Şehidimiz yetimmiş. Bir kardeşiyle beraber dedesi tarafından büyütülmüş. Burs verdiği öğrenci de yetimmiş.
Yarın cenaze namazı öğle namazını müteakip Aksaray’da olacak. İmkanı olanlar gitsin. Dedenin elini öpsün, yalnız olmadıklarını hissettirsin.
Namaz Aksaray Ortaköy Hükümet meydanı konağında kılınacak. Namlıkışla Mezarlığına defnedilecek.
Ben infak konusunu için akşam görüşme yapıp detaylı durum öğrenince, gerekirse buradan duyuracağım.
İzmir yanıyor.
Yalnızca ağaçlar değil, simgesel düzenin çürümüş yüzeyi de alev almış durumda.
Yangın her yanı sarmış ama biz, sığlaşmış kültür dünyamızın koridorlarında yankılanan suçlamaların arasında kalmışız:
“Kim yaktı?”, “Kim söndürmedi?”
Zizek’e sorsak bize bu körlüğün ideolojik olduğunu söylerdi. Gerçekliğin kendisi değil, ona nasıl eriştiğimiz sansüre uğrar. Yangını göstermemek, yalnızca devletin başarısızlığını örtmek değil, aynı zamanda halkın gözünü, başka bir tarafa sabitlemek demektir: komplo, sabotaj, ihanet. Böylece halk, hakikatin kendisiyle değil, onun parodisiyle meşgul edilir.
Belki de bu yangını içimizde taşıyoruz.
Ekrana bakıyoruz ama göremiyoruz. Çünkü ekran yalnızca temsilin sahnesidir, yangınsa temsil edilemeyecek kadar hakiki. Lacan’ın deyimiyle: real olan, simgesel olanın sınırlarını delip geçmiştir. Ama biz hâlâ gösterenlerle oyalanıyoruz.
“Kim yaktı?” diye soruyoruz, çünkü "neden yandık?" sorusu çok daha yakıcı.
Konuşamıyoruz çünkü ortak bir simgesel düzlemimiz kalmamış.
Ormanlar yanarken, biz birbirimizin dumanına bakıyoruz.
Çeşme yanıyor. Dört bir yanından ateşle çevrilen yalnızca Ege değil; içinde yaşadığımız simgesel düzen de duman duman çöküyor. Ağaçlar, kuşlar, serinlikler… Hepsi gidiyor. Ve biz bu yok oluşu, televizyondan seyredemiyoruz. Çünkü artık hakikati görmemize izin verilmiyor. Daha doğrusu, görmek istemeyen gözlere fazla gelmesin diye susturuluyor. Ama öyle özel bir nedeni yok ha! Sadece cahillik...
Yangın, bastırılmış olanın gözümüzün içine baka baka geri dönmesi. Bu gerçek, temsil edilemez. O yüzden biz de temsillere sığınıyoruz. “Kim yaktı?”, “Kim söndürmedi?” Bu sorular, asıl soruyu örtmek için varlar.
Oysa asıl mesele ne sabotaj ne ihmal.
Asıl mesele: iklim krizi.
Fosil yakıtların, kapitalist üretim ve tüketim zincirlerinin, ölçüsüz kâr hırsının dünyayı nasıl ateşe verdiği. Bu yangının nedeni karbon. Bu yangının nedeni biziz.
Ama bunu konuşamıyoruz. Çünkü kutuplaşma, düşünceyi yüzeyselleştirir. Çünkü cehalet, gerçekliğin karmaşıklığına dayanamaz. Çünkü bilgi yerine bağırış seçildi bu ülkede. Orman yanarken ekran kararıyorsa, bu yalnızca sansür değil; ortak düşünce alanımızın kurumuş toprağıdır.
İklim krizi artık bize haber bültenlerinde değil, ağaçların çığlığında konuşuyor.
Yangınlar spontan, kendiliğinden çıkıyor. Bilimsel veriler bunu gösteriyor. Ama biz, hâlâ fail arıyoruz. Çünkü birinin kötü niyetiyle yüzleşmek, sistemin bütününe bakmaktan daha kolay.
Pessoa bu yangını görseydi, şöyle derdi belki:
“Alevler göğe yükselirken, biz hâlâ bir diğerinin gölgesine kızıyoruz.”
Böylece en büyük gerçek, en görünmezi oluyor: Ülke yanıyor.
Ve ülkenin yönetimine talip olanlar birbiriyle didişiyor.
Ülkenin düşünce iklimi bir bebeğin zihninden hallice: Güzelliklerin nedeni ben, kötülüklerin sebebi sensin! Başka deyişle meme veren anne iyi, vermeyen kötü!
Evel'Allah bu felaketten de cahilliğimizi koruyarak çıkacağız!
'Elektrik çetesi' soyuyor, can alıyor, orman yakıyor!
