İŞTE VAHDETTİN'İN KAÇIŞININ BELGESİ
İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı İngiliz General Sir Charles Harington, Vahdettin’in kaçışını şöyle anlatıyor:
“15 Kasım Çarşamba günü yemekte iken sultanın yaveri geldi. Sultanın, cuma selamlığına çıktığında öldürüleceğini düşündüğünden hayatını kurtarmam için bana haber yolladığını bildirdi. Ben, sultanı kaçırmakla suçlanmamak için bu talebin yazılı olarak yapılmasını istedim.”
Bunun üzerine Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı Harington ’a şöyle bir kişisel mektupla başvurdu:
“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına. İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim. 16 Teşrin-i sani 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin.” (Sir Charles Harington, Tim Harington Looks Back, John Murray, London, 1940, s. 125; Oral, s.474)
Harington, daha sonra yazdığı kitapta, Vahdettin'in bu sığınma belgesinin orjinalini çerçeveletip bir hatıra olarak evinin duvarına astığını da yazacaktı.
Vahdettin, 17 Kasım 1922’de oğlu Ertuğrul ve yanındakilerle birlikte İngiliz HMS Malaya zırhlısı ile Malta adasına kaçtı.
Vahdettin, 20 Kasım 1922’de İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington’a, 25 Kasım 1922’de de Büyük Britanya Kralı ve Hindistan İmparatoru V. George’a, kendisine yardım etmelerinden dolayı bir teşekkür telgrafı gönderdi. Vahdettin, Britanya Karlı’na gönderdiği telgrafı şöyle bitiriyordu:
“Majestelerinize en derin minnetlerimi sunarım. Majestelerinizin ailesinin tüm mensuplarının sağlık ve refahı için Allah’a dua ederim.” (Oral, s. 474; Sonyel, s. 200)
Dikkat edilirse, Vahdettin, iltica mektubunu “Müslümanların Halifesi” sıfatıyla imzalamıştı. Çünkü İngilizler, Vahdettin’in halifelik sıfatı sayesinde sömürgelerindeki Müslümanları kontrol etmeyi planlıyordu. Ancak bu İngiliz oyununu da Mustafa Kemal (Atatürk) bozdu. TBMM, 18 Eylül 1922’de Vahdettin’in halifelik yetkilerini elinden aldı, Abdülmecit Efendi’yi “halife” seçti.
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/uELkSWIPWl
Ne buldum ...
Sene 1922. İngiliz The Illustrated London News gazetesi, Vahdettin'in kaçışını manşete taşımış
"Sultan İngiliz himayesinde"
"İngiliz Malaya savaş gemisiyle İstanbul'dan kaçışı sonrası..."
Arap’dan çok daha fazla Arapçı Osmanlı Şeyhülislam’ı Ebussuud’un Türk düşmanlığı; Yunus Emre kâfirdir, Alevi Türkmenler dinsizdir, Türk’ün katli vaciptir…
Murat Bardakçı :
"Ebussuud Türkler için akıl almaz ifadeler kullanmıştır, Türk kanı dökülmesine sebep olmuştur.”
Yunus Emre’nin ölümünden 250 yıl sonra Ebussuud ,Yunus Emre’nin zındık olduğuna hükmetmiştir. Bugünkü tarikatların gittiği yol Yunus’un değil Ebussuud'un yoludur...
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk:
“Arabizme mi tapıyorsunuz, Allah’a mı?”
Dört mezhebe göre ana dilde ibadet geçerlidir. Arabizme tapanlar bunu milletten gizliyor. Arap ırkı ve Arapça kutsal değildir!
Harf Devrimi’yle Arap harfli eğitim-öğretim yasaklanınca, Arabizme tapanlar utanmadan “Din yasaklandı” diye Cumhuriyet’e ve Atatürk’e saldırdılar.
Yalan!
Din yasaklanmadı…
Arapça eğitim, din sömürüsü ve zübüklük yasaklandı!
Saye, Farsçada “gölge” demektir. Sayende ise “senin gölgende” anlamına gelir.
Sayende özgürüz,
sayende karanlıkta kalmıyoruz.
Sayende okuyoruz,
sayende söz hakkımız var.
Her şey senin sayende🇹🇷
Skandal patlak verdi! Lise diploması yok ama Tıp okuyorlar
Gaziantep Üniversitesi’nde akademi dünyasını sarsan "kayıt borsası" skandalının tüm ayrıntıları ortaya çıktı!
2021-2024 yılları arasında Tıp ve Diş Hekimliği fakültelerine yabancı öğrenci yerleştirmek için aracı firmalarla 20 bin dolarlık kirli bir tezgah kurulduğu belirlendi.
Dosyadaki çarpıcı detaylar:
▪️ Lise diploması olmayan adaylar para karşılığı bölümlere yerleştirildi.
▪️ Matematik dahi bilmeyen öğrenciler Tıp fakültelerine kaydedildi.
▪️ 3 kişilik kontenjanlar usulsüzce 80 kişiye çıkarıldı.
▪️ Yolsuzluğa itiraz eden akademisyenlere mobbing uygulanıp soruşturma açıldı.
Yasin Kol’un ardından AVAR’a da geçen hafta futbol tarihimize ‘ COĞRAFİ Ofsayt!’ nitelemesini kazandıran Abdullah Buğra Taşkınsoy’u atamak!
Hem de daha üstünden 1 hafta geçmeden!
‘Dediğim dedik, çaldığım düdük’ zihniyeti ile yönetilen bir TFF…
Adalet mekanizmasını, dengeleri, tarafsızlığını yitirmiş bir atama daha!!
Galatasaray bugün kazanıp şampiyonluğunu ilan ederse Türk futbol tarihinin, en önemli, en değerli şampiyonlukları arasında yer alacak!!!
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?