Yurtdışında üniversiteden sonra hayat kuran expatlarda iki mutsuzluk tuzağı görüyorum:
1. “Ben zaten bundan kaçtım” deyip geldiği kültürü, dili ve insanları toptan reddetmek.
2. Yeni kültürü reddedip, sırf tanıdık geldiği için kendi ülkesinde arkadaş bile olmayacağı insanlarla bir çevre kurmak.
Birinci uçta insan entegrasyonu, kendi geçmişini silmek sanıyor.
Kendi ülkesinden insanlardan özellikle uzak duruyor. Geldiği yerdeki her şeyi kötülüyor. Yeni ülkesindeki açıkça kötü şeyleri bile “ama burada sistem böyle, mutlaka bir sebebi vardır” diye savunuyor.
Bir noktadan sonra entegrasyon değil, insanın kendisini sürekli sansürlemesi oluyor.
Diğer uç da aynı derecede yorucu.
Yeni ülkenin insan ilişkilerini, alışkanlıklarını, kültürünü baştan reddedip küçük bir memleket simülasyonu kuruyorsun. Bazen sırf tanıdık geldiği için, kendi ülkende olsan arkadaş bile olmayacağın insanlarla yakınlaşıyorsun.
Çünkü tanıdık olan şey, iyi olandan daha güvenli geliyor.
Oysa bence yurtdışında yaşamanın en güzel tarafı tam tersi:
İki dünyanın da en iyi taraflarını arsızca almak.
Bazı şeyleri sadece büyüdüğün kültürden insanlarla yaşayabilirsin. Bazı şeyleri ise ancak sonradan içine girdiğin kültürde keşfedersin.
Bazı düşünceler anadilinde daha iyi çıkar ağzından. Bazıları İngilizce’de, Hollandaca’da ya da başka bir dilde. Bazen de tamamen keyfin nasıl isterse.
Bunun tutarlı olması gerekmiyor.
İki kültürlü bir hayatın amacı iki dünyayı kusursuzca birbirine kaynaştırmak da değil. Bazen iç içe geçerler, bazen tamamen ayrı kalırlar.
Bilinçaltı zaten hangi dilin, hangi insanın, hangi kültürün sana ne zaman iyi geldiğini çoğu zaman biliyor.
Onu susturan şey ego, yalnızlık ve “ben artık buraya aitim / oraya ait değilim” diye kendimize anlattığımız hikâyeler.
Kimseye kültürel tutarlılık borcunuz yok.
1 haftadır vergi iadesi beyan edeceğim diye canım çıktı. İki farklı LLM, 3 farklı vergi platformu kullandım. Her işlemi 2-3 defa kontrol edip sonuçları birbirleriyle kıyaslattım.
En sonunda platform gitti yine yanlış değerlerle yolladı.
1 haftadır vergi iadesi beyan edeceğim diye canım çıktı. İki farklı LLM, 3 farklı vergi platformu kullandım. Her işlemi 2-3 defa kontrol edip sonuçları birbirleriyle kıyaslattım.
En sonunda platform gitti yine yanlış değerlerle yolladı.
Bir noktayı daha unutmuşum. Servis tepsisi vermiyorlar, yani kola, patates, hamburger (artık ne sipariş verdiyseniz) hepsini büyük bir kese kağıdı torbaya doldurup uzatıyorlar. Sizde masada onu yırtıp üzerinde yiyorsunuz. (çevrecilik adına mı, yoksa adam kerizleme mi bilemiyorum)
Hamburgeri iyi ancak
1. Almanya için bile pahalı, Türkiye'de tek hamburgere 12-13€ kolay kolay verdirtemezsiniz.
2. Ödenen para karşılığında banyo dekorasyonunda yemek yiyorsunuz.
3. Türkiye'de çok daha güzel hamburger yapan yerler var. Eksikliği hissedilecek bir yer hiç değil
Örneğin bir uygulama veya projemden bahsedince insanlar takip ediyor, geliştirebileceğim yerleri söyleyip samimice öneri ve destek veriyor. Bu medyada (X) mümkün değil artık.
Eskisi gibi X de pek okuyor/yazmıyorum. Ortamı oldukça zehirlenmiş, üstüne mavi tıklılar para kazanmak için ilgi işçiliği yapıyor. Bluesky'da (fanus bile olsa) çok daha mutluyum.
Atilla Yeşilada'dan Z kuşağı çalışanlarına ve iş dünyasına tokat gibi tespitler:
🔷 Şirketlerin sunduğu esnek çalışma modelleri ve oyun alanları, daha uzun saatler mesai yapmanız için tasarlanmış birer tuzaktır.
🔷 Kendini vazgeçilmez sanan Z kuşağı beyaz yakalılar, ilk ekonomik daralmada yerlerini yapay zekaya bırakacak.
🔷 Sürekli iş değiştirmeyi kariyer basamağı sananlar, sadakat aramayan ama tecrübeye de değer vermeyen bir sistemin kurbanı olacak.
🔷 Bugün aldığınız maaşla lüks kafelerde harcama yapmak, sizi orta sınıf yapmaz, sadece geçici bir illüzyonun parçası yapar.
🔷 Kendi yetenek setini her yıl güncellemeyen her çalışan, modern iş pazarında hızla değersizleşmeye mahkumdur.
🔷 Patronların vizyonsuzluğundan şikayet eden kitlelerin büyük kısmı, kendilerine alan açıldığında ne yapacağını bilemeyecek kadar üretkenlikten uzak.