“Kaşgar’da Cuma namazı kılacak cami bulamadım…”
Türk YouTuber Ali Nar, Doğu Türkistan gezisinde kadim Türk şehri Kaşgar’da Cuma namazı kılmak istedi, ancak gidebildiği camilerin ya mühürlü ya da tamamen yıkılmış olduğunu gördü.
🔴 İsrail hapishanelerinde esir olan Doktor Hüsam Ebu Safiyye’nin oğlu İlyas Ebu Safiyye:
“Babamın gördüğü işkence sebebiyle yüzü deforme olmuş.
555 gündür medyaya babamı duyurmak için çıkıyorum.
Sessizlik babamın işkencesine ortak olmaktır.”
1) Dün, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet törenindeki rezalet, utanç vericiydi.❗️
Tören sahnesinde bazı ö��renciler özgür şekilde imamoğlu’nu destekleyen ve hükümeti eleştiren politik dövizler açarlarken ben de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Hud-112)” ayet yazılı pankartımı açtım. Fakat bazı öğrenciler ayetten duydukları rahatsızlıkla, pankartımı fiziksel müdahaleyle indirmeye çalıştılar. Buna güçleri yetmeyince de Sn. Dekan’ımız Yener Ünver’in teşvik ve desteğiyle önümde kortej oluşturup ayetin görünmesini engellemek suretiyle sansür uyguladılar.
Başta Sn. Mesut Hakkı Caşın ve videonun sonunda “işte yeditepe’nin ruhu” diye bağıran Rektör Yardımcımız sn. Sedefhan Oğuz olmak üzere bazı hocalarımız da tüm salonla birlikte bu saygısızlığa maalesef alkışlarla ve kışkırtmalarla destek verdiler.
Sn. Bedrettin Dalan, sahibi olduğunuz @YeditepeUni ‘nin ruhu, rektör yardımcınızın ikrar ettiği gibi, din düşmanlığı mıdır gerçekten ?
Hashtag: #yeditepedeislamofobi
+++👇🏻
🔴Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar:
▪️Bugün birileri, makinelerin insan soyunun bir sonraki halkası olacağını, hatta doğrudan insanın yerine geçeceğini öne sürüyor.
▪️Devamlı bir surette insanın kendi yarattığı algoritmaların altında ezilmeye mahkum olduğunu telkin ediyorlar.
▪️Bu tehlikeli gidişatın temelinde, teknolojinin hızından ziyade insanın o en eski ve en trajik yanılgısı yatıyor: İnsanın kendini tanrısallaştırma çabası.
▪️Bugün insanoğlu, aslında asla sahip olmadığı mutlak bir gücü kendi nefsine vehmediyor.
▪️Oysa insan en gelişmiş laboratuvarlarında, en dahi zihinleriyle bile tek bir atomu yoktan var edemediği gibi, var olan tek bir atomu bile bütünüyle yok etmeyi de başaramıyor.
Sizin yaptığınız şeyin marşla alakası yok daha çok siyasi lakırtı olmuş. illa marş yapacaksanız alın böyle birşey yapın. Hiç maç izlemeyen futbol sevmeyen takım tutmayan ben bile bu videoyu izleyince sempati duydum ama sizinkini dinleyince futbola tekrar tövbe ettim.
Resimde gördüğünüz kişinin kitabı bugün dünyanın birçok kütüphanesinde bulunmaktadır. Kitabının adı: “Hz. Muhammed’in (sav) İncil ve Tevrat’taki Müjdeleri”. Türkçe’ye ise “İncîl ve Salîb” olarak tercüme edildi.
Kitabında şöyle der:
“Ben, daha önce Keldânî Katolik Başpiskoposu ve Profesörü olan ‘Benjamin Keldânî’; bugün ise Allah’ın aciz bir kulu olan Profesör Abdülehad Dâvûd’um…
Bugün sizlere İslâm’a giriş hikâyemi anlatacağım. İlahiyat ve eski el yazmaları üzerine yaptığım çalışmaların beni nasıl kilisedeki makamlarımı ve itibarımı terk etmeye, Hz. Muhammed’in (sav) nurunun peşinden gitmeye sevk ettiğini açıklayacağım.
Düşünce dünyamdaki dönüşüm yolculuğu, İşaya Kitabı’nda yer alan ve gelecekte gelecek bir vahiyden söz eden meşhur bir metin üzerinde derinlemesine çalışmamla başladı.
