Milli hisleri depreşmiş, vatani hassasiyetleri rahatsız olmuş, bunalmış, belli ki ıstırap da çekiyor yaşananlardan. Sokakta vatandaşlara bir konuşma yapmış. İçeriğe baktığımızda terörle ve apo'yla ilgili söylediği şeyler herkesin her yerde söyleyebileceği, söylemesi gereken doğru şeyler.
Tabi, cümleler içerisinde seçim sürecindeki propagandaların tutarsızlığı gibi, bir partinin kurultayı gibi, siyasilere güvenmeyin gibi bir memurun kamuya açık alanda girmemesi gereken politik söylemler var ki bunlar normal şartlar altında memuriyetin çerçevesine sığmayacak şeyler.
Ama ülkenin şartları normal mi? Siyasetçilerin bebek katiline övgü yarışına girmesi normal mi? Suçu ve suçluyu övmek normal mi? Terör örgütünü meşrulaştıracak söylemler normal mi? Öcalan için yürüyüş yapılması, yürüyüş sırasında kanunsuz sloganlar atılması, müdahale edilen polise düşman denilmesi ama polisin gerekli müdahaleyi edememesi normal mi? Düğünler de dahil olmak üzere pek çok alanda terör örgütü marşları söylenmesi ve bunlara gereken işlemin yapılmaması normal mi? Bir sağlık personelinin sözde Kürdistan içerikli sosyal medya paylaşımları normal mi? Bir dağ faresinin özerk yönetim eski başkanı sıfatıyla ülkede uzun namlulu peşmergeler gezdirmesi normal mi? Sömürge valisi kılıklı bir çakma kovboyun memleketin iç işleriyle ilgili ağzına geleni alçakça söyleyebilmesi normal mi? Bunlara gereği, layığıyla yapılıyor mu?
Şayet bunlar yaşanmasaydı, hiç değilse gereği yapılsaydı, bu anormallikler olmasaydı, o vakit bir polisin siyasi söylemlerini de anormal karşılamak tutarlı olurdu. Ama her Allah'ın günü memleketin her yerinde her vatanseverin gönlünü yaralayan hadiseler oluyorsa ve bunlara gereği yapılamıyorsa, bu şartlar altında bir polisin yaralanan vatani hassasiyetlerini buhran içerisinde dile getirirken ağzından taşan iki üç siyasi söylem kabahat görülüyorsa, bu kabahat o polisin değil yine idarenindir. Yönetenindir.
Şimdi idare bu polise işlem yapmasa, onun gibi pek çok memurun benzer eylemlerini görmek mümkün. İşlem yapsa o vakit kamuoyunda haklı olarak vatani hassasiyetlerin cezalandırıldığı yönünde düşünce doğacak. Hatalı bir politikayı yürütmek için vatani hisleri yaralanmış bir memura işlem yapmak zorunda kalmak... İşte idarenin kendini düşürdüğü durum budur.
İdare politikasını yürütmek isteyebilir, memur disiplinini korumak isteyebilir ama Türk milleti de kendi haysiyetini düşünmeye mecburdur.
Metan gazı şehidi…
Orman yangını şehidi…
Şimdi de güneş çarpması şehidi!
İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı’ndaki 2 erimiz güneş çarpması sonucu aşırı sıvı kaybından can veriyor, 5’i ise hastanede…
Öldüresiye eğitim mi olur?
Bu kadar kolay ve ucuz ölünür mü?
Sevr vs Lozan:
Sevr hazırlanırken Türk temsilcilere söz hakkı verilmedi.
Lozan hazırlanırken Türk temsilciler eşit düzeyde muamele gördü.
Sevr, işgalcilerin topraklarında imzalandı.
Lozan, tarafsız bir ülkede imzalandı.
Sevr'de Trakya sınırı Çatalca'dan geçer.
Lozan'da sınırlar Meriç-Karaağaç'a kadar uzanır.
Sevr'de İzmir çevresi Yunanlara, Antalya ve Konya civarı İtalyanlara, Çukurova ile Malatya-Mardin civarı Fransızlara bırakılır.
Lozan'da bu bölgelerin tamamı Türklerindir.
Sevr'de doğu Anadolu Büyük Ermenistan'a bırakılır.