İzmir Valisi, Çeşme'deki yangının elektrik tellerinden çıktığını açıkladı. Bölgeye elektriği Aydem Enerji'nin şirketi Gediz dağıtıyor. Aydem her yönüyle berbat bir şirket zaten. Özelleştirme ile büyüdü.
Bakım sorumluluğu onlarda. Ama yıllardır şikayetlere rağmen düzgün yapmıyorlar. 12 Temmuz 2024'te İzmir'de açıkta bırakılan kablolar yüzünden de yagmurda iki kişi yaşamını yitirmişti.
Elektrik dağıtım ihalelerini alan diğerler şirketlerde aynı. Kamudan milyarlarca lira transfer ediliyor. Faturalar sürekli zamanıyor. Santrali olanlar şimdi de zeytinlik alanları istiyor. Ama yatırıma, bakıma, hizmete gelince parmaklarını kıpırdatmıyorlar. Zaten çok azı vergi ödüyor.
Bu şirketler memleketin sırtında ağır bir yük, bir kara delik haline geldi artık. Doyuramadığımız gibi, bir de can alıp orman yakıyorlar.
Foça, Atatürk Mahallesi, Poyraz caddesinden anlık. Bunları konuşmanızı istemeyenler pkk, ateşin çocukları falan diyor. Rüzgar ve sıcakla gevşeyip kıvılcım atan gediz aş elektrik hatlarının memleketimizi yakmasını izliyoruz, yarım akıllılar ise öfkeyi onlardan alma gayretinde
Leman Dergisi çalışanları tutuklamaya sevk edilmişti. Şimdi sevk yazısını paylaşıyorum.
Savcı, “karikatürde şehrin bombalanmasından Hz. Muhammed ile Hz. Musa’nın sorumlu tutulduğunu” iddia etmiş. Bu gerekçeyle tutuklama talep etmiş!
Yok artık yahu! Gerçekten yok artık!
Mülakat mağduru bir öğretmeni aşağılayan, salondan çıkartan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, konuşan öğretmeni “ahlaksızlık” ve “megalomanlıkla” suçluyor!
Siz çocukları eğitmekle değil, kendinizi alkışlatmakla meşgulsünüz!
Bir eğitimci bunu nasıl yapar?
#YusufTekinAlgıYapma
Bir bilim insanı, bana göre şu büyüklükte deprem olacak ya da olmayacak diyebilir mi?
Bu tarzda konuşan bir insan bilim adına konuşmuş sayılır mı?
Böyle zulüm olur mu?
Sırf reyting için bize bu zulmü niye yapıyorsunuz.
Bir deprembilimcinin muhatabı üniversitelerdir, belediyelerdir... Halk değil!
Deprem olacak dikkatli olun demek, ne demek? Kentsel dönüşüm, imar planı, imar affı halkın sorumluluğunda mıdır?
Bu ülkenin üniversiteleri, belediyeleri, kamu erki ne için var?
Velev ki üniversitelerden ya da belediyelerin ilgili birimlerinden bilgi istemek yerine bir sismolog konuşturacaksınız:
Falan ekole, filan makaleye göre depremin olup olmayacağı, büyüklüğü şöyle şöyledir; diğer makale ve ekollere göre olsalık şudur diye konuşması gerekmez mi?
...
Televizyoncusu, bilim insanı, üniversitesi, akademesyini, politikacısı...
Hepsi aynı ülkeye olur mu ya?
Felek, gözün kör mü?
Bu nasıl dağılım?
Atama bekleyen öğretmen sayıları aşağı belirtilmiş. Bunca öğretmene 15 bin atama mi verdiniz gerçekten? Liyakatten bahsederken önce ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİĞE SON VERİN!!!
@Yusuf__Tekin#Ya2024eEkAtamaYaistifa
EMİNE DE CANINA KIYDI
Giresun Yağlıdere’de yaşayan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Emine Sarıaydın, 84 puan almasına rağmen atanmadı.
Yaşadığı zorlu süreci atlatamayan Sarıaydın jandarmayı arayarak ‘Ailem sorumlu değil’ dedikten sonra yaşamına son verdi.
Masquerade Club tadilatındaki yangında hayatını kaybeden işçilerden 13'ünün ismi:
Kadir Orhanoğlu, Atanur Aladağ, Mehmet Okumuş, Özkan Baş, Gökhan Yıldırım, Alparslan Salih Derelioğlu, Sinan Yılmaz, Ahmad Kabas, Ahmet Sever, Barış Güngör, Emrah Demiroğlu, Yılmaz Kıhrı, Akin Kıhrı
Fikret Kızılok 1987 yılında TRT’de yayınlanan “Cumartesiden Cumartesiye” adlı çocuk programında “Gölgem” adlı şarkısını söylüyor. Diğerleri de Bülent Ortaçgil ve Erkan Oğur. 🖤