Irmak öğretmeni ölüme sürükleyen, mobbing yapan, her türlü şiddeti uygulayan, ihmal eden, görmezden gelen, kulağını kapatan kim varsa yargılanmalı!! #Irmaköğretmeniçinadalet
HAMANEY İDAM KARARLARI ALMAYA BAŞLADI • Erfan Soltani, İran’da özgürlük devrimi için sokağa çıktığı gerekçesiyle tutuklandı. 24 saat sonra idam edilecek. Tüm dünya duysun!
Molla rejimi, bu Çarşamba günü (14 Ocak) onu idam etmeye hazırlanıyor; ailesine verilen bilgiye göre karar kesin. Kendisine avukata erişim hakkı dahi tanınmadı. Bu açık bir insanlık suçudur.
Erfan’ın tek “suçu”, özgürlük çağrısı yapmaktı. Onun sesi olun.
—
KHAMENEI HAS STARTED ISSUING EXECUTION ORDERS • Erfan Soltani was arrested for taking to the streets in Iran in support of the freedom revolution. He will be executed in 24 hours! Let the whole world hear it!
The mullah regime is preparing to execute him this Wednesday (January 14), and his family has been informed that the decision is final. He was also denied access to a lawyer.
This is a crime against humanity. Erfan’s only “crime” was calling for freedom. Be his voice. #ErfanSoltani #Iran #IranRevolution2026 #IranProtests
🔴In Iran, women have started a trend of lighting cigarettes by setting fire to photos of the country's religious leader, Khamenei.
İran #iran Teheran #Teheran#tahran
ROJİN KABAİŞ | Van’da kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Rojin Kabaiş’in üzerinde yapılan incelemede, iki farklı erkeğe ait DNA izine rastlanmıştı. Aylar süren mücadele sonucu ilgili DNA örneklerine dair adli tıp raporu dosyaya eklendi.
İlgili DNA’ların biri göğüs bölgesinde, diğerinin ise vajina bölgesinde yer aldığı ifade edildi.
Baba Nizamettin: "DNA'lar baştan beri vardı, ben sürekli bunun bir cinayet olduğunu söyledim, intihar olmadığını söyledim."
SINDIRGI DEPREMİ neyin uyarsıdır? DEPREM DİRENÇLİ KENTLERİN uyarısdır. Çok bilgili olmaya, araştırmaya, fay sistemlerinin ayrıntısına, falcı olmaya, ben bildim saçmalıklarına lüzum yok. Gelin devlet, hükümet, belediye, halk el ele, omuz omuza verelim ve ülkemizi deprem dirençli hale getirelim. Bak bizimkinden daha büyük depremlerde insan ölmüyor, bizde 7 ve daha büyüğünde on binlerce insanımızı toprağa veriyoruz. Daha bıkmadık mı? Yeter değil mi?Geçmiş olsun.
Şimdiki
Sü’lale devrine ithafet...
Kızkardeşi duldu.
İkinci evliliğini 1935 yılında bir işadamıyla yaptı.
Damadın İstanbul'da fabrikası vardı, evlenir evlenmez müteahhitliğe başladı, dikkat çekici hızla zenginleşiyordu, aynı zamanda milletvekiliydi,
KAN DONDURAN KATLİAM
Neşe, Tekirdağ ili Şarköy ilçesinde, 1972 yılında, Alten ailesinin en küçük kızı olarak dünyaya gelmişti. Bilinçli bir tercihle seçtiği Eğitim Fakültesinden 1993 yılında mezun oldu. Ataması da aynı yıl içerisinde, o yıllarda terörün zirve yaptığı yerlerden biri olan Diyarbakır’ın Bismil İlçesine yapıldı.
Neşe çok sevinçli idi. İnsan eğitmenin ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Çoğunluğun aksine, özellikle eğitimin daha düşük seviyede olduğu bir bölgeye gitmek, onu daha da mutlu etmişti. Oradaki çocukları yetiştirecek, faydalı insanlar olmalarını sağlayacaktı. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir miydi?
Ama ailesi için bu atama büyük tedirginliğe sebep olmuştu. Çünkü bölücü örgüt, öğretmenleri, “Türk asimilasyonunun” en önemli parçası sayarak, eylem yapma kararı almıştı. Emri, açılım sürecinde devlet yetkililerince, “kanı durdurmak için herkesle görüşülür” denilerek müzakere yapılan apo vermişti.
