üyesidir.
Dr. Tuğrul Kihtir 1979 İstanbul Robert Lisesi ve 1985 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi mezunudur. Cerrahi eğitimini Clevelad Case Western Reserve Üniversitesi'nde tamamladı (1996), Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, Genel Cerrahi ve Cerrahi Yoğun Bakım ihtisas eğitimleri aldı. New York Medical College'da Yardımcı Doçent, UND School of Medicine'de Doçent oldu.
İngilizce ve İtalyanca bilmektedir. Sevgili Kadıköylüler ilçenize değer veriyorsanız onu Dr. Kihtir’e emanet edebilirsiniz. @zaferpartisi@TugrulK_ZaferP
Türk’ün tarihte karşılaştığı en büyük ihanet, Birinci Dünya Savaşında Cihad-ı Ekber ilan eden Sultan ve Halife Mehmet Reşad’a bugünkü Suudların dedelerinin İngiliz İstihbaratçı Edward Lawrence önderliğinde başkaldırması ve arkadan bıçaklamasıdır. Bakmayın bazılarının din kardeşliği söylemine. Jeopolitik dinin de üzerindedir. Türk askerine Hicazda İngiliz ordusu desteğinde saldırdılar ve sonunda teslim olduk. Riyad’daki Lawrence Müzesi stadda Atatürk’ü yasaklamakla eş değerdir. Suudi Arabistan’da futbol maçı cumhuriyetin 100. Yılında yanlıştı. Bugün o yanlıştan dönülmüştür. Mustafa Kemal Atatürk yine haklı çıkmış ve kazanmıştır.
Gelin birlikte bir kez daha konu üzerinden geçelim. Lütfen okuyun.
Dünyamıza yaklaşmakta olan bir gezegen ve uyduları mevcut. Bu gezegen dünya ya yakın her geçişinde ziyaretler olmuştur. Bunun en son geçişinde bir çok tarihi anıtlarda ve kalıntılarda gördüğünüz üzere çizimler ile anlatılmaya çalışılmış geleceğe yani sizlere. Aslında gözünüzün önünde hepsi detaylıca tarihi kalıntılarda mevcuttu yanlızca sorgulama kısıtlı ve araştırma yanlıştı. Bu sümer tabletleri çözülünce zincirleme hepsi arka arkaya çözüldü.
Bunu zaten dünya liderleri bilmekte. Bazı hesaplamalar uzun yıllardır yapılıyor. Ben gezegeni ilk gördüğüm yani yaklaşık 12 yıl öncesinden dünya üzerinde yapılan bazı paralı örgütlerin veya savaşların yada benzeri faliyetlerin yapılış şeklini ve amacını takip ettim araştırdım inceledim. Hiç bir zaman bu fikirler şaşmadı. Daha önceki geçişinde twitter da daha öncelerden de paylaştığım gibi kıtalar bölündü ve yeni kıtalar topraklar oluştu. Bunlardan biri Amerika kıtası.
Şimdi dünya yeniden sarsılıyor ve şiddetli şekilde çalkalanıyor. Kıtalar yeniden parçalanıyor. Amerika kıtası batıyor Afrika kıtası ciddi bir eğim yaşıyor. Bunları twitter hesabımı takip ediyorsanız önceden paylaştım. Bir çok amerika kıtasında bulunan sahil kesimleri boşaltıldı çünkü sulara gömüldü. Afrika kıtasında bir çok şehir sulara gömüldü. Büyük göçler mevcut ve büyük oranda ölümler mevcut. Bunlar medya ve basın üzerinden yasaklandı. Sizlere hiç bir şekilde gösterilmemeye çalışılıyor. Dünya da sayılı gruplar mevcut bunlar elitler adı verdiğimiz kişiler. Kendilerini garantiye alıyorlar. Bazıları uzay boşluğunda bekleyecek bazıları dünya üzerinde en guvenli bölgelerde sığınaklar yaptı. Kendilerini bir şekilde güvende tutmak için gizliyorlar. Dünya insanları daha erken fark eder ise kaos daha erken gelecek ve yapmaları gereken plan talimatları büyük risk altına girecek. Gizleyebildikleri en son zamana kadar gizlemeye devam edecekler. İnsanlar şimdi görmeye başladı. Ve bunun için savaş planı devreye sokulacak.Bunları az çok bir çoğunuz dünya üzerinde olup biteni zaten görüyorsunuz.
