Fotoğrafta gördüğünüz kişi çok yetenekli bir balet olan Aydın Erol.
Fakat biz faşist 12 Eylül döneminde efsane bir eylemle tanıyoruz.
5 Kasım 1982’de TRT’de Kenan Evren, 7 Kasım’da yapılacak olan Anayasa Referandumunda halkın neden “evet” vermesi gerektiğini anlatırken bir anda TRT’de ses kesilir ve ekranda Kenan Evren varken arkadan şöyle bir ses duyulur;
“Burası Özgür Türkiye’nin Sesi radyosu”
Aydın Erol bu eylemi gerçekleştirdikten kısa süre sonra Türkiye’den kaçtı. Önce Paris ardından Hamburg’a yerleşti. Hamburg’da “Yakamoz” adlı bir sanat okulu kurdu. 1987 yılında daha 32 yaşında bir kaza kurşunuyla hayatını kaybetti.
Ayrıca Aydın Erol, Deniz Gezmiş’in de kuzeni olur.
Röportajın tam da bugün, Üsküdar’daki seçim sonrası yayınlanması manidar olmuş. Zira Daron Acemoğlu, dar koridor metaforuna değinerek “toplumun aktifliğinin ve basın özgürlüğünün yeniden kurulması lazım” çağrısı yapıyor.
Ben, daha uzun uzun Filenin Sultanları'nı konuşmak istiyorum. Biraz keyifli oluşundan, kabul. Ama sadece o kadar değil. Filenin Sultanları, Türkiye kıskaçların arasında çırpınırken çok farklı bir yol çiziyor.
Nasıl mı?
Şöyle:
Türkiye’nin En İyi Takımı Kadınlardan Kurulu
Bazen bir ülkenin kendisi hakkında anlattığı hikâyeyle, gerçekte başardığı şeyler arasında büyük bir fark olur.
Türkiye yıllardır sporda “potansiyel” konuşuyor. Yetenekten söz ediyoruz, genç nüfustan söz ediyoruz, tutkudan söz ediyoruz. Sonra dönüp bakıyoruz; başarı çoğu zaman kısa ömürlü, sistemler kırılgan, kurumlar kişilere bağlı.
Ama bir istisna var.
Hem de artık istisna demenin bile haksızlık olduğu kadar uzun süredir var:
Kadın voleybol milli takımı.
Filenin Sultanları bugün çok iyi oldukları için gözde değil. Asıl mesele, yaklaşık çeyrek asırdır iyi olmaları.
Bu farkı küçümsememek gerekir.
Türkiye futbolda büyük anlar yaşadı. Basketbolda unutulmaz turnuvalar gördü. Ama kadın voleybolunda başka bir şey kuruldu: tek bir kuşaktan, tek bir yıldızdan, tek bir teknik direktörden bağımsız bir başarı kültürü.
Nesiller değişti. İsimler değişti. Oyun değişti.
Seviye değişmedi.
Mesele kupa değil, düzen
Bence Filenin Sultanları’nı anlamanın yolu kupaları saymaktan geçmiyor.
Asıl soru şu:
Neden bu branş, Türkiye’nin diğer takım sporlarının yapamadığını yaptı?
Cevap çok romantik değil.
Altyapı kuruldu. Güçlü kulüpler oluştu. İyi antrenörler getirildi. Dünya çapında oyuncular Türkiye liginde oynadı. Genç sporcular en üst seviyeyi uzaktan seyretmedi; onun içinde yetişti.
Yani başarı tesadüfen gelmedi.
Örgütlendi.
Türkiye’de sık sık “bizde yetenek var ama sistem yok” denir. Kadın voleybolu bu cümlenin ikinci yarısının kader olmadığını gösteriyor.
Sistem kurulunca ne olduğunu da gösteriyor.
Belki en çarpıcı tarafı bu
Türkiye’nin en başarılı takım sporları yapısının kadınlardan oluşması bence başlı başına anlamlı.
