Kanal İstanbul’un neden olacağı yıkımı hep beraber daha görünür kılalım.
İstanbulun mevcut tarım topraklarını, içme suyu barajlarını, ormanlık ve mera alanlarını yok edecek olan girişimin adıdır Kanal İstanbul.
Yıllardır “Ya Kanal, Ya İstanbul” mücadelesi veren ve bedel ödeyen vatansever Şehir Plancısı meslektaşlarıma selam olsun.
https://t.co/vguJuLMYU3
@ekrem_imamoglu@REmrahSahan@tayfun_kahraman@akgungurkan@ramazangulten_
Bir kere Üsküdar’da Marmaray’dan vapura geçememiştim, aradan sel aktığı için. İBB Üsküdar’ın sel sorununu çözdükten sonra her yağmurlu havada aklıma o günkü çaresizliğim ve bunun nasıl çözüldüğü geliyor. Şafak Başa’yı ismen bilmiyordum, ismen de teşekkür etmiş olayım.
İmamoğlu ne yaptı ki deprem için diyen tasmalı troller;
-Kiptaş’la binlerce konut maliyetine dönüştürüldü
-Şehirdeki sıkış tıkış dönümlerce düzensiz keşmekeş cadde sokak açık ferah meydanlar haline getirildi (Eminönü meydanı gibi)
- İktidarın rezidence site dikmek için göz diktiği alanlar kocaman kent ormanlara dönüştürüldü (Sarıyer Kent Orman, Kemerburgaz kent orman gibi)
- şehirdeki onlarca viyadük geçit köprü güçlendirildi
- Kanal İstanbul gibi kentin köküne dinamit koyan projelere karşı devasa hukuk savaşı verildi, durdurma kararı alındı (iktidar inadına bu talana devam ediyor)
- Trafik sorununa karşın bütün engellemelere rağmen yurtdışı krediler ve fonlar bularak yarım kalanlar dahil 10 metro inşaatına devam edildi, yarısı hizmete açıldı bile
- kapsamlı çalıştaylarla uzmanlar ve vatandaşlar buluşturuldu, toplumsal farkındalık ve devlet desteği için kamuoyu oluşturuldu
-Şişli gib ilçelerde yapılması planlanan talan projeler mühürlendi (mühürleyen Belediye başkanı kodese tıkıldı)
Ezcümle, 20 milyonluk, her köşesi rantla talan edilmiş bir kente bütün engellemelere rağmen 6 yılda yapılabilecek her şeyi yaptı.
İnşallah en kısa zamanda çıkıp hizmetlerine kaldığı yerden devam edecek. Yeter ki bu zulüm bitsin!
Bu çocuğun adı Berkay Gezgin.
“Her şey çok güzel olacak” diyerek herkese umut aşılayan bir genç.
12 gün önce Berkay’ı tutukladılar!
Gençlikten, umuttan bu kadar korkuyorlar.
Susturmak için bedel ödetiyorlar.
Adını da yüzünü de unutturmayız!
#BerkayGezgin
#BerkayGezginiSerbestBırakın
Sayın adalet bakanı @yilmaztunc ben size tek şey sormak istiyorum; Mahir Polat sizin kardeşiniz olsaydı bir hücrede gece yarısı tansiyonu 24 (ölüm riski) olsaydı ve bu risk sürekli tepenizde dursaydı. Hücreden infaz memurlarını çağırması revirde 1 saat bekleyip, üstüne 1 saat kapalı araçla hastaneye gönderilseydi. Allah korusun bu süre içinde geri dönülemez bir noktadan şans eseri dönseydi yine aynı cümleleri yazabilir miydiniz?
Benim kardeşim hükümlü değil tutukludur, insani olarak başka adli kontrol süreçleri altında yargılanması mümkün iken bu insani adımı neden @mhrpolat dam esirgiyorsunuz? #MahirPolatıSerbestBırakın
Konca Kuriş videosunu döndürmeyin. Herkes biliyor. Yakınlarına, geride bıraktıklarına azap çektirmekten gayrısına hizmet etmediği gibi şeriatçı yamyamların eğitim kasetini yaymış oluyorsunuz.
Yakın zamanda üst üste kalp ameliyatları geçirdi! Biliyorsunuz!
Dosyasında tek bir delil yok! Biliyorsunuz!
Bile bile suçsuz bir insanın sadece özgürlüğüyle değil, HAYATIYLA oynuyorsunuz!
Mahir Polat’ı derhal serbest bırakın!