Bu yönetimler tarafından keşfedildiğinde 2001-2002 yıllarında acil büyük gizli toplantılar düzenlendi. Yer yüzeyi ve tarih karış karış incelendi en iyi ekipler ile birlikte. Bir yandan acil durum tabloları bir yandan kaos sonuçları bir yandan kendi güvenlikleri ve diğer yandan gelecek olan felaketler. Ortadoğu zemin açısından bu süreç sonrası ayakta durabilecek tek topraklar olduğu belirlendi. Levha hareketleri incelendi ve bu levh gerilmelerini ortadoğuya fazla zarar vermemesi için bazı destekler verdiler istanbul da yeni bir boğaz süsü verilen zemindeki dev kancayı parçalama gibi. Bu sayede afrika levhası bükülürken Türkiye nin Kuzey Doğusunu rahat bırakmaktı hedef. Ortadoğuyu boşaltmak ana plandı. Süreç sonrası yeni düzenli kültür ve daha gelişmiş bir toplum için ise ortadoğu sulara gömülecek topraklara sevk edilmesi el altından ayak takımları ile sağlandı.
Siyasi kısmı artık kimsenin umrunda değildir bunu biliyorum hayatta kalmak favori görevimiz oldu.
Ege ve marmarada ciddi oranda zemin yarilmasi mevcut. Ve bu yarıklar birden fazla noktada oluştu ve genişlemeye devam ediyor. Sizlerden isteğim bireysel olarak önce kendi can güvenliğinizi almanız. Acil durum çantası toplanma alanları gibi bir yol çizin.
#Planetx #nibiru
Aziz Yurttaşlarım, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine ve değerlerine bağlı her Türk vatandaşı ve aydının içinden geçtiğimiz bu ağır, buhranlı süreçte yaşananlara seyirci kalma, fikir beyan etmeme, tepki koymama hakkı ve lüksü bulunmamaktadır. 10 Kasım’da Büyük Önder Atatürk’ün ebedi istirahatgâhını dolduran milyonlarca vatansever aydın, Anıtkabir’e çıkan merdivenin sonunda Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”ni görmüş ve okumuşlardır. Bu milyonlarca vatansever Atatürk’ün kendilerine “Gençliğe Hitabesi” ile emanet ettiği Cumhuriyet Hukuku’na ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na sahip çıkmalı, sevgili yurdumuzun ellerimizden ve ayağımızın altından kaymasını seyretmemelidir. Devlet kurumlarımız ağır şekilde yıpranmıştır. Ekonomimiz ağır bir krizden geçmektedir. 1991’den buyana Türkiye’yi çevreleyen coğrafyalarda çıkan savaşlar her geçen gün biraz daha ülkemize yaklaşmaktadır. Aslında bu savaşlar 13 milyon sığınmacı ve kaçak ile ülkemizin içine girmiştir bile. Türkiye’nin önünde kaybedecek çok uzun bir süre yoktur. Artık uyanma ve toparlanma, Atatürk’ü anmaktan, Atatürk’ün eserini, Türkiye Cumhuriyetini iç ve dış düşmanlara karşı korumaya geçme zamanıdır. Sizleri küçük politik hesapların, ihale avcılıklarının, ahlaksız siyasal pazarlıkların, belediye meclislerinin rant kavgalarının ötesinde sevgili vatanımızı birlikte savunmaya davet ediyorum. Aksi takdirde yarın çok geç ve çok daha zor olacaktır. Lütfen aşağıdaki haritaya dikkatle bakın ve düşünün. @zaferpartisi
İslam Sandığımız Ancak Şamanist
Döneme Ait Olan 9 İnanış
1- Tahtaya Vurmak
Orta asya Türklerindeki inanca göre tahtaya vurmak ağacın içindeki güçleri uyandırarak ortamdaki kötü ruhların kaçmasını sağlardı ++
YÜCE TÜRK MİLLETİNİ UYARIYORUM.!
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ 100. YILINDA ÖNÜ ALINAMAZ BİR TEHLİKENİN AREFESİNDEDİR..
ABD’NİN MÜTTEFİKLİĞİ SÖZDEN İBARETTİR VE BİZZATI KENDİSİ BU TEHLİKENİN BAŞ MİMARIDIR..
ABD Özel Harekat Komutanlığı’nın eski komutanı General Raymond Anthony Thomas verdiği bir televizyon röportajı bunun böyle olduğunu tüm gerçekliğiyle ortaya koymaktadır.!
