Güle güle büyük usta, güle güle Alpay...
Türk pop müziğinin zamansız sesi, şarkılarıyla kuşakların kalbine dokunan dev çınarı Alpay vefat etti..
O, "Eylül'de gel" demişti ama bir Ekim günü bizlere veda etti...
Onun o kadife ve derin sesiyle hayat bulan, Türk müzik tarihinin ilk işçi/emek temalı popüler eseri "Fabrika Kızı" artık öksüz kaldı.
1970 yılında plağından yükselen o ilk notalardan beri sabahın seherinde yollara düşenlerin, emeğin ve alın terinin en naif sesi olmuştu bu şarkı.
Bugün Alpay’ın aziz hatırasını saygıyla anarken, 1969 yılında bir tütün fabrikası fotoğrafından etkilenerek bu ölümsüz eseri ilmek ilmek dokuyan ve Alpay’ın eşsiz yorumuna emanet eden büyük usta Bora Ayanoğlu’na da teşekkür dolu bir selam gönderiyoruz.
Bize bıraktığın o şahane mirasa, o asil duruşa ve kulaklarımızdan hiç silinmeyecek sesine minnettarız. Mekanın cennet olsun... 🕊️📻✨
#Alpay #AlpayNazikioğlu #BoraAyanoğlu #FabrikaKızı #EylüldeGel #Nostalji #TürkMüziği #BaşımızSağolsun
Alpay’ı da sonsuzluğa uğurladık…
Karışık kaset mutluluğuna erdiğim gepegenç yıllarımda şarkılarıyla şarkıcı olma hayallerime yön veren değerlerdendi.
Yıllar sonra, rüştümü ispat edebildiğim bir zamanda Trt’den eski ama eskimeyen müzisyenlerin o yıllarda ne yaptığına ilişkin röportajlar yapmamı içeren bir program teklifi almış ve kabul etmiştim.
İlk sahne deneyimimi yaşadığım Ankara’da Alpay’ın işlettiği, o yılların en popüler mekânı Karpiç’te buluştuk ve çekimi orada gerçekleştirdik.
⚫️⚫️⚫️
Vakur bir havası vardı.
Kendi değerini bilen ve karşısındakine hissettiren bir edayla anlattı sanat yolculuğunu.
El altında olmadığından o kaydı pratikte bulabilmem mümkün görünmüyor maalesef.
Sonbaharı onun şarkılarıyla karşılarken onu uğurlamak hazanın hüznüne eş oldu.
Bize armağan ettiği unutulmaz şarkılarla, o en dinamik ve güvenli haliyle hafızalarımızda kalacak.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun.
Ailesi, yakınları ve sevenlerinin başı sağolsun.🙏🏼🥀
#alpay
#alpaynazikioğlu
📌İş ve cemiyet hayatının tanınmış isimlerinden, bünyesinde çok sayıda şirket bulunan bir holdingin yönetim kurulu üyesi Ali İhsan Kaya, aracında silahla vurulmuş halde ölü bulundu.
Sabah erken saatlerde Acarkent'teki villasından spor yapmak için ayrılan Kaya'nın bir süre sonra aracında cansız bedenine ulaşıldı. Yapılan ilk incelemelerde iş insanının intihar etmiş olabileceği üzerinde durulurken, ölümüne ilişkin araştırmanın sürdüğü öğrenildi. Kaya, düzenlenen cenaze töreninin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi
Habertürk'ten Mustafa Şekeroğlu'nun (@msekeroglu3) haberi https://t.co/CI6JtsYoAP
Teknoloji Çılgın bir seviyede ilerliyor:
1) Yapay Zeka AGI seviyesinden Super Zeka'ya geçmek üzere.
2) İnsansı Robotlar bir insanın yapabildiği her şeyi yapacak.
3) Hücre seviyesinde tedaviler çıkmaya başladı. Yapay Zeka bir çok kanserin tedavisini bize sunmak üzere.
4) En üst Düzey Matematik problemleri birer birer çözülmeye başlandı.
5) Biliminsanları ilk defa CANSIZ maddeleri kullanarak CANLI bir hücre elde etme arifesinde.
6) İnsan Ömrü daha önce hayal edemediğiniz şekilde uzayacak.
7) Tek bir Amerikan şirketi aklınıza gelebilecek HER TÜRLÜ gelişmekte olan ülkeden daha BÜYÜK seviyeye geldi.
O sırada Dünyanın bazı yerlerinde çocuklar okula hangi kıyafetle gitsin tartışması yapılıyor.
Türkiye'de bu tartışmaları yaşadı ve yıllar kaybetti.
