Deniz Göktaş’ın savunmasını herkesin okumasını istiyorum.
Özellikle umutsuzluğa düşenlere sesleniyorum: böyle cesur ve zeki gençlerimiz varken bu ülkenin teslim alınması mümkün değil.
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
Bunlar bizim üniversitedeydi tek icraatleri kampüs bahçesinde çay içip Ali kinik dinlemek ve fakülteler arasında soytari gibi sallana sallana yürümek. Piramidin en alt seviyesi
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Bakın bu Eren, EREN ÖĞRETMEN!
Sözde Eğitim Bakanının mülakat müsameresiyle gasp ettiği kadroları için,
özel okul patronları daha çok kar etsin diye gasp edilen taban ücret hakları için Ankara’da 7 gündür açlık grevinde olan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının başkanı!
Valiliğinden polisine bakanından sarayına var gücüyle patronlara çalışan bir devlette hakkını arayan bir öğretmen!
@eren_edebali
#ÖğretmenlerGözaltında
#ÖğretmenlerHakkınıAlacak
#ÖğretmenlerAçlıkGrevinde
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Şu görüntülerdeki öğretmenlerin hepsi; köylü, işçi, esnaf, memur çocuğu.
2014’te Ak Parti’inin kaldırdığı özel okullarda taban aylığı geri istiyorlar.
2023 seçimlerinde cumhurbaşkanının söz verip kaldırmadığı mülakatta yenilen haklarını istiyorlar.
Bu görüntülere bakıp polis niye bu zulmü yapıyor diye sormayan varsa aynanın karşısına geçip ben insan mıyım diye sorsun.
Yazık oluyor güzelim insanlara..
Şu seçim sonrasında AKP'nin iktidardan gönderilememesinin ana sebebi Bahçeli'dir. Allah var, bugün ihanet içindeki KK o dönemde Bahçeli'ye "gel hükümet kuralım, küçük parti olmana rağmen başbakan sen ol, HDP de hükümeti dışarıdan desteklesin" dedi ama Bahçeli "ben HDP'nin desteğine ihtiyaç duyan hükümette olmam" diye yanıt verdi. Aynı Bahçeli bugün Öcalan'a "kurucu önder" diyor.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Timur Soykan: Bizim Milli Eğitim Bakanımız ne yapıyor biliyor musunuz? Bir okula güvenlik temin etmek, bir öğün yemek vermek... Bunlar onun gündemi değil. Onun gündemi tarikatları okullara doldurmak...
Okullara güvenlik bulamıyorlar ama imam buluyorlar...