#MahirPolatıSerbestBırakın
🇹🇷 Dünya Şampiyonası’nda 4 boksörümüz madalyayı garantiledi! 💪
Büyük Kadınlar Dünya Boks Şampiyonası'nda ringe çıkan milli sporcularımız Busenaz Sürmeneli, Hatice Akbaş, Buse Naz Çakıroğlu ve Büşra Işıldar yarı finale çıkarak madalya almayı garantiledi.
🔗 https://t.co/I6Efl2h9GF
Bugün Bolu’daki faciada hayatlarını kaybeden 30 yıllık dostum Prof. Dr. Atakan Yalçın ve kızı Derin’i toprağa verdik.
Atakan birçok özelliğinin yanında iyi bir vatandaştı. Devlet okullarında okumuş, yurtdışında doktora yaptıktan sonra bir an bile tereddüt etmeden Türkiye’ye dönüp bilim dünyasına katkıda bulunan, binlerce öğrenciye dokunmuş iyi bir vatandaştı. Kurallara ve topluma saygılı, ülkesini seven, kızlarına da aynı terbiyeyi veren iyi bir vatandaştı. Tek isteği, kızlarına yine bu ülkede iyi bir gelecek sağlamaktı. “Kızlarım üniversiteyi bitirsin, sonra ben de emekli olurum” diye hayal kurardı. Bugün kendi ve kızı için kurduğu hayalleri de toprağa verdik.
Bu ülke çoktandır en basit, en hak edilmiş şeylerin bile hayalini gerçekleştirmenize izin vermiyor. Güvensizlik, güvencesizlik kol geziyor. Sağlık güvenliğimiz yok; sosyal güvenliğimiz yok; veri güvenliğimiz yok; gıda güvenliğimiz yok; sınır güvenliğimiz yok; bina güvenliğimiz yok; trafik güvenliğimiz yok; sokak güvenliğimiz yok. Kısaca can güvenliğimiz yok. Ülkeyi yönetenlerin güvenlik kelimesini en fazla kullandığı bu dönemde başta bebeklerimiz, çocuklarımız, kadınlarımız olmak üzere hiçbir güvenliğimiz yok.
Kemal Tahir “Rahmet Yolları Kesti” romanında “hükümetler güçsüzleştiği zaman eşkıyalar baş gösterir” yazar. Bugün her türlüsüne şahit olduğumuz başıboşluğun, eşkıyalığın sebebi devletin kurumlarının ve ülkeyi yönetenlerin her şeyiyle çökmesidir.
Kelimenin her anlamıyla çökenlerden biri de Kültür ve Turizm Bakanı’dır. Kendisinin de bürokratlarının da bal gibi bildiği gerçek, bakanlığının Bolu’daki facianın neredeyse tek sorumlusu olduğudur. Sayın Ersoy bunu hem bakan olarak çok iyi bilir, hem otel sahibi olarak çok iyi bilir hem de 79 kişiye mezar olan oteli pazarlayan acenteci olarak çok iyi bilir. Suçlu olduğu her halinden ve her belgeden belli olan biri olarak tavırları bir bakanı değil ancak karakter zaafı olan bir suçluyu andırmaktadır.
Kabile devletlerini bir kenara bırakırsak, yurtdışında böyle bir durumda ilgili bakanın hemen özür dileyip istifasını sunduğunu görürsünüz. Haysiyet, şeref, ahlak gibi kavramlar bunu gerektirir. Sayın Ersoy’dan özür dilemesini, hele hele istifa etmesini beklemek bu karakter özelliklerine uzak olduğu için boşunadır.
Kendisi, diğer bürokratlar gibi, son kullanma tarihi gelince affedilecektir. Affını isteyemeyecek, affını istemesi istenecektir. Ama karakteri bunu bile dert etmesine izin vermemektedir.
#Bolu
#bolukartalkaya daki yangın Japonya'da da büyük haber oldu. Bir Japon bu olay hakkında şöyle bir yorum bıraktı:
"Geçmişte Japonya'nın da bu tür büyük ölçekli bina yangınlarından çok sayıda can kaybı yaşadığını unutmamalıyız. Ancak şu anda, yasal reformlar ve Japon halkının yasalara saygılı ruhu sayesinde olay sayısı önemli ölçüde azaldı. Can kaybı sayısının daha fazla artmamasını ve sebebinin araştırılmasını içtenlikle umuyorum."
Yanan otelden bu kadar yurttaşımızın ölü bedenleri çıkarılırken karşısındaki otelin pistinde kayak yapan şuursuz ve insanlığını yitirmiş alçakların görüntüsünü esefle izledim.