Bu konuda ÖZGÜRLÜKÇÜLERİN duruşu çok net.
İsteyen istediğini giysin,
İsteyen giymesin,
İsteyen istediğine inansın,
İsteyen inanmasın,
İsteyen istediği mezhepte olsun,
İstemeyen olmasın...
Bu konular 1000 YIL önce halledilmesi gereken konulardı.
Dünyada geride kalmış olan ülkelerin asıl enerjisini yukarıda madde madde sıraladığım konulara ayırması gerekiyor.
Bırakın kim nasıl giyinirse giyinsin.
Önemli olan okulda ne giydikleri değil, ne öğrendikleri ve ne ürettikleri.
https://t.co/gXaIsQsL8b
İstanbul niçin 7tepe?
Türkiye niye 7 bölge?
Dünya niçin 7 kıta?
Zindan niçin 7kule?
Soyumuz niye 7 göbek?
Gül neden 7 veren?
Ejderha neden 7 başlı?
Gökyüzü neden 7 kat?
Gökkuşağı neden 7 renk?
Cehennem neden 7 kapı?
Hafta niçin 7 gün?
Pazar, pazar kafama takıldı da. Sizde ekleyin
Baştan özür dilerim!!!
“Boktan bir dönem!”
Kim devlet, kim millet, kim siyaset, kim çete, kim alçak, kim hain, kim ne, kim neci?!
Kafanızı yormayın, zaten yormayacaksınız!! Yorsanız bu sorular olmazdı!!!
Debelenip duruyoruz!!!
Ne yazsak ne söylesek inandırıcı değil!!
ZİRA MANKURTLUK ZİRVEDE….
@samiltayyar27 Sayın Tayyar bu sese biz niye kulak veriyoruz adamcağız 100 kere sesi titreyerek sayın bakanım diyor.çıkartabileceği bütün sesleri fazlasıyla çıkarmış.
İÇSELLEŞTİRİLMİŞ İKTİDAR
Bir iktidar ne zaman gerçekten güçlüdür?
Her yerde polis olduğunda mı?
Cezaevleri dolduğunda mı?
Gazeteler kapatıldığında mı?
Muhalifler susturulduğunda mı?
Belki bunların hiçbiri iktidarın en yoğun aşaması değildir. Çünkü bütün bunlar sürekli güç kullanmayı gerektirir.
Güç kullanmak ise pahalıdır.
Polis gerekir.
Mahkeme gerekir.
Cezaevi gerekir.
Sansür gerekir.
Gözetim gerekir.
Emir gerekir.
Ceza gerekir.
Bunların her biri devletin yeniden ve yeniden müdahalesini gerektirir.
Oysa daha gelişmiş bir iktidar biçimi vardır:
İnsanların iktidarın beklentilerini kendi davranışlarının parçası haline getirmesi.
Gazeteci hangi haberi yazmayacağını biliyorsa, sansürcüye daha az ihtiyaç vardır.
Bürokrat, hangi kararı vermemesi gerektiğini biliyorsa talimata daha az ihtiyaç vardır. Akademisyen, hangi konudan uzak duracağını biliyorsa yasağa daha az ihtiyaç vardır. İş-insanı hangi ilişkiyi kurmanın tehlikeli olduğunu biliyorsa tehdide daha az ihtiyaç vardır. Yurttaş hangi cümlenin başına iş açacağını biliyorsa polise daha az ihtiyaç vardır.
İşte burada iktidarın niteliği değişir.
İktidar artık yalnız devletin elinde bulunan bir güç değildir. Devlete egemen yarı-bağımsız bir güçtür. Toplumun davranış kodlarını dönüştürebilir Buna içselleştirilmiş iktidar diyebiliriz.
BALIK🐠🐋🐟 BALIK HAFIZALILARA...
Faruk Nâfiz Çamlıbel’in ünlü “Han Duvarları” şiirini bilirsiniz,
duymuşsunuz veya bilmiyorsunuzdur..
Şiirde ismi geçen *Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış kimdir diye hiç aklınıza geldi mi?
Yemen cephesinden Sarıkamış cephesine sevk edilen, Maraşlı askerlerden biridir.
Memleketinden, sevdiğinden ayrılalı 10 yıl olmuştur ve ailesi muhtemelen öldüğünü düşünüyordur.
Yemen'den döndüğü için üzerinde kışlık elbisesi bile yoktur.
Va Sarıkamış'ın o soğuğunda hastalanır.
Savaş bittikten sonra köyüne, anne ve babasına dönmek için yola çıkar, ancak vereme yakalanmıştır.
