İstanbul'daki büyük deprem, zor zamanında kim milletinin emrinde, bir kez daha gösterdi.
Cumhurbaşkanı İstanbul'da AFAD merkezine gelerek toplantı yaptı.
Bütün bakanlar İstanbul'da toplandı.
Çevre Bakanlığının Sazlıdere'de inşa ettiği güvenli konutların önemi,
Buna bile muhalefet edip iktidara karşı nefret körüklemeye çalışan ana muhalefetin ise vizyonsuzluğu ortaya çıktı.
Vatandaşların evlerine girmeye korktukları günde kent lokantaları kapılarını kilitlerken
CHP boykotlusu Espressolab kapısına gelen tüm vatandaşlara çay kahve ikram etti.
İstanbulluların kendilerini emanet ettiği CHP belediyeleri, yasa dışı yürüyüş yapmak dışında bir konu olduğu için ilgilenmediler, anlayamadılar, sessiz kaldılar.
Kazanımların üstüne çökmeye alışmış ana muhalefet, depremi gündemine almaya gerek görmedi, deprem açısından güvenli Ankara'ya geçerek orada kaos yaratmayı tercih etti, günlük yasa dışı yürüyüşünü yaptı.
Hiç bir kazanım kolay elde edilmiyor,
lafla peynir gemisi yürümüyor.
Bugün Marmara Denizi’nde meydana gelen ve İstanbul ile birlikte çevre illerimizde de hissedilen 6,2 büyüklüğündeki depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Depremden hemen sonra başlayan mesaimiz kapsamında biraz evvel AFAD İstanbul İl Afet Müdürlüğümüzde kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdik.
Toplantımızda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum, Gençlik ve Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak, İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya, Sağlık Bakanımız Kemal Memişoğlu, İstanbul Valimiz Davut Gül ve ilgili bürokratlarımız hazır bulundular.
Koordinasyon toplantısında en güncel bilgileri aldık, depremin etkilerini asgariye indirmek için atılan ve atılacak adımları değerlendirdik. Önümüzdeki süreç için gerekli talimatları verdik.
Öğle saatlerinden bu yana yaptığımız arama tarama faaliyetlerimiz neticesinde depremin hissedildiği şehirlerimizde elhamdülillah sıkıntılı bir durum gözükmemektedir. Deprem sebebiyle çok şükür herhangi bir can kaybımız da yoktur.
Vatandaşlarımız müsterih olsun. Devlet olarak tüm birimlerimizle 7/24 teyakkuz halinde kalmaya, milletimiz için çalışmaya devam edeceğiz.
Tekrar tüm kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum.
Rabb’im ülkemizi ve milletimizi her türlü musibetten, afetten, kazadan, beladan muhafaza eylesin.
SON DAKİKA — ABD BAŞKANI TRUMP
•Benim büyük bir dostum var, adı Erdoğan.
Ben onu severim, o da beni sever.
•Hiçbir zaman aramızda bir sorun olmadı. Birçok şey yaşadık birlikte.
•Bibi, eğer Türkiye’yle bir sorunun varsa, bunu çözebileceğime inanıyorum. Umarım sorun olmaz.
•Erdoğan’a dedim ki: Tebrikler. 2000 yıldır kimsenin başaramadığı şeyi başardın. Suriye’yi aldın dedim. O da yok yok dedi.
Erdoğan sert biridir, zeki biridir.
•(Netanyahu) Türkiye’yle ilgili herhangi bir sorunun olursa, bunu çözebilirim. Ama makul olmalısın.
Buradan aziz milletime soruyorum…
Böyle bir siyasetçi, ülkesinin çıkarlarını emperyalistlere karşı savunabilir mi?
Ekranlarda yardım dilenen biri, emperyalistler karşısında dik durabilir mi?
Elbette duramaz, savunamaz, milletin menfaatlerini koruyamaz.
Siyonist destekçisi şirketler için “boykot” kelimesini aylarca telaffuz dahi etmediler.