Rahmetli babam anlatmıştı. 1960'larda Ankara'da Kızılay'ın ortasında bir cinayet işleniyor. Ceset yerde ve üzerine gazeteler örtülmüş. Gazetelerin yanından kaldırımın eğimiyle bir kan gölü oluşuyor. Olay yerinde meraklı kalabalık birikmiş. Oradaki bir vatandaş gözlerini dikmiş, elindeki kese kağıdından aldığı kabak çekirdeğini çitleyip kabuklarını cesedin yanındaki kan gölüne atıyormuş. 5-6 çekirdek kabuğundan sonra adamın etrafındakiler, "ne yapıyorsun kardeşim sen?" deyip adamı uzaklaştırıyorlar.
Şu günlerde kan gölüne çekirdek kabuğu atan o adam gibiyiz. Yabancılaşmış, kendini kaybetmiş ve alçaklığımızın doruğunda!
Dünya tatlısı canım Arkadaşım Prof. Dr. Atakan Yalçın’ı çıkan yangında kaybettik. Arkadaşları ve mesai arkadaşları olarak Çok ama çok üzgünüz.😔 Atakan’ı tanımayan çok insan var ama onun tanınmasını çok istiyorum 😔 Atakan Türkiye’nin en başarılı öğrencilerindendi ve Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği mezunu idi. Benim iki dönem üstüm olduğu için Üniversite’de tanışmamıştık. Ama ben 22 yaşında iken Doktora programında tanışma imkanı bulduk. 28 yıllık can arkadaşımdı. Bana doktoranın ilk yıllarında can dostu oldu. Hep yol gösterdi. Son derece disiplinli bir çalışkanlığı vardı. İnci gibi yazısıyla inanılmaz muntazam notlar alırdı. O zaman yaşımız küçüktü belki ama Atakan’nın çok iyi bir yönetici olacağı o zamandan belliydi. İnsan ilişkileri çok iyiydi. Benden iki yıl önce mezun oldu ve Türkiye’de Koç Üniversitesinden aldığı teklifi kabul etti. O gidince Boston yalnızlaştı. Hoş sohbeti, babacan arkadaşlığı, dostluğu o kadar yer etmişti ki yokluğu da o ölçüde hissedildi. Koç Üniversitesinde çok başarılı yıllar geçirdi, sonra Özyeğin Üniversitesine geçti ve Dekan oldu. Uzmanlık alanı Varlık Fiyatlama Modelleri idi. Bu alanda bir çok değerli yayın yaptı. Onlarca öğrencinin hayatına dokundu…. Ama Atakan sadece iyi bir akademisyen, iyi bir hoca, iyi bir arkadaş değildi, Atakan aynı zamanda bir entelektüeldi. Konular hakkında derinlemesine bilgili olmayı çok severdi. Aynı zamanda hayatı çok seven bir insandı. Bir çok hobisi vardı. Gençken çok basket oynardı, en büyük hobilerinden biri dalış ve balıkçılıktı. Balık restaurantlarını çok sever, denizden ne çıkarsa yerim derdi. Deniz ile ilgili her türlü detayı ona sorabilirdiniz. Türkiye Finans alanında çok iyi bir akademisyeni kaybetti. Bizler ise çok iyi bir arkadaşımızı. Cenaze ile ilgili bilgiler belli olunca buradan yazarım. Üzüntümüz çok büyük. Gün içinde haberin doğru olmamasını çok diledik. Çok mert, çok cesur, çok zeki, akıllı, çalışkan bir insanı canım arkadaşımızı kaybettik. Keşke bir rüya olsa ve uyansak 😔😔😔
Bugün Sağlık Bakanlığı’nın Normal Doğum Eylem Planı isimli bir plan duyurduğunu öğrendik.
Kadınların nasıl doğurması veya doğurmaması gerektiğine, ne zaman doğurup doğurmayacağına ve kaç çocuk yapacağına karar vermek devletin görevi değildir.
Biz hatırlatalım, devletin görevi kadınların bedensel ve doğurganlık haklarını tesis etmek, kendi bedenleri ve hayatları üzerindeki söz hakkını korumaktır.
Hükümet öncelikle bizleri sürüklediği bu ekonomik krizde üzerimize yıkılan bakım emeği için sürdürülebilir, kapsamlı ve eşitlikçi mekanizmalar ve politikalar üretsin! Hakkımız olan kürtaj hakkının önündeki fiili yasakları kaldırsın!
Bedenlerimiz üzerindeki karar ve söz hakkımız bizim, vazgeçmiyoruz.
Ahlak düzeni sağlam olmayan ve soyguncularıyla başa çıkamayan bir toplum -ruhunda artakalmış barbarlık duygusunun da baskısıyla- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
André Maurois