Çünkü bu, sadece sporla ilgili bir mesele değil.
Kadınların nasıl yaşaması, nasıl görünmesi, ne kadar görünür olması gerektiğinin hâlâ tartışıldığı bir ülkede, en büyük gurur kaynaklarından birinin güçlü, görünür, rekabetçi ve kendi kimlikleriyle var olan kadınlar olması küçük bir ayrıntı değil.
Üstelik bu takımın gücü tek tip olmamasında.
Farklı karakterler, farklı geçmişler, farklı hayatlar aynı forma altında birleşiyor.
Ve milyonlarca insan onları izlerken aslında çok basit ama çok güçlü bir görüntüyle karşılaşıyor:
Kadınlar sahada ülkenin en iyisi olabiliyor.
Dahası, bunun artık şaşılacak bir yanı da kalmıyor.
Bence asıl toplumsal dönüşüm burada.
Bir kız çocuğunun gördüğü şey
Bir kuşak önce kız çocuklarına “sen de spor yapabilirsin” denmesi başlı başına bir teşvik sayılabilirdi.
Bugün ekrana bakan bir kız çocuğu daha ileri bir şey görüyor.
İzin istemeyen bir başarı görüyor.
Kendini açıklamak zorunda olmayan bir özgüven görüyor.
Ve en önemlisi şunu görüyor:
Ülkenin en başarılı takımı kadınlardan kurulabiliyor.
Bu, yüzlerce kampanyadan daha etkili bir toplumsal mesajdır.
Zirveye çıkmak başka, orada kalmak başka
Türkiye sporunda büyük anlarımız oldu.
2002 Dünya Kupası hâlâ hafızamızda. 2010 basketbol dünya ikinciliği de öyle.
Ama Filenin Sultanları’nın hikâyesi farklı.
Çünkü onlarınki bir an değil.
Bir dönem değil.
Bir mucize hiç değil.
Bu takım bir zirveye çıkmadı sadece.
Orada yaşamayı öğrendi.
Ve belki Türkiye açısından en değerli ders de tam burada:
Başarı, yetenekten önce kurum ister.
Heyecandan önce devamlılık ister.
Slogandan önce yatırım ister.
Filenin Sultanları bize yıllardır bunu gösteriyor.
Belki de bu yüzden onları yalnızca Türkiye’nin en iyi kadın takımı olarak değil, doğrudan Türkiye’nin en iyi takımı olarak görmek gerekiyor.
Onlara yıllardır Filenin Sultanları diyoruz.
Güzel isim. Akılda kalıyor. Biraz saray, biraz ihtişam, biraz da masal havası taşıyor.
Ama bu kadınların yaptığı şey masal anlatmak değil; gerçekliğin sınırlarını değiştirmek.
Sadece file önünde blok yapmıyorlar. Toplumun yıllardır kadınların önüne çektiği setleri de blokluyorlar.
“Kadın şöyle olur”, “şuraya kadar gider”, “bu kadar görünür olur”, “bu kadar güçlü olursa fazla olur” diyen ne varsa, topu biraz da onların sahasına çakıyorlar.
Hem de uzun nutuklar atmadan.
Bir servis, bir blok, bir şampiyonluk yetiyor.
Belki de bu yüzden onlara yalnızca Filenin Sultanları demek biraz eksik kalıyor. Çünkü onlar çoktan filenin ötesine geçtiler.
Ve işin en güzel, belki de en muzip tarafı şu:
Türkiye hâlâ kadınların toplumda ne kadar yer kaplaması gerektiğini tartışırken, bu kadınlar tartışmaya hiç katılmıyor.
Sahaya çıkıyorlar ve yerlerini kaplıyorlar.
Geri kalanına yalnızca izlemek düşüyor.
Yeni bir kanal, yeni bir başlangıç demiştik…
Şimdi o başlangıç, benim için yeni bir yere evriliyor.
Bundan böyle günün haberlerini, gündemin bütün sıcaklığıyla Ana Haber’de birlikte takip edeceğiz.