Şimdi çıkmışlar, ülkenin yerli-millî markalarını boykottan bahsediyorlar.
Allah aşkına, “Türk ekonomisine zarar vereceğim” diyen bir ana muhalefet partisi lideri olur mu?
Sayın Özel, hırsları ve korkuları aklını esir almış bir siyasi müflis gibi davranmaktadır.
Sayın Özel’in ne tuttuğu yol yoldur ne de ağzından çıkan sözü kulağı duymaktadır.
Çıksın, cesareti varsa şu akıl ve vicdan tutulmasını millete izah etsin:
Türkiye’yi uluslararası basına şikâyet etmek bir CHP geleneği midir?
Ülkenizi yabancılara kötülemekten hiç mi utanmıyorsunuz?
Böyle bir siyasetçiden bıraktım ülkesini, milletini; kendi partisine hayır gelir mi?
Böyle şuursuz cümleler kurabilen birinin akılla, mantıkla hareket ettiğine kim inanır?
Şu gerçeği herkesin bilmesini, anlamasını istiyorum:
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına esas olan bilgi ve belgeleri getirenler CHP’lilerin bizzat kendileridir.
Karşımızdaki tablo tam olarak şudur:
Yolsuzluğu yapan, rüşveti alan, paraşütle diploma sahibi olup yüz binlerce gencin hakkını yiyenler CHP’li…
Bu paraların bir kısmını siyasi ajandaları için kullanan, bir kısmını da kurdukları suç örgütü üzerinden şirketlerine aktaranlar CHP’li…
Soruşturma başlayınca hem emniyette hem savcılıkta itirafçılık sırasına girenler CHP’li…
Soruşturma derinleştikçe savcılığa yeni belge ve bilgi yağdıranlar CHP’li…
Suç örgütünün medyada ve sosyal medyada kullandığı tetikçilerden, trol ordularından yılan, yorulan, bıkanlar CHP’li…
Kurultayda “şaibe var” diyerek mahkemeye şikâyette bulunanlar CHP’li…
Dönen dolapları, alınan rüşvetleri, yapılan hırsızlıkları ekran ekran dolaşıp anlatanlar CHP’li…
Ama suçlu AK Parti…
Ya Allah aşkına, biz böyle bir iç hesaplaşmanın neresinde olabiliriz?
Sizin paylaşım kavganız sebebiyle başlayan yargı sürecini niye bize mal ediyorsunuz?
Partiniz içindeki ihbarcılık yarışına niçin bizi karıştırıyorsunuz?
Bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum…
Sokaklara çıkarak, yanına sol örgütleri, marjinalleri, Vandalları alarak millî iradeye parmak sallama dönemi geride kalmıştır.
Sokak terörüyle siyasete, adalete istikamet çizilen günler eski Türkiye’yle birlikte mazide kalmıştır.
Türkiye demokratik bir ülkedir, bir hukuk devletidir; üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bağımsız bir ülkedir.
Cesaretiniz varsa bırakın demokrasi işlesin, bırakın hukuk işlesin.
Yüreğiniz yetiyorsa bırakın mahkemeler hiçbir baskı altında kalmadan Türk milleti adına kararını versin.
Bırakın akla kara, masumla mücrim hukuk tarafından ortaya çıkarılsın.
Siz ister kabul edin ister kabul etmeyin…
Türkiye’de hiç kimse hukukun kapsama alanı dışında değildir.
Türkiye’de suç işleme özgürlüğü olan imtiyazlı bir azınlık yoktur ve olmayacaktır.
Demokrasinin, hukukun, meşru zeminin dışında çözüm arayanlar bugüne kadar daima avuçlarını yalamışlardır, inşallah bundan sonra da emellerine ulaşamayacaklardır.
CHP ve yandaşlarının tahriklerle kamu düzenini bozmasına, milletimizin huzurunu kaçırmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz.
