Kene hakkında yanlış bilinenler:
- Vücudunuza tutunmuş keneyi görür görmez çıkartın. Bekleme süresi arttıkça patojen bulaşı riski de artar.
- Cımbız veya forseps ile deriye yakın bölgeden tutup sabit hızda, düz bir şekilde çekin. Ağız parçaları deride kalırsa onları da çıkartın. Çıkartamazsanız endişelenmeyin, kene bir örümceğimsi (araknid) olduğu için tükürük bezleri gövdesindedir, ağzında değil.
- Bölgeyi ve ellerinizi sabunlu su ve antiseptik ile temizleyin.
- Bir tane gördüyseniz başka keneler de olabilir. Tüm vücudunuzu kontrol edin.
- Tarihi not alın, mümkünse kenenin fotoğrafını çekin.
- Sonraki günlerde ateş, halsizlik, döküntü gibi belirtileri takip edin.
Neler yapmamalısınız?
❌ Keneye alkol veya kolonya dökmeyin. ❌ Keneyi yakmayın. ❌ Keneyi döndürerek çıkarmayın. ❌ Kenenin gövdesini ezmeyin.
❌ Kene düşsün diye beklemeyin.
❌ Kene hastanede çıkartılsın diye beklemeyin.
Amacımız keneyi mümkün olduğunca erken sürede gövdesini ezmeden çıkarmak, sonrasında da olası belirtileri takip etmek.
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Anti-Kemalist sol, Alevileri fazla Atatürkçü bulduğu için sevmez, mesafeli yaklaşır.
Ulusalcı ve Beyaz Türk CHP çevreleri ise Alevileri, Atatürkçü oldukları için/ölçüde kabul eder; ancak onlara hiçbir zaman tam anlamıyla güvenmez. Bu nedenle Aleviler sürekli bir sadakat testine tabi tutulur. Bir Alevi ancak “Aleviler öz Türktür”, “Dersim’de katliam yaşanmadı” ya da “yaşananlar hak edilmişti” ve “Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini dile getirmesi mezhepçiliktir” gibi yanıtları verdiği sürece testi geçer ve kabul görür. Fakat en küçük itiraz, en küçük aykırı ses, bu kabulün hızla geri çekilmesine yol açabilir.
Ancak bu testi geçmek bile ulusalcı-Beyaz Türk çevrelerdeki Alevifobiye melhem olmaya yetmez. Çünkü mesele aynı zamanda sosyal ve sınıfsaldır. Çünkü “orta sınıf, şehirli ve Cumhuriyet’in taşıyıcısı” gruplar için Aleviler köylüdür, taşradır, çeperdir; şiveleriyle, kültürel pratikleriyle ve bağlamalarıyla onlara yabancı bir toplumsal dünyayı temsil ederler.
Daha önceki yazılarımda da değindiğim bu gözlemleri doğrular nitelikte, son dönemde sosyal medyada, aşağıdakiler gibi açık isimlerle yapılan çok sayıda paylaşım görüyoruz. Bir zamanlar daha örtük biçimlerde ifade edilen bu Alevifobik söylemler, CHP’li cenah içinden bugün giderek daha pervasız ve görünür hale geliyor.
CHP kendi içindeki bu çelişkilerle yüzleşemezse ne gerçek bir sosyal democrat parti olur ne de bu ülke için gerçek bir değişim umudu. Ama gelişmeler tam tersi istikamette ne yazık ki.
Biz ne yaşıyoruz Allahaşkına! Ülkenin yarısından çoğunun tüm vatandaşlık hakları askıya alındı. Sadece vergi vermekle yükümlü kılındık. Söz hakkımız yok, oy hakkımız yok, seçeneğimiz yok, adalet talep etme hakkımız yok, çocuklarımızın geleceği yok, anayasanın tanıdığı tüm haklarımız gasp edildi…Sahi biz ne yaşıyoruz böyle!
Forvet olan İcardi ve Osimhen'in bu sezon Lig'deki toplam gol sayıları 27.
Mevkisi forvet olmayan Talisca ve Asensio'nun ise toplam gol sayısı 30.
İcardi ve Osimhen'e tapılıyor. Talisca ve Asensio ise sadece gol attıkları gün övgü alıyor. Üstelik Talisca ve Asensio'nun maliyeti diğerlerinin çeyreği kadar değil. Üstelik ikisi de önemli sakatlıklar geçirdi.
Osimhen'lerin maliyetleri tartışılmazken, bizde kimlerin kimlerin tartışıldı, biliyorsunuz.
Valinin Oğlu
Fransız Lisesinde okuyor,
Lüks tatiller yapıyor,
Gençlik merkezinde özel odası bulunuyor,
Uyuşturucu vs herşey var,
Silahlı geziyor,
Kızlara tecavüz ediyor,
Gülistanın kafasına sıkarak öldürüyor,
Gülistanın Kız arkadaşı barajda ölü bulunuyor.
