🔴 Seçim yılını Adalet Bakanı Akın Gürlek açıkladı!
◼️AKP Adana İl Teşkilatı'nda konuşan Akın Gürlek "2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek. Hep birlikte Türkiye Yüzyılı'nı seçtirmemiz gerekiyor" dedi.
Yalnız Lemina stopere geçince savunmadan gerçekten çok daha rahat çıkıyoruz. Ben sürekli “sırtı dönük top alabilen bir orta saha lazım” diyorum ama Lemina, stoperden bile Galatasaray’ın çıkış kalitesini ciddi şekilde artırıyor.
Özellikle iç sahadaki Anadolu maçlarında Lemina stoperde denenebilir. Hem fiziksel olarak daha az yıpranır hem de geriden oyun kurulumunda büyük rahatlık sağlar. Abdülkerim’in savunma metrikleri daha iyi olabilir ama topu sürekli uzun vurmanın da bir maliyeti var. İşin bu tarafını da hesaba katmak lazım.
TFF Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu:
"Hakemlere söyleyeceğim şey şu: Eğer Trabzonspor ile Diyarbakırspor oynuyorsa cüzi de olsa bir takdir hakkın varsa o takdir hakkını Diyarbakırspor'dan yana kullanacaksın."
İşin yönetim kısmı var ve bir de teknik direktör tarafı.
Futbol tarihinde pek çok genç yetenek biraz da onlara zorunlu kılındığında sahne almış, parlamış ve futbol dünyasına kendilerini göstermişlerdir.
Dubois ve Omar'ın sakatlığı sonrası Boey'e gün doğması gibi. Dün ortam tam da böyleydi ve fakat Galatasaray'da bu gençlere asla sıra gelmiyor. Takımda tek bir hücum yedeğinin olmadığı yerde göstermelik bile olsa altyapıdan iki tane hücumcu buraya konulamadı. Berat Luş, Ada Yüzgeç ve benzerleri bugün de üç dakika dahi sana umut olmuyorsa arkadaş sen arkada ne yetiştiriyorsun? Neyi yapamıyorsun?
Real Madrid -yarışmacı değil mi? - son 6 yılda altyapı oyuncularından 440 milyon euro gelir elde etti. Geliri-gideri yıldızı yetiştirmesini geçtim, zorunlu olduğun durumda 3 dakikalık fayda sağlayacak tek bir oyuncu yetiştirilmiyor mu yoksa sıra mı gelmiyor?
Yöneticilikten anladığınız GS'ın markasıyla-parasıyla transfer görüşmesine katılmak mıdır? Hoş o da yok. 10 Mayıs'ta ilan edilen şampiyonluk sonrası 3 ayı aşkın zaman diliminde 4 oyuncu gönder ve yerleri boş kalsın? Rezillik ötesi bir durum.
Siyasiler yüzünden birbirinizi kırıp incitmeyin arkadaşlar. Dün Öcalan için kürsüden darağacı ipi atan adam, bugün ondan kilim armağan alıyor. Anlık değişen bir sirk için gönül kırmayın.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Ajet @AJET_TR tam bir rezalet. Ulusal bir marka nasıl bu hale gelebilir.
Gece 00.20 uçağıyla Ankara’dan Gaziantep’e bileti olan kızım, valizini veriyor, biniş kartını alıyor, uçağa biniş kapısına geliyor, uçağa binecek iken sizi yarın geceki uçağa aldık diyorlar.
Gerekçe yok. Açıklama yapan yok. O zaman valizim nerede? Valizimi verin. Valiziniz de yok. Gidin valiz kayıp bankosuna sorun. O bankoya gidiyor. Bizde yok, nerede olduğunu bilmiyoruz. Form doldurun. Biz size mail atacağız diyorlar ve bu saate kadar geri dönüş yapan yok. Valiz hala ortada yok. Gece saat 02.30 ‘a kadar havaalanında bekletiyorlar. O saatte bir genç kız nasıl şehre dönecek, nerede kalacak? Uluslararası taşımacılık kurallarını çiğneyerek yolcuyu gerekçesiz ortada bırakıyorlar.
Neden elinde biniş kartı olan biri gerekçesiz bir gün sonraya erteleniyor.
Bu kadar keyfilik ve sorumsuzluk biraz fazla artık.
Birileri çıkıp ya gerekçeyi açıklasın ya da son dakika birilerine bileti sattıklarını kabul edip hesap versinler.
Bir devlet kurumu nasıl bu kadar sorumsuz olabilir.
Galatasaray, son dört yıllık şampiyonluk sürecinde transfer dönemlerini neredeyse hiçbir zaman planlı ve programlı yönetmedi. Çoğu zaman doğaçlama ilerledi.
İlk şampiyonluğu hatırlayın. Torreira yerine neredeyse Grillitsch geliyordu. Hatta o dönem “babası ikna olmadı”, “menajer işi bozdu” gibi açıklamalar yapılıyordu. Mertens yerine Joao Pedro düşünülüyordu; Sn.Ali Koç devreye girip Joao Pedro’yu alınca Mertens geldi. Forvette ise Seferovic iki gol atsa belki de Icardi hiç gündeme gelmeyecekti.
Kısacası, birçok kritik kırılma anında işler tesadüfen doğru yere evrildi ve Galatasaray kazandı. Bu transfer döneminde de kaderin yardımını bekleyeceğiz.
BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar.
Not: Muhabirimiz Ebru Çelik, CHP etkinliğinde figüranlara dağıtılan 950 TL’yi almamıştır. BirGün çalışanları hakkı olmayana göz dikmez.
Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.