Türkiye üzerinde operasyon yapılmasına, ameliyat yapılmasına, toplum mühendislikleriyle 85 milyonun arasına yeni nifak duvarları örülmesine müsamaha göstermeyeceğiz.
Bin yıldır olduğu gibi Alevi’si Sünni’siyle, Kürt’ü Türk’üyle, Laz’ı Çerkes’iyle bu topraklar üzerinde bir ve beraber yaşamaya, kardeşçe yaşamaya inşallah devam edeceğiz.
Bir olacağız, beraber olacağız, birlik olacağız, diri olacağız; kendi menfaatlerini korumak için 85 milyonun kardeşliğine pusu kuranları hep birlikte bozguna uğratacağız.
ŞU muameleye bakar mısınız? Kadıköy Belediye Meclisi’nde, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde milletimizin oylarıyla seçilmiş bir hanımefendi susturuluyor, salondan çıkartılıyor.
Bu davranış bozukluğunu, üstenci yaklaşımı, ötekileştiren yönetim şeklini şiddetle kınıyorum. Haktan, hukuktan bahseden CHP’li hanımefendilerin duruşlarını ayrıca merak ediyorum.
Filistin Direniş Hareketi HAMAS ile İsrail arasındaki ateşkes görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanmasını memnuniyetle karşılıyoruz.
Anlaşmanın, Filistinli kardeşlerimiz başta olmak üzere bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını, kalıcı barış ve istikrara kapı aralamasını temenni ediyoruz.
İsrail’in hukuk ve insanlık dışı saldırıları karşısında topraklarını ve özgürlüklerini cesaretle savunan Gazze’nin kahraman halkını ve yiğit evlatlarını hürmetle selamlıyoruz.
Türkiye olarak zulme ve zalime karşı mücadelelerinde Filistinli kardeşlerimizi bir an olsun yalnız bırakmadık.
İnşallah bundan sonra da Gazze halkının yanında olacak, Gazze’nin yaralarını sarması ve yeniden ayağa kalkması için tüm imkânlarımızı seferber edeceğiz.
Bu vesileyle Gazze’nin topraklarını mübarek kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor, ateşkes anlaşmasının hayırlı olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum.
Bu adam, batılı olsaydı dünyanın en önemli aktivistlerinden gösterilecekti, söyleşilere davet edilip yıllarca gündemde olacaktı, rol model gösterilip bütün dünyaya tanınacaktı. Ama O’nun adı Halid Nabhan’dı, Gazzeliydi ve İsrail bu sabah O’nu katletti.
Ülkemizin doğrudan güvenliğini ilgilendiren meselelerde dahi muhalefetin hemen istismar siyasetine sarıldığını görüyoruz.
Eski yönetimin marazlı yaklaşımını CHP’nin yeni yönetiminin de aynen devam ettirmesi, CHP adına utanç vericidir.
Anlaşılan Sayın Özel, iyice kızışan parti içi iktidar kavgasından başını kaldırıp dünyada ne olup bittiğini takip dahi edemiyor.
Tıpkı devrik genel başkan gibi birilerinin eline tutuşturduğu kâğıtları okuyarak sa��ma sapan iddiaları gündeme taşıyor.
Kendisine tavsiyem şudur:
Siz Şam rejiminin değil, Türkiye’nin ana muhalefet partisisiniz. Dolayısıyla gelişmelere Ankara merkezli bakmanız beklenir.
Haleplilerin Türkiye’ye ve ay yıldızlı al bayrağımıza muhabbet duyması, soruyorum, CHP’yi niçin rahatsız ediyor?
Suriyeli sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde vatanlarına dönme ihtimalinden CHP yönetimi neden rahatsız oluyor?
Türkiye’nin bölücü terör belasını sınırlarından uzaklaştırma iradesinin size dokunan tarafı nedir?
Eski yönetim döneminde CHP’yi enfekte eden etnik köken ve meşrep virüsünden ne zaman kurtulacaksınız?
