Herkese Merhaba, geçtiğimiz perşembe gününün ilk saatlerinde, yaşadığım bölgeden sorumlu jandarma birliği tarafından, BirGün gazetesinin bir paylaşımında okuduğum, "Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle ceza alan komedyen" haberi üstüne yaptığım yorumum gerekçe gösterilerek, "halkı alenen kin ve düşmanlığa teşvik" suçlamasıyla gözaltına alındım. Cep telefonuma ve kimliğime el konuldu. Cep telefonumun şifresini orada ve o dakikada verdim. Gözaltı işlemlerimin ardından İstanbul Emniyet Md. götürüldüm. İlk alınışım ve serbest bırakılışım arasında bana toplam dört kere sağlık kontrolü yapıldı. Gözaltı sürecim boyunca -bakış dahil- hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım. "Çağlayan Adalet Sarayında" alınan savcılık ifademde, temmuz ayı boyunca paylaştığım tüm sosyal medya mesajlarım önüme bir klasör halinde konuldu ve bunların, bana isnat edilen suçun unsurlarını taşıdığı söylendi. Ailemden aldığım eğitim; mesleğim ve mesleğimin yapılış ve sahneleniş prensipleri nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa teşvik etme" suçu işleme imkânım olmadığını, bu suçlamayı reddettiğimi ve mümkünse suçlamalarına başka bir kulp bulmalarını rica ettim. Ardından tutuklanma talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderildim. Kısa süren yargılanmam ardından, yurt dışı çıkış yasağı ve ev hapsi cezasına çarptırıldım. Bilgisayar kullanmadığım ve cep telefonuma el konulduğu için sonrasında haliyle kimselerle iletişim kuramadım. Arayanlara, soranlarla çok teşekkür ederim. İstemeden sebep olduğum, aile büyüklerimin akan gözyaşları ve iç sıkıntıları dışında hiçbir üzüntüm yoktur. Tüm paylaşımlarım istisnasız X hesabımda durmaktadır, duracaktır, yenileri paylaşılacaktır, dolayısıyla susmam ve susturulmam mümkün değildir. Evlâtlarımız ve ülkemiz için aydınlık bir gelecek talebi hapsedilemez. Sevgilerimle.
📍Vergilerimizle yayın yapan TRT1, dünyada 1,5 milyar insanın canlı izlediği Shakira’nın dünya kupası şarkısını yayınlamıyor.
Vergilerimizden aldığınız her kuruş haram olsun.
İnadına yayınlıyorum!
Dünya Kupası Finali’ni yayınlıyorsunuz…
Milyonlar ekran başında…
Sonra tam herkesin beklediği şovları görmezden geliyorsunuz…
Merak ediyoruz…
TRT neyi yayınlamamayı tercih etti?
Görüntü mü rahatsız etti?
Verilen mesaj mı?
Yoksa dünyanın izlediği bir gerçeğin Türkiye’de görülmesini mi istemediniz?
Yayını kesmek yerine keşke nedenini de anlatsaydınız…
Unutmayın:
Sessizlik, bazen en uzun açıklamadır…
Çok Yaşa Deniz
Sana çok kızıyorum Deniz. Sabaha karşı, gözü yaşlı bir şekilde yataktan kalkıp bu yazıyı yazdırdığın için sana çok kızıyorum. Hayata dair bütün planlarımı bozduğun içim sana çok kızıyorum. Beni bu duruma soktuğun için, rahatımı kaçırdığın için sana çok kızıyorum Deniz.
Babanı, belki hatırlar belki hatırlamaz, 1979’da o zamanlar bir gecekondu bölgesi olan Mamak’ta tanımıştım. Sana kızıyorum, ama o zamanlar tanıdığım Kemal için bu yazıyı yazmaya kendimi mecbur hissediyorum Deniz. Yıllarca ders verdiğim öğrencilerim için mecbur hissediyorum. Seninle aynı yaşlarda olan oğlum için mecbur hissediyorum ve beni bu duruma soktuğun için sana çok kızıyorum Deniz.
