Neredeyse son 20 yıldır öğretmenlerin elinden "Öğrenciyi Eğitme" hakkı alındı. Sadece öğretme vazifeleri var. Öğrencinin ise öğrenme mecburiyeti kaldırıldı. Her hal ve şartta sınıf geçebiliyorlar. Velilere ise öğretmeni eğitme ve öğretmenlere, öğretmenliği öğretme hakkı verildi. Milli Eğitim sisteminin kabaca özeti budur. Sonuçları da ortada.
@seyfikarsli Öğretmenin sınıf WhatsApp gurubu olamamalı zaten. Varsa öğrenciniz sorumluluk almaz. Verdiğiniz ödevi, bir görevi nasılsa grubupta paylaşacaklar diye bırakın not almayı dinlemez bile. "O işi anam takip ediyo" Çok zararlı
İç İşleri Bakan Yardımcısı Sayın Bülent Turan'a hiç kızmıyorum. Neden mi?
Sendikal faaliyet, eylem ve etkinlikler demokratik bir haktır. Bu konuda siyasi kurumlarla uzlaşı arayanlar ancak sarı sendika olarak anılır.
Bu hakkı kullananlar, siyaset kurumunun onayını filan beklemez. Onların takdir edip etmemesini de hiç umursamaz. Çünkü Anayasal bir hakkı kullanırlar. İcazet de gerekmez elbette.
Siverek'te, Kahramanmaraş'ta bu menfur olaylar olurken, öğretmenlerin sessiz sedasız beklemesini, sendikaların sus pus oturmasını ve ortalık süt liman gibi bir tavır takınmasını beklemek, elbette kabul edilemezdi.
Kaldı ki, kullanılan úslup, yol ve yöntemleri eleştirilse de, İktidar yanlısı sendikalar dahi ses yükseltmek, tepki koymak zorunda kaldılar.
Dolayısıyla, Sayın @turanbulent ile sendikaların, sendikal eylemlerin gerekli, gereksiz veya zamansız olduğuna dair bir fikir birliği içinde olması beklenemez. Tavsiyesinin de, sendikal var oluş açısından hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Herkes işini yapsın.
Sonuç olarak, sendikaların ortaya koyduğu haklı refleks ve tepkinin gerek öğrencilerimiz gerekse öğretmenlerimizin can güvenliği bakımından hayırlı sonuçlar doğuracağına inanıyorum.
Şu iyi bilinmelidir ki, sendikaların demokratik haklarını kullanmaları siyaseti uyarıcı ve kendisine getirici olarak görülmelidir. Varlık sebebi de budur, zaten!
"Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet..."
Boğazlıyan Kaymakamı, Millî Şehit Kemal Bey.
Saygıyla ve minnetle anıyoruz.
Ermeni tehciri gerekçesiyle, işgal kuvvetlerinin baskısıyla kurulan mahkemelerde yargılanarak 10 Nisan 1919’da idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Türk Milletinin vicdanında her zaman Şehit olarak yer almıştır. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi de kendisini “Milli Şehit” ilan etmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise Şehit Mehmet Kemal Bey’in hatırasına ve "Asil Türk milletine çocuklarımı emanet ediyorum." vasiyetine sahip çıkarak aileye şeref aylığı bağlatmıştır.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Aziz hatırası milletimizin hafızasında daima yaşayacaktır.
"Ancak istilâ ve işgal altındaki bir millet milliyetçilik yaptığı için suçlanabilir."
"Ülkücü olup da Atatürk’ü sevmeyen kişiler, ülkücülüğün temel anlam ve prensiplerini kavrayamamış, kendisini ülkücü sanan kanı bozuk insanlardır.”
#AlparslanTürkeş
İyi ki bugünleri görmedin...
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın “Yiğit düştüğü yerden kalkar” diyerek “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” sözlerine neden şaşırdınız?
Çünkü bu bakış açısı yeni değil. Tokat’ta 2017 yılında bir imam hatip lisesine Mustafa Sabri Efendi adının verilmesi kararı kamuoyunda büyük tepki çektiğinde, geri adım atılmıştı. O günlerde Ali Yalçın’ın yaptığı paylaşım ise çok netti: “Mustafa Sabri Efendi bu milletin ve ümmetin değeridir. Ondan rahatsız olanlar zihinlerini sorgulasınlar. Tabela iner ama saygınlığı inmez.”
Bugün kullanılan dil de aynı çizgide.
Ama asıl şaşırılması gereken bu değil.
Bu dili kullanan bir anlayışın temsilcisi olduğu sendikalara hâlâ yüz binlerce kamu çalışanının üye olmasıdır.
Asıl sorgulanması gereken de tam olarak budur.