Gazze’de akıl almaz derecede zor bir gün yaşanıyor. Vahşi katliamlar bir saniye bile durmuyor.
Fotoğrafta bombardıman sonrası aile üyelerinin vücut parçaları üzerine bulaşmış bir çocuk görüyorsunuz.
Nasıl anlatalım durumun vahametini?
Kime, nasıl duyuralım?
#GazaGenocide
İsrail’in bir seneden fazladır uyguladığı kan dondurucu infaz yöntemlerinden birisi:
Bütün gece quadcopterler ağlayan bebek sesi çalarak Gazze semalarında dolaşıyorlar. Aldanıp bebeklere yardım etmek için dışarı çıkan olursa vurup öldürüyorlar.
Ben Gazze'de yaşananların soykırım eşiğini de aştığını düşünüyorum.
Sadece "Filistinlileri yok etmek" değil bence amaç, bunun için özel hukuki bir kelimemiz yok belki ama korkunç bir sadizm var.
Aç bıraktığınız insanları yemek sırasına sokup taramak.
Uzaktan kumandalı drone ile bisiklet süren çocukları katletmek.
Bomba boşa gitmesin diye insanların üzerine atmak.
İsrail'in Filistinlileri ortadan kaldırmak isteğinin ötesinde bu katliamı en onursuz, en haysiyetsiz ve karşı tarafı en insansızlaştırarak yapma eğilimi var.
İnsanları bir alana tıkadılar ve keyif almak için öldürme aşamasına geçtiler.
Bunun daha sakin bir açıklaması yok.
Bunlar olurken oturduğumuz yerde izliyoruz.
Bizi de dolaylı yoldan öldürüyorlar, böyle bir şey yaşanırken hiçbir şey yapamamak bizim insanlık sıfatımızı elimizden alıyor.
Ne için varız ki? Ne için yaşıyoruz ki?
Böyle bir şeyi durduramıyorsak, tek bir şey yapamıyorsak ne bu hayat?
Rasyonel sebepler, büyük amaçlar, büyük resimler elimizi kolumuzu bağlıyor; diplomasi dışında çözüm olmadığını bize haykırıyor; ama yavaş yavaş belki de farkında olmadan İsrail'in kapısını açtığı o cehennemin bir parçasına dönüşüyoruz.
İnsanlığa dair en kadim kurallar ayaklar altına alınırken sessizliğimizle izliyoruz, döktüğümüz gözyaşları o ateşi söndürmeyecek. Yetmez.
Daha fazlası gerek.
💬 “Annem’i öldürdüler, ondan önce de kardeşimi.
Herkese yalvarıyorum: kanla ıslanmış Amerikan yardım dağıtım noktalarına gitmeyin.
Bu çantada 2 boş un çuvalından başka bir şey yoktu.
Bugün bize yiyecek bir şeyler getirmeye çalışırken annemi vurdular ve öldürdüler.”
ilk patlama anına dikkat edin; insan bedenleri göğe savruluyor. tarihin en vahşi, en barbar, en orantısız katliamlarından biri yaşanıyor ve tüm dünya sinema seyreder gibi seyrediyor bu katliamı. gazze, kelimelerin tükendiği, insanın ve insanlığın kaybettiği yerdir uzun zamandır.
Görünen o ki, insanlık tarihine bıraktığımız miras ancak büyük bir utanç ve hüzün; İslâm tarihine bıraktığımız miras ise ancak büyük bir mahcubiyet ve utanç olacak…
#NoFlourinGaza
Güncel boykot çağrılarınıza uymayacağımı söylemiştim daha önceden zaten ama neden uymayacağımı ve hatta bu yaygarayı çıkaranlara neden saygı duymadığımı da açıklamak istiyorum.