Röportajda Suriye’de himaye ettikleri teröristleri kastederek, “Kendilerine YPG ismini takmışlardı ama Türkler YPG’nin PKK olduğunu söyleyip,“Düşmanlarımızla muhatap olmanız müttefikliğe sığar mı!” diyerek bize çıkışıyordu. Biz de YPG’ye isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyleyerek “Kendinize hangi ismi vermek istersiniz” dedik. Ertesi gün isimlerini “Suriye Demokratik Güçleri” olarak ilan ettiler. Araya ‘demokratik’ ifadesini koymaları çok zekiceydi; bu sayede biraz itibar da kazanmış oldular. Brett McGurk gibi bir ortağım olduğu için çok şanslıydım; çünkü YPG, yapamayacağım şeyler istiyordu benden.. Suriye’nin kuzeyine hakim olmak istiyorlardı.. Suriye’nin geleceğinin konuşulduğu Cenevre ve Astana gibi yerlerde masada olmak istiyorlardı.. PKK ismiyle bunların olması mümkün değildi şüphesiz! Bunu aşmak için onları askerileştirme işini biz; onları muhatap alarak meşruiyet kazandırma işini de Brett McGurk üstlendi..”
Evet sevgili dostlarım tüm olanlara birinci ağızdan şahit oldunuz..
Şimdi sizlere biraz da Ortadoğu’yu karıştıran ve sonunda ülkemizi de içine alacak olan büyük tezgahın mimarı Brett McGurk’tan bahsedeyim ki taşlar yerine otursun..
McGurk; George W. Bush, Barack Obama ve Donald Trump hükümetleri döneminde üst düzey farklı ulusal güvenlik pozisyonlarında görev yapmış hukukçu ve diplomattır..
Obama döneminde DEAŞ ile mücadele özel temsilcisiydi. Biden döneminde ise ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü görevine getirilmiştir..
Irak’ta etnik ve mezhepsel ayrışmaya dayalı kaosun tırmanmasına öncülük etmiş, 2004-2009 tarihleri arasında yeni yönetimin koordine edilmesi ve anayasanın hazırlanmasında rol oynamıştır.
YPG/PKK’nın güçlü destekçisidir ve Suriye’deki menfaatlere yönelik ABD-Rusya arasındaki pazarlık ve işbirliği çalışmalarını yürütmektedir..
Tüm bu alt yapı çalışmalarının nedeni, Irak ve Suriye’de bölgeyi terörize ederek alan temizliği yapmak ve kontrol altında garnizon devletçikler kurmak, bölgeden kaçırdıkları nüfusu Türkiye’nin başına bela etmek, İsrail’in Filistin ve Lübnan üzerinden genişlettiği topraklara afiliye olmak, ardından da Türkiye ve İran’da çıkarılacak bir iç karışıkla her iki ülkeden toprak koparmak ve büyük İsrail devleti çatısı altında birleşmeyi temin ederek BOP projesini nihayete erdirmektir..
Bu proje başta İngiltere ve Fransa olmak üzere tüm avrupa ülkeleri tarafından desteklenmektedir..
Her şey ayan beyan ortadayken ve iktidar bu sürecin tamamına her türlü istihbarat gücüyle vakıfken; ABD’ye halen “Yahu sen nasıl bir müttefiksin” diye sormak, “ABD üslerinin Ortadoğu’da, uçak gemisinin Akdeniz’de ne işi var” demek aklımızla alay etmektir, seçmene yönelik tribün şovdur, sinsi bir kayıkçı kavgasıdır, vatanın bölünmez bütünlüğüne kasteden derin bir tezgahtır..
AKP’nin İktidara geliş şekli, iktidarda kalma biçimi, Anayasanın ilk dört maddesine olan karşıtlık, Andımız’ın yasaklanması, her milli bayramda maraza çıkarılması, Atatürk posterinin ters asılması, TC ibarelerinin kaldırılması, İstiklal marşında oturma girişimleri, Türk bayrağına yapılan saygısızlık, BOP projesi eş başkanlığı, ABD’ye, İngiltere kraliyet sarayına ve Vatikan’a yapılan özel ve manidar ziyaretler, Rahip Brunson’un teslim ediliş şekli, Donald Trump’ın hakaret ve talimat içeren mektubu, alınan Yahudi üstün hizmet nişanı, FETÖ’nün devlete taşınması ve Ergenekon sürecinde taşeron olarak kullanılması, açılım süreciyle terör örgütlerinin ülkeye sokulması, sınırdaki mayınların sökülmesi, kavimler göçüne dönüşmüş mülteci akınına göz yumulması, çuval operasyonu, İdlib katliamı, SİHA düşürme olayının sineye çekilmesi,