@KaanSekbann Bu adamın uçan kuşa borcu var. Büyük bir kısmı da öyle hukuk kurallarıyla mücadele edilebilecek türden değil. Zamanaşımı işlemez, takibe itiraz - itirazın iptali davaları vb gerekmez. Yaşamak için ödenmesi zorunlu olan borçlar. Çoğu zaman ödemek de yetmez ama bunda vardı bir ışık
Galatasaray’ın rakiplerinin transferde agresif davranması son derece normal. Beşiktaş son yıllarda beklentilerin çok altında kaldı, Fenerbahçe ise 12 sezondur şampiyon olamıyor. Böyle bir tabloda iki kulübün de transfer dönemini hareketli geçirmesi son derece anlaşılabilir.
Galatasaray cephesinde ise durum farklı. Oturmuş bir kadro var ve futbol tarihinde de üst üste şampiyon olan takımlarda yapılan büyük çaplı değişikliklerin her zaman olumlu sonuç vermediğini gördük. Ayrıca Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılıyor; eleme oynamayacağı için takvim açısından da rakiplerine göre daha rahat.
Ancak taraftarı geren konu transferlerin yavaş ilerlemesi değil, ortada net bir plan ve programın görünmemesi. Sezon açılmış olmasına rağmen Icardi’nin durumu belirsiz, Lemina’nın sözleşmesi hala netleşmiş değil. Yönetimden kamuoyuna güven veren bir yol haritası yansımıyor.
Üstelik Sayın Dursun Özbek’in başkanlık dönemlerinde yaşanan transfer süreçleri nedeniyle taraftarın hafızasında olumsuz tecrübeler var. Bu yüzden birçok kişi, “Temmuz böyle geçiyorsa ağustosta neler olur?” endişesini taşıyor. Oysa belirli bir plan dahilinde ilerleniyor görüntüsü verilse, bu kadar tepki oluşmazdı. Taraftarı asıl huzursuz eden şey belirsizlik.
Murat Ongun:
-Cumhurbaşkanı Erdoğan, tutan bir planı mutlaka yeniden kullanır. Kazandıran planlardan sapmaz.
-Peki geçmişin bugünle benzerliği ne? Neden ikiz proje diyorum?
-Ahmak Davası, İmamoğlu İBB Başkanı seçildikten 30 ay sonra karara bağlandı. Butlan davası da Özgür Özel'in genel başkan seçildiği kurultaydan 30 ay sonra karara bağlandı.
-Ahmak Davası, eylemden 18 ay sonra açıldı. Butlan davası da 18 ay sonra açıldı.
-Ahmak Davası'nda direnen hakimin yerine atanan hakimle istenen karar alındı. Butlan davasında da yerel mahkeme kararı istinafta bozularak istenen sonuç alındı.
-Ahmak Davası ile İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adaylığı engellendi. Butlan davası da Özgür Özel'i korunaksız ve çatısız bırakmak için yapıldı.
-Her iki davanın kazananları ve kahramanları aynı: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu.
-Kazandıran planla oynamayı seven Erdoğan, Ahmak Davası kararını seçimi 6 ay kala aldırdı. Butlan davasında karardan 6 ay sonrası ise 2026 Kasım'a denk geliyor.
-Velhasıl gören gözler için 6 ay sonrası için hayli emareler belirmiştir.
-Seçimlere 6 ay kalmış gibi tüm stratejilerin yapılması gerekir.
-Seçmen son dakika aday, son dakika parti değişikliği, başka parti listelerine penetreler gibi triklerden hoşlanmaz.
-Bir de hiçbir akıllı siyasetçi, yargıyla alt ettiği rakibine toparlanması için 20 ay süre tanımaz.
Grubumuzda lider durumda bulunan ABD'nin muhtemel yarı final yolu;
Son 32: Bosna Hersek
Son 16: Yeni Zelanda ya da Çekya
Son 8: Demokratik Kongo, Gana, Uruguay ya da Avusturya
Montella hata yapmış olabilir, futbolcular da beklentilerin altında kalmış olabilir. Ama bana göre bu başarısızlığın bir numaralı sorumlusu Türkiye Futbol Federasyonu ve İbrahim Hacıosmanoğlu’dur.
Dünya Kupası gibi bir organizasyona giderken takımın hiçbir talebi yokken gündemi primler, villalar ve gereksiz polemiklerle meşgul ettiler. İletişim facia, kriz yönetimi facia, organizasyon facia. Üstüne bir de Türk futbolunun efsanesi Fatih Terim’e yönelik saygısız açıklamalar geldi.
Sahadaki tabloyu konuşuyoruz ama bu başarısızlığın temeli saha dışında atıldı. Bana göre en büyük hayal kırıklığı Montella değil, TFF yönetimidir.
Derin savunmaya Baris'in bire birleri uzerinden hucum etmek bence iyi bir fikir degil. Daha cok sonuclandiran rolde olmali. Yani sagdan yuklenip Baris'i ceza sahasina sokmak gerekir. Sen Baris'a Kenan rolu vermişsin. Kapanan rakibe kisa forvet kullaniyorsan baglantida, dar alanda muthis is yapan biri olmali ama Keramettin oyle degil. Arda'yi merkeze cekip pasin hizini arttirip gobekten delmek istiyorsun ama Orkun - Hakan - Arda'ya eslik edecek 4. oyuncu yok. Ne Baris, ne Ismail, ne de Keramettin onlarla alis verise girebilir. Ön alan savunmasini saymiyorum bile. Nacizane fikrim kadro da, kurgu da daha iyi olabilirdi.
Barış’ın oyundan çıkması tüm denklemi bozdu. Kerem’in yerine ileri atabilirdi hoca. Yunus’a da yer açardın 60’da. Kerem zaten çok hareketsiz, 5’li savunmanın arasında da kayboluyor. Can Uzun belki. Hayırlısı #AMilliTakım