Ulukışla taraflarında kaldığı bir handa, köyüne ulaşamadan ölür.
Ölmeden önce de hanın duvarlarına aşağıdaki dörtlükleri yazar.
**
Garibim namıma Kerem diyorlar.
Aslımı el almış harem diyorlar.
Hastayım derdime verem diyorlar.
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben…
On yıl var ayrıyım kına dağından,
Baba ocağından yar kucağından,
Bir çiçek dermeden sevgi bağından,
Huduttan hududa atılmışım ben...
Gönlümü çekse de yârin hayâli,
Aşmaya kudretim yetmez cibâli,
Yolcuyum bir kuru yaprak misâli,
Rüzgârın önüne katılmışım ben...
**
1922 yılının soğuk bir Mart ayında Kayseri Lisesi'ne atanan genç edebiyat öğretmeni **Faruk Nafiz Çamlıbel ise Kayseri'ye giderken aynı handa misafir kalır.
Şeyhoğlu Satılmış'ın ölmeden önce duvara yazdığı o meşhur dörtlükleri görür...
Ve o dizeler Faruk Nafiz Çamlıbel'in ünlü HAN DUVARLARI şiirine dönüşür.
Demem o ki, bu ülkenin her bir köşesinde şehit kanı vardır.
Kolay alınmadı bu ülke.
Onlarca yıl anasından, yarinden, çocuğundan ayrı,
cepheden cepheye koşan,
Yazlık kıyafetlerle eksi 20 derecede savaşan yiğitlerin sayesinde oturuyoruz bu topraklarda.
Bu toprakların bir metresini bile gözden çıkartanın gözü çıkar...
Dolar ile almadık ki biz bu ülkeyi dolar ile yıkılsın,
Petrol ile almadık ki, petrol artınca yıkılsın,
Sokak oyunlarıyla almadık ki, sokakta kaybedelim.
Kan ile aldık, KAN !!!
Ve ancak kan ile veririz.
Sahip çık VATANINA !!!🇹🇷
@sabriamcaparodi Çok açık ve net söylüyorum. Burada bütün amaç ceza yazmak. asla trafiği rahatlatmak falan değil. Sen devlet olarak, kaymak gibi yol yap.sonra beni 50 kilometre ile 70 kilometre ile sınırla. Üstelik bir anda 90'dan, 50'ye düşüyor.
Defalarca okudum halada okuyorum çok güzel..
#Fakir Baykurt daha küçücük bir çocukken, köy kahvesinden yayılan çay kokusu bir gün öylesine hoşuna gider ki annesinin eteğine yapışır:
“Çay isterim, ille de çay!”
Annesi Elif Hanım oğlunu kıramaz. Elinden tutup kahveye götürür ve kahveci Topal Hüseyin’e seslenir:
“Hüseyin, bir bardak çay getir benim oğlana.”
Çay gelir.
Ama küçük Fakir, sıcak çayın nasıl içileceğini henüz bilmemektedir. Bardağı heyecanla eline alıp büyükçe bir yudum çekince ağzı fena halde yanar. Can havliyle bardağı elinden fırlatır.
Bardak toprak zemine düşer, kırılmaz.
Fakir’in aklına ise başka bir korku düşer:
“Şimdi annem bana çok kızacak…”
Belki bir tokat yiyeceğini bile düşünür.
Ama annesi ne bağırır ne de elini kaldırır.
Sadece kahveciye dönüp sakince:
“Hüseyin, bir çay daha getir oğlana.”
der.
İkinci bardak geldiğinde küçük Fakir artık ne yapması gerektiğini öğrenmiştir. Bu kez çayı üfler, acele etmeden yudum yudum içer.
Yıllar geçer…
Fakir Baykurt büyür, öğretmen olur. Fakat çocukluğunda yaşadığı o küçücük olayı bir türlü unutamaz.
Annesine defalarca sorar:
“Anne, o gün bardağı yere attığımda neden bana kızmadın? Neden vurmadın?”
Elif Hanım ise yıllarca bu soruya cevap vermez.
Ta ki bir gün oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okuluna gidene kadar…
Ders sırasında sınıfın arkasında oturur ve oğlunu dikkatle izler.
Fakir Baykurt o günü anlatırken kendi ifadesiyle:
“Sınıfta estim, gürledim!”
der.
Ders bitince annesinin yanına gelir. Öğretmenliğinden memnun, biraz da gururludur.
“Anacığım, nasıl? Beğendin mi öğretmenliğimi?”
diye sorar.
Elif Hanım sakince cevap verir:
“Eh, işte… Fena değil.”
Fakir Baykurt şaşırır.