Neşe, 22 yaşına yeni girmişti. Çıtı pıtı, çocuk görünümlü bir kızcağızdı. Bir yandan abi, bir yandan iki abla ve anne baba üzerine titriyorlardı. Biraz el bebek gül bebek büyütülmüştü. Kesinlikle kıyamıyorlardı ona.
Vazgeçirmek için yoğun çaba harcadılar. Ama Neşe; “Bayrağımın dalgalandığı her yere giderim. Ben gitmesem, o gitmese, oraları kim aydınlatacak. O insanlara kim doğruyu yanlışı gösterecek, onları kim eğitecek. Karanlıklar yerini başka türlü nasıl ışığa bırakacak” diyor da başka bir şey demiyordu.
Neşe’nin ailesi anlamıştı kızlarının vazgeçmeyeceğini. Yapacak bir şey yoktu. Bunun üzerine babası, “seni yaban ellerde yalnız başına bırakamam. O zaman ben de seninle geliyorum” demişti.
Böylece baba kız Tekirdağ’dan Diyarbakır’a, oradan da söz konusu ilçeye gitmek için yola çıktılar.
İlçeye geldiklerinde İlçe milli eğitim müdürlüğünden nokta tayinin, teröre müzahir bir köy olan Çavuşlu’ya çıktığını öğreneceklerdi. Baba biraz tedirgin olsa da Neşe’nin mutluluğundan hiçbir şey eksilmedi. Hemen ertesi gün köye hareket ettiler.
Köye ulaşır ulaşmaz, Neşe merakla hemen görev yapacağı okula gitti. Zaten oturacağı lojmanda okulun bitişiğindeydi.
Ancak okulun hali içler acısı idi. Camlar ve sıralar kırılmış, duvarlar yıllarca boya görmemişti. Neşe çok iyi bir okul göreceğini ummasa da bu kadarını tahmin etmemişti. Ama moralini bozmadı.
Ertesi gün başta köy muhtarı olmak üzere köyün ileri gelenleri ile konuşup, eksiklikleri gidermek için yardım istedi. Ama talep ettiği destek konusunda köylülerin isteksizliğini fark etmişti. “Parasını ben vereyim, usta bulun yaptıralım ve okulumuzu çocuklarımıza yakışır hale getirelim” deyince, bir sonraki gün okulda gerekli onarım işlemleri başlamıştı.
On gün sonra okul artık öğrenim için hazır hale gelmişti. Tabii bu onarım işi, Neşe’nin iki maaşını alacaktı. İlk maaşının büyük çoğunluğunu ustalara verip, kalanını borçlandı.
Dersler başlamıştı, Neşe’nin neşesine de diyecek yoktu. Sanki öğretmen değil bir ışık kaynağıydı gerçekten. Öğrencilerinin her sorunu ile ilgilenmeye çalışıyordu.
Fakat unuttuğu bir şey vardı; yarasalar ışıktan değil karanlıktan hoşlanırdı. Çünkü karanlık onların yaşamalarını borçlu oldukları olmazsa olmaz ortamlarıydı. Tahammül edemezlerdi Neşe’lerin ışığına. Kısa süre sonra ışığı söndürmeye karar verdiler…
***
Takvimler, 1993 yılının 26 Ekim’ini göstermektedir. Neşe öğretmen, yorgun argın gelir okuldan. Babası ile biraz hoş beş ettikten sonra program defterine ertesi gün yapacağı dersin programını yazar.
Biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için babasına, “Babacığım, akşam biraz sivri biberimiz var istersen onları kızartayım. Ekmek ve yoğurtla bir güzel yeriz. Okulun tamirat işleri ile ilgili olarak biraz açıldık. Biraz böyle idare edelim ne dersin” diye sorar.
“Kızım benim için fark etmez, az yemek benim gibi yaşını başını almışlar için daha iyi olur. Sen beni dert etme” der babası.
Bir çok fotoğrafı var ama beni en çok etkileyen bu fotoğraf.
Tek delikli kemerin tokası değiştirilmiş, çift delik yapılmış.
80 küsür sene önce tenis maçı izlerken, yüzerken, sahilde kumda otururken, kürek çekerken, at binerken, konser izlerken, zeybek oynarken, dans ederken, heykel incelerken,salıncakta çocuk gibi gülerek sallanırken bile fotoğrafı var.
O dönemin kıyafetlerine,
ayakkabılarına bakıyorsun;
sanırsın dünya moda ikonu.
