Serhat Kılıç’ın bayrağa sarılmasının sebebi neydi? Gülsen Tuncer’in sarılmamasının sebebi ne? İkisi de devlet sanatçısı değil. Biri daha popüler olduğu için böyle bir hak tanınıyor mu?
Tijen Mergen denilen eski Türkiye kalıntısı biri, kampüste dolaşırken "Türkiye’nin küçük bir yansımasını" görmüş. Çarşaflı öğrenciler, anneler, takke takan babalar... Yıllarca emek verip, belki dişinden tırnağından artırıp çocuklarının o gurur gününü yaşamaya gelen binlerce Anadolu insanı.
Peki yazarımız ne diyor bu manzaraya? "Daha çağdaş bir portre görmek isterdim. İçim burkuk seyrettim."
İşte tam bu satırlarda, bu topraklara on yıllardır dayatılan o sakat zihniyetin en çıplak halini, en acınası mantık hatasını görüyoruz.
Aynı yazar, yazısının sonunu nasıl bağlıyor dersiniz? Şöyle: "Bir gün... farklılıkların sadece zenginlik olarak görüldüğü; daha özgür, daha çağdaş, daha kapsayıcı günlere kavuşacağımıza inancım tam."
Ne yaman çelişki!
Bir yanda kampüste gördüğün başörtülü öğrenciye, takkeli babaya bakıp tahammül edemeyecek, "içim burkuldu" diyeceksin; hemen ardından satır sonunda "farklılıkların zenginlik olduğu, kapsayıcı" bir gelecekten dem vuracaksın.
Sizin "kapsayıcılık" anlayışınız sadece size benzeyenleri, sizin gibi giyinenleri mi kapsıyor? Sizin "farklılık" dediğiniz o muazzam zenginlik, sadece sizin izin verdiğiniz, Batı'dan onaylı sınırlar içinde mi kalmalı?
Anadolu’nun gerçeği, kendi evlatlarının mezuniyetine kendi inancının kıyafetiyle, kendi kültürüyle geldiğinde "çağdaşlığa" tehdit oluyor ve içinizi burkuyor; ama janjanlı İngilizce unvanlarla süslü cümleler kurarken "kapsayıcılık" (inclusivity) satıyorsunuz, öyle mi?
Bu bir mantık hatasından ziyade, derin bir kibrin ve iki yüzlülüğün dışavurumudur.
Yıllarca bu ülkenin asıl unsurlarını "çağdaş değil" safsatasıyla üniversite kapılarından, devlet dairelerinden ötekileştirdiler. Kendi kurdukları o steril fanuslarda, sadece kendilerine benzeyenleri ağırladıkları salonlarda Türkiye'nin tapusunu ellerinde sandılar. Şimdi ülkenin önde gelen bilim yuvalarında, hayatın tam merkezinde bu milletin asıl sahiplerini, tüm çeşitliliğiyle karşılarında görünce ezberleri bozuluyor, içleri burkuluyor.
Bırakın burkulsun.
Yeni bir dünya kuruluyor ve bizim neslimiz bunu görecek. Bu topraklarda şekilciliğe hapsedilmiş, dışlayıcı ve seçkinci "çağdaşlık" maskesi çoktan düştü. Gerçek kapsayıcılık, bu milletin kendi öz değerleriyle, inancıyla ve kültürüyle yan yana, omuz omuza yürüyebilmesidir.
Batı'nın "inclusivity" kavramını diline pelesenk edip, kendi ülkesinin vatandaşına yabancılaşan bu hastalıklı zihniyet tarihin tozlu raflarında yerini alacak.
Sabır. Gerçek zenginlik, milletin ta kendisidir.
3,5 yıl boyunca Haluk Levent'in Ahbap Derneği'ni inceleyen "resmî yetkililer" de incelensin!
O kadar itirazlar oldu, görmediniz mi?
158 milyon dolar toplandı.
Mesele para değil, vatandaşın yardımı ve emeği ile garibanın hakkı.
Siz derneği nasıl incelediniz?
⭕️ Duyar kasmaktan helak olan Ece Üner neden suskun?
Oysa ki şu yaşananlar muhafazakar bir dernekte olsaydı edebiyat parçalardı.
Sosyal medyada paylaşım rekorları kırardı.
Şimdi lal! Neden acaba?!
Bayan duyarkasan ve duyarkasanları seven sevgili halkımız bunu da görün.
Kocaeli’nde devletin ilkokulunda yaşı küçük bir erkek öğrenci herkesin gözü önünde siyonist proje Manifest’in şarkısı eşliğinde kadın dansı yapıyor, peki okulun yöneticileriyle öğretmenleri ne yapıyor? Uyuyorlar mı yoksa LGBT’ye itilen zavallı çocuğa alkış mı tutuyorlar?
Cüneyt Özdemir:
🔹Haluk Levent, “Borcu bir gün sonra zaten kapatacaktık. Bunun adına usulsüzlük diyebilirsiniz ama yolsuzluk diyemezsiniz” diyor. Bak buna inanan adamlar çıkar biliyor musun? Yarın görürsün bak sosyal medyada. "Ya adam kapatacakmış zaten, bak ona hükümet operasyon çekmiş" diyen çıkar.
Haluk Levent aslında AK Parti, pardon Refah Partisi gençlik kollarında yetişmiş bir isimdi.
Ailesi Milli Selamet Partisine gönül vermişti. Kendisi AK Parti’nin kurucularından biri olarak Afyonkarahisar’daki toplantıda bile hazır bulunmuştu.
Konserlerine “ Ümmet uyuma, kardeşine sahip çık” sloganıyla başlar, “ Ne Doğu ne Batı, tek yol İslam” diye bitirirdi. Rabia işareti yapmayı ihmal etmezdi.
Ömrü boyunca bu çizgiden hiç sapmadı.Velhasıl… Hiçbir zaman muhalif olmadı…Bu böyle biline.