Tüm dünyanın gözlerinin önünde soykırım uygulayan ve 20 bin çocuğu katleden bir ruh hastası kitleyi açıktan finanse eden küresel firmaları boykot etmeyi konuşurken "Boykot bir işe yaramaz ya, boykot edersek sadece burada ondan ekmek yiyenler kaybeder. Bir mal ülkeye girdikten sonra satılması satılmamasının önemi yok. Boykot olacaksa onu hükümet düzenleyecek" gibi bahaneler üreten, saçma sapan laflarla boykota burun kıvıran, sanki esnafı çok umursarmış ve şu anda yaşananlarda esnaf zarar görmüyormuş gibi utanmadan esnaf edebiyatı yapan, konuyu tamamen politik bir hale getirip insanlar sanki iktidar için boykot yapıyormuş gibi lanse edip tutum alan, iktidarın boykotla ilişkili yanlışlarını bile boykot yapanlara mal eden, hatta boykot yapanları iktidarla ilişkilendirerek (hep olduğu gibi) aklınca aşağılayan, bu kadar önemli bir konuda boykotu önemsiz bir şeymiş gibi lanse eden ve üzerine de utanmadan inatla gidip bu firmadan alışveriş yapıp göze sokan insanların; tüm bunları yapanlar hiç onlar değilmiş gibi sonra tutup da böyle sikindirik olayların neticesinde kendi ürettiği zahiri ahlakla arkasında bile duramayacağı bir çağrıyı yaygaralarla gündeme getirmesini, baya baya yerli firmaları "yandaş" diye kodlayarak ve sadece "siyasi olarak bizimle aynı düşünmüyor" fikri üzerinden boykot etmesini, boykotun mutlak bir çözüm olduğunu haykırmasını, boykota uymayanları da (yine hep olduğu gibi) aşağılamasını ve bir papağan gibi onlar hakkında cehalet/fakirlik ithamlarıyla laf atmasını izleyip de bu insanlarla bir boykota falan girmem ben. Onlarla birlikte böylesi bir boykota girmek şöyle dursun, yapacakları boykota da onlara da kafam girsin derim.
Yani konu hangi siyasi çekişme veya gerilim olursa olsun küresel firmaların böylesine köpeği olmuşken yerli sermayesine böylesi diş bileyen insanların bırak yoldaşım olmasını, vatandaşım bile görmem zor benim. Düşman yapmaz çünkü şu kadarını gerçekten. Kurtuluş vadediyorum yalan inancıyla her şeye zarar vermekten başka ülküsü olmayan insanlara da oturup ahlak öğretmeye çalışacak değilim.
"Ya bizim dediğimiz olur, ya memleket ateş yeri olur" diyorsanız da buyurun yakın ortalığı. Ne olacaksa olsun, gösterin meramınızı da herkes safını bulsun. Bu halinizle günbegün daha fazla mide bulandırıyorsunuz çünkü artık.
İmdat, ümitvâr mağdurun nidâsıdır. Ümidi olduğu müddetçe imdat eyler insan. Kimseden ümidi kalmayanlarsa artık medet ummaz olurlar…
Öyle sanıyorum ki en büyük kabahatimiz, mazlumları -insanlardan yana- ümitsiz ve medetsiz bırakmış olmaktır.
Vakfımızın girişimleriyle Tayland’daki geri gönderme merkezinde tutulan 48 Uygur Türkü'nün Çin’e iadesinin durdurulduğu yönünde güvence alınmıştır.
Tayland’daki ilgili bakanlıklarla yürüttüğümüz temasları ve verilen taahhütlerin takibini kararlılıkla sürdüreceğiz.
İnsan belli köşe başlarında radikalleşmeyi bilmeli. Bazı şeylere şahit olduktan sonra, sonsuza kadar değişen yerleri olmalı insanın. 470 gün çocuk ceset parçalarını gördükten sonra hayata aynen devam edememeli mesela. Her şeye rağmen ılımlı kalabilen insan ya köledir, ya ölüdür…
İnsanın en aşağılığına ne denir?