Ne yaptığını anlıyorum Deniz. Adına ne diyeceğimi bilemiyorum, ama gösteri diyelim, gösterinin adını neden “Ölü Deniz” koyduğunu anlıyorum. Gösterin ölüm maskını andıran bir -gene diyeceğimi bilemedim- heykelin açılışıyla başlamasının nedenini anlıyorum. Gösterinin başında kendini neden yuhalattığını anlıyorum. Neden kıyafetinden yola çıkarak bir “komedyeni” öldürtmenin ne kadar kolay olduğunu anlattığını anlıyorum: Can Dündar’ı kurşunlatıp kaçırtmış, Ahmet Hakan’ı dövdürüp yola getirmiş, Özgür Özel’i çocuklarını öldüren birine yumruklatmış gücün sana ne yapacağının farkındasın Deniz. Üstelik sen katledilirsen ne yapacağımızı da gösteriyorsun bize videonun sonunda, ölüm maskını bütün İstanbul'da dolaştırarak. İkiyüzlülüğümüzü böyle açık ettiğin için sana çok kızıyorum Deniz. Bütün bunları göze alabildiğin için, daha doğrusu bunları göze alamadığımdan, beni utandırdığın için sana çok kızıyorum Deniz.
Aynı zamanda sana hayranım Deniz. Her şeyi bu kadar planlayabildiğin için hayranım. Türkiye’nin umudu olarak sunulan bir Laz müteahhitle (Lazlar başımız gözümüz üstüne) böyle dalga geçtiğin için hayranım. Fatih Altaylı’ya giydirdiğin için hayranım. Dört kitaptan söz ederken, işi her yöne çekilebilir bir noktada bırakmayıp, belki 1200’lerde bir kitap daha yazmak isterdi dediğin için hayranım -üstelik Akit gazetesinin manşetinde fotoğrafı basılıp “İslam düşmanı kahpe” yazılmış biri olarak hayranım. Sana hayranım Deniz, dalgıç esprinle “bizim cephenin” ikiyüzlülüğünü gösterdiğin için hayranım ki, Başörtüsüne Özgürlük bildirisi imzaladığım için “aramızdaki hainler” diye lanse edilen biri olarak hayranım. Bir sabah operasyonuyla değil de 2 Temmuz’da, Sivas Katliamının yıldönümünde Türkiye gelerek gözaltına alınmayı tasarlayacak kadar düşünceli olduğun için hayranım. Ama bunlar sana kızmama engel değil Deniz. Beni bu duruma düşürdüğün için sana çok kızıyorum Deniz.
Eskiden de çok küfretmezdim ama cinsiyetçi, türcü derken artık küfredemiyorum Deniz. “Alçaklar” diyesim geliyor ama “size alçak diyemem, çünkü alçak da bir seviye gösterir” diyen Necip Fazıl’ın sözü geliyor aklıma. Ne kadar garip değil mi Deniz, bu sıfatı en çok hak eden birinin böyle bir söz söylemesi. Bir de en küfürbaz şairimizin adaşın için yazdığı şiir geliyor aklıma: “Acıyorsam sana anam avradım olsun/Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!”
Gün ağarmak üzere, bitireyim artık. Çocukluğumdan hatırladığım ilk slogan, “Ya ya ya, şa şa şa, İsmet Paşa İsmet Paşa, çok yaşa” geliyor aklıma Deniz. Sonraları, 1970’lerde çok komik gelmişti bu slogan, ama şimdi çok anlamlı geliyor, hatta senin için sokağa çıkıp bağırasım geliyor Deniz: Ya ya ya, şa şa şa Deniz Göktaş Deniz Göktaş çok yaşa.
Sen çok yaşa Deniz. Taylanlar, Ulaşlar, Denizler, Yusuflar, Hüseyinler, Mahirler, İbrahimler… Hepiniz çok yaşayın çocuklar.
Faruk Alpkaya