Metinde aynen şöyle deniliyordu:
‘Kitap, okuma yazma bilmeyen birine verilir ve ona: Bunu oku, denilir. O da: Ben okuma yazma bilmem, der.’
Bu ifadeyi okuyunca hayrete düştüm. Çünkü metin bir mecazdan değil, gelecekte yaşanacak tarihî bir olaydan ve ümmî bir şahıstan söz ediyordu.
Bir ilahiyatçı olarak kendi kendime sordum:
Tarih boyunca hangi peygamber veya elçi bu tasvire harfiyen uymaktadır?
Tarihin kayıtlarında Hz. Muhammed’den (sav) başka bu tanıma tam olarak uyan kimse bulamadım. Hira Mağarası’nda Cebrâil ona geldiğinde:
‘Oku!’
demiş, o da:
‘Ben okuma bilmem.’
diye cevap vermişti.
Bu şaşırtıcı benzerlik, eski inançlarımın temellerine vurulan ilk darbeydi. Olayın yüzyıllar öncesinden haber verildiğine kanaat getirdim.
Mezmurlar’da Bekke Vadisi ve Mescid-i Haram
Hayretim bununla da bitmedi. Mezmurlar Kitabı’nda Mekke ve Mescid-i Haram’a işaret eden ifadeler bulduğumda daha da şaşırdım.
Metinde şöyle deniliyordu:
‘Bekke Vadisi’nden geçenler onu pınarlar diyarı hâline getirirler.’
İbranice bilen bir ilahiyatçı olarak, eski İbranicedeki “Emek Ha-Baka” ifadesinin, Kur’an’da da geçen Mekke’nin tarihî adı olan Bekke ile benzerliği beni etkiledi.
Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
“Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Bekke’de bulunan, mübarek ve âlemler için hidayet kaynağı olan evdir.” (Âl-i İmrân, 96)
Metin, Allah’ın evine gelen hacıların bu kurak vadiden geçişini ve orayı bereket ve ibadet merkezi hâline getirişlerini tasvir ediyor gibiydi.
Zemzem Kuyusu ve Hacer Kıssası
Eski metinleri incelemeye devam ettiğimde, Tekvin’de Hz. İsmail ve annesi Hacer’in hikâyesine dair dikkat çekici ifadeler gördüm.
Metinde şöyle deniliyordu:
‘Tanrı onun gözlerini açtı; o da bir su kuyusu gördü. Gidip kırbasını suyla doldurdu ve çocuğa içirdi.’
Bana göre burada bahsedilen kaynak, Hz. İsmail’in ayakları altında çıkan mübarek Zemzem Kuyusu’ydu. O günden bugüne kadar da o çorak bölgede bir mucize olarak akmaya devam etmektedir.
Tesniye’deki Büyük Peygamberlik Haritası
Coğrafya ve tarih araştırmalarım beni Tesniye Kitabı’ndaki başka bir metne götürdü:
‘Rab Sina’dan geldi, Seir’den doğdu, Paran Dağı’ndan parladı…’
Bu metni çözmeye çalıştım.
Sina, Hz. Musa’nın vahiy aldığı Tur Dağı’nı ve Yahudi şeriatını temsil ediyordu.
Seir ise Filistin bölgesini ve Hz. İsa’nın tebliğini simgeliyordu.
Paran Dağı ise metinde en güçlü ifadeyle anılıyordu; çünkü burada ‘parladı’ fiili kullanılmıştı.
Paran Dağı ve Mekke
Tekvin’de Hz. İsmail’in yaşadığı yer olarak geçen Paran’ın izini sürdüğümde, bunun Mekke bölgesi olduğunu belirten eski coğrafî kaynaklarla karşılaştım.
Kendime yeniden sordum:
Mekke dağlarında ilahî bir dinin nuru parlayıp yayılmış; etrafında on binlerce temiz insanın toplandığı bir peygamber ortaya çıkmış mıdır?
Mekke’nin fethinde yanında on bin sahabi bulunan Hz. Muhammed’den (sav) başka böyle bir şahsiyet var mıydı?
Cevap bana göre apaçık ortadaydı…
Cesur Karar ve İslâm’a Giriş
Bu hakikatler ve bana göre ancak tek bir anahtarla açılabilen bu peygamberlik işaretleri karşısında cesur kararımı verdim.
1904 yılında İstanbul’da her şeyimi geride bırakarak İslâm’a girdim…”