Mersin’deki operasyon sırasında şafak vakti kendi evinde bulunan bir kadının kolluk tarafından alınan görüntülerinin kamuoyuna servis edilmesi kabul edilebilir bir uygulama olarak görülemez.
Bir soruşturmanın yürütülmesi, kişilerin özel hayatının ve insan onurunun korunması yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi, bir görüntünün soruşturma kapsamında elde edilmiş olması, onun sınırsız biçimde yayımlanabileceği anlamına da gelmez.
Anayasa’nın 20. maddesi herkes için özel hayata saygı hakkını güvence altına alır. Soruşturmanın tarafı kim olursa olsun, hukuk devleti kişilerin mahremiyetini, insan onurunu ve masumiyet karinesini korumakla yükümlüdür.
Önce diplomasını iptal ettiniz, ardından tutukladınız.
Siyasete girdiği ilk günden bu güne ülkesinin ve milletinin menfaatini her şeyin önünde tutarak gece gündüz çalışan Ekrem İmamoğlu’nu ve arkadaşlarını haklarında tek bir somut delil olmadan 18 aydır siyasi tutsak olarak cezaevinde tutuyorsunuz. Milletin iradesini, milletin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu ve haksız tutsak edilen arkadaşlarını serbest bırakın.
#EkremİmamoğluSiyasiTutsaktır
Milletin gündemi belli:
Düşük maaşlar, hayat pahalılığı, vergi soygunu…
Bir örnek: https://t.co/TVVvUJsTsP’te satılık!
Sepete ekliyorsun: 112.000 ₺
Kasaya gidiyorsun: 230.000 ₺
Bu kara düzen, ürünün kendisinden daha pahalı vergiyi icat etti.
Telefon katlanıyor ama millet bu vergi soygununa katlanamıyor.
KARA düzeni değiştireceğiz.
Milletin YENİ düzenini kuracağız.
“Söylemek istediklerimi tam olarak anlatamadım. Sözüm defalarca kesildi, ertelendi, unutulmaya bırakıldı. Günü geldiğinde de susma hakkımı kullandığım iddia edildi, tutanağa geçirildi.
Ama bir insanın sözü, dört duvar arasında durdurulabilir mi?”
Bu sözlerle duyuracaktım ve 30 Ağustos’ta raflarda olacaktı “Millet Şahidimdir”
Millet olduğu sürece sesim kısılamaz.
Milyonların Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun özgürlüğünü elinden aldınız. Şimdi de sesinin ulaşacağı yolları bir kez daha kapatıyorsunuz.
X hesabına yeniden getirilen erişim engeli, ifade özgürlüğüne yönelik sansür politikalarının bir kez daha devreye sokulduğunu gösteriyor.
Bir hukuk devleti, hesap kapatarak değil; hukuku işleterek ve temel hakları güvence altına alarak ayakta kalır.
Sevgili Altınordu Ailem, Değerli Hemşehrilerim, Kıymetli Yol Arkadaşlarım;
Gençliğimin en güzel yıllarından itibaren çatısı altında büyüdüğüm, değerleriyle yetiştiğim ve rozetini onurla taşıdığım Cumhuriyet Halk Partisi, benim için her zaman büyük bir okul ve aile olmuştur. Bu büyük ailede bize duyulan güvenle önce Türkiye’nin en genç belediye başkanı seçildiğim Gülyalı’mıza, 2024 yılından itibarense Altınordu’muza hizmet etme onurunu yaşıyorum.
Ancak bugün ülkemizin içinde bulunduğu tarihsel eşik, bizlere alışılmış kalıpların ötesine geçme, değişim cesaretini gösterme ve milletimizin yükselen sesine kulak verme sorumluluğunu yüklemektedir. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in Grup Toplantısı’nda ifade ettiği, Türkiye’nin sıkıştığı dar siyaset parantezini kırma, gençlerin geleceğe olan inancını yeniden inşa etme ve kararlılıkla yeni bir yol açma vizyonu, bizim de yürekten katıldığımız, büyük bir inançla sarıldığımız ortak bir duruşun göstergesidir.