Bir yandan yeniliğin içinde yeniliğin heyecanını yaşatken bir yandan da kopuşların hüznü var. Koza tv ile yollarını ayıran Sevgili @ozgurcakmakci ,, benim de bu ekibin bir parçası olmama vesile olduğun için çok teşekkür ederim. Dilerim yine yollarımız kesişir. Sevgili @gulsahince,, ne yazık ki kısa sürdü buradaki birlikteliğimiz, iyi ki tanıdım sizleri. Binbir emekle çalışıp Koza Tv'yi bugüne getirmeniz çok ama çok kıymetliydi. Çabanızın yakın şahidiyim. Yollarınız açık olsun🩵
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
akşam baskısı.
2023 tekrar eder mi?
@PerspektifOn yazım.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda Özel ya da Yavaş’a oy vermeye ikna etmek için, sol, milliyetçi, muhafazakâr, Kürt demokratları, adlarıyla tek tek davet etmeye gerek kalmadan bir araya getirebilen bir Türkiye programına, bir yeni Türkiye hikâyesine ihtiyaç var. https://t.co/3MkmXcfQn0
@ozukanbelit@lisatepes Sıkıntı şu; "gercek politika" var. Hayatımızı belirleyen çoğunlukla da nefesimizi daraltan. Geçmişten gelen siyasi duruşumuz ile gelecek arasında sıkıştıgımızda "ne yapmalıyız?"Marjda kalıp seyirci mi olmalıyız yoksa siyasetin güç oyununda kazanabilecek tarafta mi olmalıyız?
@ozukanbelit Hepimizin bu soru ve yanıtları kendimize sorma zamanlarından geçiyoruz. Siyasetin kıyısında ama dusunce konforunun oldugu yerde mi yer almalıyız yoksa hükmü olabilecek bir potansiyele mi su taşımaliyiz?
3 bakan kamuoyu baskısıyla madencilerin alın terine garantör olduktan sonra bir hak arama yöntemi olarak Ankara'nın yolunu tutmak hızla ün salmaya başlamıştı.
İktidar yanlış yaptığını gördü.
Çünkü haksızlığa uğradığını düşünen herkes Ankara'nın yolunu tutsa memleketin yarısından fazlası yollara düşerdi.
Hem sokakta iki kişinin yan yana gelmesinden bile huylanıyorken hakkını sokakta koparıp almak da neyin nesiydi?
Bu "Sokaktaki sükuneti mutlaka koru" temel prensibine de aykırıydı.
İşte bu sebeplerle garantörlükten vazgeçildi.
Şimdi "Olmadı biz de Ankara yoluna düşeriz" diye aklından geçirenlere "aklından bile geçirme" mesajı gönderiliyor.
Başaran Aksu ve Gökay Çakır işte bu mesajın içi dolsun diye tutuklandı.
Pazar Kültür-Sanat ve Çocuk Şenliği - Haçapit Buluşması’na davetlisiniz! ✨
Gökhan Birben’in katılımıyla; şiir, türkü, dia gösterimi, söyleşi, tulum ve horon dolu bir akşam bizi bekliyor! 🎶💃
📅 17 Ağustos Pazartesi
⏰ 19.00
📍 Birben Mahallesi Alımyeri
Gücümü bağımsızlığımdan alıyorum
Hiç bir tehdit, hakaret falan beni korkutmaz.
Zaten, yasal bağlayıcılığı olan hiç bir aktivitede bulunmayacağımdan da orayı burayı etiketlemeleriniz beni alakadar etmez
Haberiniz olsun:)
Bir de bir kötü huyum var
Beni tehdit ettikçe daha bir inadım tutar, daha çok yazarım
Meraklanırım, bu tehdit gücü nereden geliyor diye. Sonuna kadar da giderim
Haklarımın da haklarınızın da farkındayım.
Yanlış kişiye tarikat saldırısı yapıyorsunuz!
Yok bende geri vites...