Bir psikolog olarak söylebilirim ki; frekanslarınız birbiriinden çok farklılaşmaya başladığında bir noktadan sonra ilişkiniz, birbirinizi büyüten bir bağ olmaktan çıkıp bir tarafın diğerini taşımaya çalıştığı yorucu bir döngüye dönüşebilir. O yüzden zıt kutuplar birbirini çekmez, tam tersi bir süre sonra itmeye başlar.
Sorunlu insanlarla muhatap olmamak bir kibir değil, bir öz bakım pratiğidir. Size doğru üslup, saygılı iletişim ve kendinizi güvende hissettiğiniz açık bir etkileşim ortamı sunmayan kimse, sizin varoluşunuza erişememelidir.
İnsanların en çok kıskandığı şeyin mal, mülk, servet ya da statü olduğunu düşünmüyorum. Onların en çok kıskandığı şey kendinizden memnun ve tatmin dolu olmanız, güzel bir ailenizin, düzenli bir hayatınızın, kendinize ait sade hobilerinizin olması, yani kendiniz için yaşama lüksüne sahip olmanızdır. Bunun kaynağı ise modern dünyanın “kusursuz değilsen hiçsin!” şeklindeki sahte dayatmalarından özgürleştiğiniz, kimseye kendinizi savunmadığınız, kimsenin onayı için kendiniz olmaktan geri adım atmadığınız, utanç, korku ya da yönlendirmeyle değil özgür bir birey olarak herkes kadar saygıya layık, herkes kadar güzel bir yaşam sürme hakkına sahip olduğunuz bilincine ulaşmanızdır. İşte bu güleryüzlülük, bu mental sağlık ve bu ruhsal zenginlik herkeste yoktur, bu yüzden dikkat çeker ve sineye çekilemez.
Kaçırılmış bir hayatın ağırlığı, başka bir yaşamın mümkün olduğunun farkındayken, saçma bir hayatın içinde sıkışma, varoluşuna uygun olmayan bir ortamda seni hiç anlamayan insanlarla yaşama zorunluluğu. İşte bu, ruhun ağır ağır ölümüdür.
Daha olgun , Duygusal zekası yüksek ve empatik insanlarla konuşmaya başladığınızda, sorunun sizde olmadığını anlamaya başlarsınız. Çünkü olgun olmayan kişiler hayatı da ilişkileri de zorlaştırır.