Aman Tanrı'm diyorsun,
nasıl bir ruh üfledin de çıtayı en üste koydun ?
Bu kadar GÜZEL bir ÖRNEK İNSAN nasıl olabilir?
Ama oldu, bütün dünya gördü,
halen görmekte işte !
Hayvanlarla, çocuklarla,okulda genç kızlarla,delikanlılarla,cephede askerlerle, komutanlarla, dahas�� köylülerle, şairlerle, yazarlarla sanatçılarla..
Dua etmişliği de var, vaaz
vermişliği de.
"Bana yeniden üniformamı giydirtmeyin!"
deyip ültimatom vermişliği de var.
Tek bir ağacı kesmemek için koca köşkü yürütmüşlüğü de var,
bozkır Ankara'ya Atatürk Orman Çiftliği' ni kurmuşluğu da..
Kalbine kurşun yemişliği de var,
ülkesi için savaştan savaşa koşmuşluğu da.
Yirmi iki yıl, rakamla da yazıyorum, tam 22 yılını cephede geçirmişliği o güzelim ayaklarını asker potinlerinden çıkarmamışlığı, askeri tayınını yemeden sofraya oturmamışlığı da var, bir çok ülke liderini sofrasında ağırlamışlığı da var.
Ama ne acıdır ki "Evde yiyecek kalmadı oğul" diye mektup yazan anacığına:
"Bu para Milli Mücadelenin parasıdır. Vatanı kurtarmak için topladık, konunun ehemmiyeti büyük, size şu an para
gönderemem anacığım,
şimdilik evdeki halıları satın” demişliği de var.
Ve tarihin görüp göreceği en yoksul, en çaresiz savaşlarından birinde
"Geldikleri gibi giderler"
demişliği de var.
Ömrünü, emeğini, aklını, sevgisini milletine verdiği gibi, tüm malını mülkünü de milletine bağışlayıp geçmiş bir Atamız var.
Peki ya şimdi ...?!
(Alıntı)
Çorum’da Irak uyruklu öğrenci okulda fenalaşıyor. Bunun üzerine ailesi okula çağrılıyor ve müdür bizzat aileye bilgi veriyor.
Tam bu esnada zincirlerle müdüre saldırmaya başlıyorlar.
Okulda temizlik görevlisi olarak çalışan Mehmet Öztürk araya giriyor ve müdürün önüne kendisini siper ediyor.
Buna rağmen ikisi de yaralanıyor.
Okul müdürümüz Hacı Ömer Atılgan’ın son hali aşağıda…
Olayın gizli kahramanı temizlik görevlisi olmasa belki de okul müdürü şimdi aramızda olmayacaktı.
Bu ne vahşiliktir böyle.
Geçtiğimiz haftalarda da İstanbul’da okul müdürü olan 74 yaşındaki İbrahim Oktugan, yine Irak uyruklu öğrencisi tarafından silahla katledilmişti.
Ailenin gayrimenkullerine el konulup, hepsinin bir daha dönmemek üzere sınır dışı edilmesi gerekiyor.
Bizdeki suç oranları bize yeterken, ithal suçluya dayanabilecek, bunu kaldırabilecek bir potansiyelimiz yok.
Öğretmen toplumun eğitimi, saygınlığı ve geleceğidir.
Öğretmenlerimize yönelik şiddet topluma karşı yapılmış sayılır.
Öğretmenimize yapılan şiddeti kınıyoruz!
#öğretmenimizyalnızdeğildir
@kademozbay_ Sendika olarak hangi adımları attınız? 11 yıldır eğitim-iş liyim ve istifa etmeyi düşünüyorum. Çünkü bir çok konuda arkamızda olduğunuzu düşünmüyorum.
Pedofili sapık Metin Şenay 2009'da 12 yıl hapis cezası almış.
Fakat Yargıtay 14. Ceza Dairesi, çocuğun beyanı soyut deyip verilen hapis cezasını bozmuş.
Memnun musunuz aldığınız karardan Yargıtay üyeleri? Bu sapığın serbest kalmas��na sebep olanlar da en az bu sapık kadar yaşananlardan sorumlu..
#ÇocukSusarSenSUSMA
Bugün annem ve arkadaşım yine iyisiniz öğretmen maaşı 50 bin lira oldu dedi,
Allah belasını versin bu algıyı yaratanların!
Öğretmen maaşı, ev kiraları 15-20 bin lira iken 33-35 bin lira olacak.
Bu pahalılıkta yeter mi bu para?
Yetmiyor!!!