Ülkemize başkalarının penceresinden bakmayı bırakıp ne zaman Türkiye partisi olacaksınız?
Sayın Özgür Özel CHP’yi normalleştirecekse Suriye meselesinde eski yönetimin bıraktığı kötü mirasla da hesaplaşması gerekir.
Suriye’de artık siyasi ve diplomatik olarak yeni bir gerçeklik vardır. Ve Suriye tüm etnik, mezhebî ve dinî unsurlarıyla Suriyelilerindir.
Kendi ülkesinin geleceğine karar verecek olan da Suriye halkıdır.
Bölücü terör örgütünün selden kütük kapma hevesiyle hareket ettiğinin farkındayız.
Türkiye olarak millî güvenliğimizi ve çıkarlarımızı tehlikeye atacak hiçbir hamleye izin vermeyeceğimizin bilinmesini isterim.
Sorumluluk sahibi tüm aktörlerin, uluslararası tüm kuruluşların Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına destek vermesi, tüm bölgemiz için en hayırlı yol olacaktır.
Suriye toprakları savaşa doymuştur, kana ve gözyaşına doymuştur.
Suriyeli kardeşlerimiz özgürlüğü, güvenliği, kendi vatanlarında gönül huzuruyla yaşamayı ziyadesiyle hak etmektedir.
Türkiye’nin yegâne amacı da tüm kesimleriyle Suriye halkının refahı ve esenliğidir.
Katliam ve zulümden kaçan kardeşlerimize kapımızı açarken de Suriye krizine çözüm bulmak için elimizi uzatırken de gayemiz daima buydu.
Ama Şam rejimi Türkiye’nin uzattığı elin kıymetini bir türlü idrak edemedi, ne manaya geldiğini anlayamadı.
Türkiye, dün olduğu gibi bugün de tarihin doğru tarafında yer almaktadır.
Huzurun hâkim olduğu, barışın hâkim olduğu; Arap, Türkmen, Kürt, Alevi, Sünni, Nusayri, Hristiyan ayırt etmeksizin hiç kimsenin dışlanmadığı, kimsenin hak ve özgürlüklerinin çiğnenmediği, zulme uğramadığı, farklı kimliklerin yan yana sulh içinde yaşadığı bir Suriye görmek istiyoruz.
İnşallah çok yakın gelecekte böyle bir Suriye’yi göreceğimizi ümit ve temenni ediyoruz.
Astana süreciyle Suriye’de devam eden çatışmalara ara verilmesini ve rejime halkıyla barışması için zaman sağlamıştık ama bunu değerlendirmedi.
Özellikle son aylarda Sayın Cumhurbaşkanımızın, Suriye’de yaklaşan süreci öngörerek başlattığı inisiyatifin Suriye rejimi tarafından reddedilmesi bizleri haklı çıkaran gelişmelerin yaşanmasına yol açtı.
Bu sabah itibarıyla Suriye halkı, ülkelerinin geleceğini kendilerinin belirleyeceği yeni bir güne başladı.
Türkiye, bundan sonra da Suriye'nin yaralarının sarılması, birliğinin, bütünlüğünün ve güvenliğinin sağlanması için ne yapılması gerekiyorsa sorumluluk üstlenmeye hazır.
Bölge ülkeleriyle ve uluslararası aktörlerle bu konuda çalışmalarımızı önümüzdeki günlerde daha da yoğunlaştıracağız.
Bu sayede, evlerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca Suriyeli kendi topraklarına dönebilecektir.
İnşallah daha güzel günlerin Suriye halkını beklediğini hep beraber göreceğiz.
Ya bu gelişmeler yaşanırken Suriye ve Irak'tan Türk askerini çekmeyi vaat eden Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş CB Yardımcısı olsaydı?
Zaten ihtiyaç sahiplerine bedava olan yemeği şimdi satıp bir de üstüne reklamını yapmanın lügatimizde bir karşılığını bulamadık.
Size havale ettik, gitti…