Lozan'da doğu Anadolu Türklerindir.
Sevr'de Kürtlerin özerklik hakkı bulunur.
Lozan'da özerklik yoktur.
Sevr'de boğazlar silahlı güce sahip bağımsız uluslararası komisyon tarafından idare edilir.
Lozan'da boğazlar Türkiye'nin liderliğindeki komisyon tarafından idare edilir.
Sevr'de İstanbul yoktur. Constantinople vardır ve başkent olmak zorundadır. Osmanlı uslu durmazsa şehir Türklerin egemenliğinden alınabilecektir.
Lozan'da İstanbul vardır. Tüm egemenliği Türkiye'ye aittir.
Sevr'e göre Osmanlı ordusu en fazla 50 bin kişiden oluşabilir. Ordu, yabancılar tarafından denetlenecektir. Orduda uçak bulundurulması yasaklanmıştır.
Lozan'da ordudaki asker sayısı ve silah kısıtlamaları tamamen kaldırılmıştır.
Sevr'de kapitülasyonlar vardır.
Lozan'da kapitülasyonlar kaldırılmıştır.
Sevr'de savaş tazminatı vardır.
Lozan'da savaş tazminatı kaldırılmıştır.
Sevr'de kabotaj hakkı yoktur.
Lozan'da kabotaj hakkı vardır.
Lozan'ın yıl dönümü...
Nüfus yokken, donanımlı ordu yokken, donanma yokken, ekonomi yokken, üniversiteler yokken, on yıllık savaşın üzerine üç yıl daha savaşıp Lozan'daki kurtlar sofrasında bağımsızlığı ve haysiyeti kurtarıp onurlu bir barış yaptık. Kapitülasyon gibi deve dişlerini tek tek söktük.
Bugün nüfus, donanımlı ordu, üniversiteler, ekonomi ve daha pek çok açıdan 1920'lerin fersah fersah ilerisindeyiz. Kuvayi Milliye'nin elinde olmayan imkanların en az bin katı imkan var.
Lozan'ı beğenmeyenler, burun kıvıranlar buyursunlar bugün daha iyisini yapsınlar. Ege kayalarındaki Yunan egemenliğini bitirsinler. Avrupa'nın kakışladığı sığınmacıları göndersinler. Demografik yapıyı korusunlar. Musul'da, Kerkük'te ve Halep'te yaşayan Türkmenlere, Atatürk'ün Hatay'da aldığı özerkliğin aynını temin etsinler.
Kuzey Kıbrıs'ın bağımsızlığını tüm dünyaya tanıtsınlar. Süleyman Şah Türbesi'ni geri alsınlar. Batı Trakya'daki Türklere özerklik elde etsinler.
Ege adalarını alsınlar. Kuvayi Milliye bunların çok daha fazlasını üç yılda yapıverdi. Bugün bunları bir yılda yapıversinler. Kuvayi Milliye Trakya'yı savaşmadan kazanmıştı. Lozan'ı beğenmeyenler buyursunlar, tek kurşun atmadan Ege'deki iki üç adayı alıversinler.
Cumhuriyet, Osmanlı'dan kalan borçlara rağmen aşar gibi yüklü vergiyi dahi kaldırmıştı. Bugün de bir zahmet ÖTV'yi yok etsinler. KDV'yi düşürsünler. Halkı rahatlatsınlar.
Yok, şayet yapamayacaklarsa, atalarının onurlu hizmetlerine ve döktükleri kanlarla kazandıkları zaferlere dil uzatmasınlar. Milleti zehirlemesinler.
Terörsüz Türkiye hepimizin arzu ettiği bir şey elbette… Ama tiyatroya dönen bugünkü haliyle değil. Yaşadığımız ikinci Habur olayıdır. 30 teröristi bir alana toplayıp, üç beş silahı yakma görüntüsü inandırıcı değildir.
Otele gidersin yangın çıkar, ev alırsın depremde göçer, çalıştığın fabrikada patlama olur, sokakta yürürken elektirik çarpar, sapığın biri yolda bıçak saplar, içki alırsın sahte çıkar, kumpir yersin virüs bulaşır. Tam bir ucuz ölümler ülkesi. #Bolu