“Müfettişler geliyor, iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen ‘fena değil’ diyorsun. Nasıl olur?”
İşte annesi, yıllardır cevapsız bıraktığı o eski soruyu tam o anda cevaplar:
“Yıllarca sordun durdun. Şimdi aç kulağını da dinle.
Ben sana o gün çayı döktün diye kızsaydım, içindeki aslan küserdi.
Dövseydim, o aslan ölürdü.
Belki de böyle öğretmen olamazdın.
Şimdi sen de benim yaptığımı yap.
Sakin ol.
Bu çocukların içindeki aslanı sakın öldürme.”
Elif Hanım belki eğitim kitapları okumamıştı.
Çocuk psikolojisi üzerine eğitim de almamıştı.
Ama bir annenin sezgisiyle çok önemli bir şeyi biliyordu:
Bir çocuğun yanlışını düzeltebilirsiniz…
Ama bunu yaparken onun cesaretini, merakını ve kendine olan güvenini kırarsanız, verdiğiniz dersin bedeli çok ağır olabilir.
Fakir Baykurt öğretmendi.
Ama o gün sınıftaki en büyük dersi ona yine annesi vermişti. ❤️
#FakirBaykurt
Eski Ak Parti Milletvekili Muhammed Çetin:
"Gemi gemi giden altınlar, paralar, dolarlar var.."
"MEMLEKETİ UÇURUMA YUVARLIYORLAR"
#AdaletHerkeseANAPARA İzmir
#ÖncePBLKsonraAraÖdeme
Pakistan Yemene hava saldırı başlatırken, Husiler Riyad hava alanını vurdu. Trump, Yemene karşı yeni bir saldırı planını konuşuyor. Türkiye TBMM'ye tezkereye hazırlanıyor. Pakistanda ve Türkiye'de tedirginlik had safhada. Yemen düşerse, Kızıldeniz ABD ve İsrailin kontrolüne geçecek. Karar AK Parti tabanı açısından bir felaket anlamına geliyor. Bu durumda Ekonomik krizin üstüne bir de siyasi kriz eklenir. Mekke ittifakı, "Mekke" adının kullanıldığı bir "Amerikan-İsrail , Kushner-Dahlan senaryosu" olduğu şeklinde yaygın bir kanaat var.. Pakistanda halk sokakta. Türkiye' de ise endişeli bir bekleyiş sözkonusu.. Dindar çevrelerle öfke çok yüksek!
AK Parti içindeki AKP'liler dur-durak bilmiyor sanki!
Bari, 7 Ekim, Aksa Tufanı haftasında, Somalinin bölündüğü şu günlerde bu utancı yaşamamalıydık!
@ahmetsahmets Kim götürdüyse paraları, doğru T.C kiminse onu tutuklasınlar o zaman. Ortada yüklü bir vurgun var, işlem belli fail gizli. şeffaflık istiyor kamuoyu artık.
İdeolojilerin tutsaklığından kendimi kurtaralı çok oldu.
Cumhur İttifakı ile farklılaştığım en önemli konu Türkiye'nin "beka sorunu"na verdikleri cevaptır.
Bana göre Türkiye'nin en önemli "beka sorunu" 15 milyon gencin işsizliğidir, her beş aileden birine bulaşmış uyuşturucudur.
Şüphesiz terör Türkiye için bir beka sorunudur.
Şüphesiz emperyalist kuşatma Türkiye için bir beka sorunudur.
Ama Türkiye için en önemli beka sorunu evin içindeki huzursuzluktur.
Bu huzursuzluğun üstüne bir de katmerli bir ekonomik kriz ile karşı karşıya bırakılmıştır.
Bugün ortadaki tablo bu milletin hayrına bir tablo değildir.
Devlet dediğimiz, sığındığımız, sığınmak istediğimiz o şemsiye artık toplumun tamamını içine alan, kuşatan, koruyan bir şemsiye olma özelliğini kaybetti.
Bugün, iktidarın yanlışlarını büyüteçle aramaya gerek yok.
Herkes her şeyi görüyor!!!
Güven bu coğrafyadan gideli çok oldu.
İsraf, adaletsizlik hepimizin gözü önünde oluyor.
Hz.Ömer'in adaletinden bahsederken onun bir mumun bile hesabını verebildiğini unutmamak gerekiyor.
Bu sokağa s*çılmış it sürüleri aileleriyle beraber en ağır şekilde ceza almadığı sürece sokak itlerinin, serserilerin, çetelerin Sonu Gelmez!..
Bizim ve çocuklarımızın canı tehlikede!..
Devlet neredesin??