Bugün, birlikte yol yürüdüğüm ve Altınordu’ya hizmet etme sorumluluğu taşıdığım belediye meclis üyesi arkadaşlarımla birlikte yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculuk, gençlerin hayallerini ertelemek zorunda kalmadığı, kadınların kendini güvende hissettiği, emeğin hak ettiği değeri gördüğü, hukukun üstün olduğu ve herkes için adaletin tesis edildiği bir Türkiye hayali içindir. Bu yolculukta Sayın Özgür Özel ile birlikte yürümekten onur duyuyoruz.
Gelinen bu tarihi dönüm noktasında, büyük bir emek verdiğim, gençliğimi ve hayatımın önemli bir bölümünü adadığım Cumhuriyet Halk Partisi’nden, Altınordu Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Meclis Üyelerimizle birlikte büyük bir hüzünle ama vicdanımız rahat, başımız dik bir şekilde ayrılıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında birlikte mücadele ettiğimiz, omuz omuza yürüdüğümüz tüm yol arkadaşlarımıza, büyüklerimize, gençlik kollarımıza, kadınlarımıza ve partimize gönül veren herkese teşekkür ediyoruz.
Sayın Özgür Özel'in dile getirdiği gibi, hiçbir hukuksuzluk umudu teslim alamaz. Hiçbir siyasi mühendislik milletin değişim iradesinin önüne geçemez. Mücadelemiz kişilere karşı değil, umudu küçültmeye çalışan anlayışadır. Duvarlar umudu, Silivri zindanları adalet arayışımızı asla tutsak edemez. Silivri zindanlarında direnen, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı dimdik duran Sayın Ekrem İmamoğlu’nun temsil ettiği sarsılmaz mücadele, bizlerin de yüreğinde taşıdığı en büyük inançtır.
Aldığımız bu karar yerel yönetim anlayışımızda Cumhuriyetçi ve Atatürkçü çizgimizde en ufak bir sapmaya neden olmayacaktır. Altınordu'da bugüne kadar olduğu gibi her siyasi görüşten hemşehrimizin bizlere olan desteğinin bilincinde olarak bundan sonra da kimseyi ayırmadan, ötekileştirmeden, yalnız bırakmadan, adil, sosyal ve halkçı belediyecilik anlayışımızı aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Cumhuriyetimizin kuruluş değerleri ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ışığında, tüm hukuksuzluklara, adaletsizliklere ve demokrasi dışı her türlü girişime karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bugün bir vedadır. Ama aynı zamanda yeni umutların, yeni bir yürüyüşün ve yeni bir başlangıcın ilanıdır.
"En güzel deniz, henüz gidilmemiş olandır."
Biz de inanıyoruz ki, en güzel yarınlar birlikte mücadeleyle kuracak olduğumuz yarınlardır.
Yolumuz açık, geleceğimiz aydınlık olsun.
Ulaş TEPE
Altınordu Belediye Başkanı
Liderimiz Özgür Özel, ‘YENİ Parti’mizin kuruluş evraklarını imzalayarak Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etti. 91 milletvekilimiz YENİ Parti Kurucular Kurulu’na katıldı.
Başlıyoruz!
YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Gencecik bir komedyen Deniz Göktaş…
Kimseyi öldürmedi, saldırmadı, hırsızlık yapmadı, milletin hakkını yemedi.
Ak Parti’nin kara düzeninde bir gösteri yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. Ama kaçmayıp ülkesine dönen Deniz, bugün “kaçma şüphesiyle” tutuklandı.
Karşımızda, kendinden olmayana nefretle muamele eden bir rejim var. Halkın rızasından vazgeçmişler, dünyadaki tüm otoriterlerin yaptığı gibi zorbalıkla milleti sindirmeye çalışıyorlar.
Millette huzur da refah da bırakmadılar.
Deniz, bu kara düzenin mağdurlarından sadece biridir.
Ama artık bir dönüm noktasındayız.
Ya bu kara düzene kul olacağız ya da hep beraber Atatürk’ten miras Cumhuriyetimizin kazanımlarını savunacağız.
“Neşemizi çalamayacaklar” Deniz…
Ya otokrasi ya demokrasi!