Esfel de sâfil de aşağı demek
İkisi birlikte "esfel-i sâfilin" şeklinde kullanılır ve bu aşağının aşağısı, en aşağılık demek. Cehennemin dibi için de kullanılır.
Çok kimseye söylenmiştir ama esfel-i sâfilini bunlardan daha fazla hak eden yok.
Evden işe bisikletle gidiyor ama tekerlek izleri kanlı.
Geçmişle yüzleşme bu değil, geçmişi yeniden üretmek, yeni mağdurlar bulup soykırımı yeniden üretmek, geçmişin kölesi olmak bu. Utanç abideleri.
Alman Yeşilleri değil Alman Kızılları. Ellerinde Gazze’nin kanı var
Yanarak ölenlerin kurtulmuş sayıldığı bir vaziyet var bugün Gazze’de. Dünkü saldırıdan yaralı kurtulan çocukların hastane koridorlarında inim inim inlediğine dair haberler geliyor. Çünkü İsrail ağrı kesici, anestezi ve yara/yanık kremlerinin Gazze’ye girişine de izin vermiyor.
Filistin'de yaşananları küçümseyenleri, "hep bunu mu konuşacağız" diyerek burun kıvıranları anlamak mümkün değil.
Her devrin, her neslin bir sınavı var. Bizim de sınavımız Gazze soykırımı. Bu soykırımı durdurmak için ne yapıp ne yapamadığımız, hangi tarafta durduğumuz "bize dair bir şey de söyleyecek". Büyük ihtimalle bu sınavı geçemeyeceğiz. Ama ileride birileri bizim yapamadıklarımıza bakıp bizi kınayıp insanlığa dair bizden daha iyi bir reçete çıkaracaklar.
Özellikle liberallerin, Batı eksenli düşünenlerin, sosyal demokratların bu meseleye burun kıvırmaları acayip. Bilmiyorum farkında mısınız ama bugüne kadar dayanılan bütün kaynaklar, bütün değerler anlam yitiriyor. Batı'yla ilişkili bir fikri anlatmak her zamankinden daha zor. Batı, İsrail uğruna tekelinde gördüğü değerleri de paramparça etti. Bu konuya yeterince önem vermeyerek ne kadar itibarı yerle bir ettiğinizin farkında değilsiniz. Savunulan değerleri yerelleştirmenin tam zamanı halbuki.
Her şeyin ötesinde, hadi bu uzun vadeli düşünme yeteneğiniz veya vicdanınız yok diyelim- İsrail savaşı içine ABD'nin de sürükleneceği bölgesel bir kaosa çevirdi bile. Şimdi ya da yarın Lübnan'a karadan girecekler. Burada durmayacaklar. Durarsa kaybedecekler çünkü. Kimse güvende değil!
Bunu da geçtim. İsrail şu anda Pandora'nın kutusunu öyle bir açtı ki- bu savaş dursa da artık herkes uluslararası hukuku, savaş onurunu askıya alma cesaretini gösterebilir. İsrail'in barbar yöntemleri yarın hiç tahmin etmediğimiz insanlara, güçlere, örgütlere ilham olabilir.
Bildiğimiz dünya başımıza yıkılıyor. Gazze'de katledilenler umurunuzda olmayabilir, ama bu mesele hakkında düşünmediğiniz, söz söylemediğiniz her an için pişman olacaksınız.
Yalova’nın yarısından daha küçük bir şehre 80.000 ton bomba attılar.
Ayakta bina kalmayınca çadırları bombalamaya başladılar.
Çadırlardaki çocuklu aileleri paramparça edip adeta yerin dibine gömüyorlar.
Anlatsalar belki inanmazdık ama 1 senedir sabah akşam bizzat izliyoruz.
Ramallah’ta 10 yaşındaki Filistinli çocuk savaş psikolojisine dayanamayıp inti-har etti.
Bu çocuklarının hayatını ve psikolojisini mahvedenlerin ve buna göz yumanların Allah be-lasını versin!