Ve bu yaratıktan Devletin haberi olmuyor.
Haberi olmaması mümkün değil
Babası Hükumet tarafından atanmış bir Vali,
6 yıldır çözülemiyor,
Birden paket açılıveriliyor..
***
Ülkemiz gerçekten Yetim ve Kimsesiz halde,
Çok kötü Üvey Baba yada üvey Annenin eline düşmüş,
Artık hersey onun insafına kalmış durumda..
Ve tabii yine hiç bir İstifa yok,
O Katil Babayı o makama kim tayin etti,
Kim en yüksek,
Bürokratik Devlet Memuru görevine layık gördü.
Ah benim Cennet Vatanım,
Bir iki Kişinin elinde yok olup gidişin içimi parçalıyor..
Müslüman ve Milliyetçiler bu arada..
Ama Çocuklarını,
İmam Hatip Lisesine değil,
Türk Okul Liselerine değil..!
Ecnebi Fransız Amerikan İngiliz
Hristiyan Okullarına gönderirler..
Neden, Dindar nesil yetişsin diye.(!)
Yersen.. Yersin Yersin...
Bu kadar Gerizekalı bir Toplum tamda böyle idare edilir..
Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli'ye,
Sapkamı çıkarıyor önlerinde eğiliyorum..
Bir İngilizin yapamadığı yaptınız,
Bir Yunanın yapamadığını yaptınız.
Bunları yaparken de kendinizi,
Gerizekâlı topluma bir güzel alkışlattınız.
Bravo..
Tebrik ederim sizleri..
Fatih Yazar
Alıntı
Sorgulayın olmadığını göreceksiniz;
Kızıldeniz hiç bir zaman ikiye ayrılmadı..
Ay hiç bir zaman ortadan ikiye bölünmedi..
Hiç kimse katırla gök yüzüne çıkmadı..
Balığın karnında kimse 40 gün yaşamadı..
Asa yılana dönüşmedi..
Karınca konuşmadı..
Hiç kimse ölüleri diriltmedi..
Hiç kimse 30 metre boyunda olmadı..
Dünya hiç bir zaman sular altında kalmadı..
Tüm canlıları kurtaracak büyüklükte gemi hiç bir zaman yapılmadı..
Hiç bir din köleliği yasaklamadı..
Kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmadı..
Odunlar hiç bir zaman balığa dönüşmedi..
Ruh diye bir şey yoktur..
Cennet ve Cehennem yoktur..
Cinler yoktur..
Melekler yoktur..
Şeytan yoktur..
Dışişleri Bakanlığı’nın ABD Ankara Büyükelçiliği’ne gönderdiği referans mektubu tam anlamıyla skandal!
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ABD Büyükelçiliği’ne hitaben kullandığı ifadelere bakın:
“Saygılarını sunar”
“Nazik yardımlarını rica eder”
“Şeref duyar”
“En derin saygılarını yineler”
Müstemleke ülkeler bile böyle referans metkubu yazmaz!
Yıllarca Süper Vali diye el üstünde tuttuğunuz, yetmedi halk iradesini gasp edip Kayyum yaptığınız en parlak bakanınızın en yakın dostunun oğlu masum kızımızın ırzına geçiyor, öldürüyor, bütün devleti seferber edip örtbas ediyor.
Siz hala seks kaseti bekliyorsunuz öyle mi?
Mehmet Ağar’ın oğlu AKP milletvekili Tolga Ağar’ın ölümünde adının geçtiği Yeldana Kaharman’ın dosyasını da açacak mısınız? Yoksa orası dokunulmaz alan mı?@abakingurlek
İçeriğin mantıksızlığını tartışmaya bile gerek görmüyorum.
Beni asıl öfkelendiren bu kadar korkunç travmatik bir katliam sonucunda millete hesap vermeleri gerekirken gelmiş bir de ayar vermeye çalışıyor.
Hangi kelimeyle tarif edeceğimi şaşırıyorum.
Bi özel bilgi daha geçeyim
Gülistan Doku’ya tecavüzde hastane kayıtları silinmiş. Dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Çağdaş Özdemir olay olduğu sırada kadın doğum uzmanıymış, sonrasında vali Tuncay Sonel’in isteği üzerine il sağlık müdürü yapılmış
deprem bölgesindeki yardım malzemelerini resmi araçla çalarak satan emniyet müdürü yadigar ışık’tan rabia naz vatan’ın öldürülmesinde delilleri karartan, baba şaban vatan'a deli raporu aldırarak tutuklanmasını sağlayacak kadar gözü dönen akp'li vekil nurettin canikli'ye, evinde çalıştığı akp’li vekil şirin ünal’ın silahıyla intihar ettiği söylenerek dosyası kapatılan nadira kadirova’ya, mehmet ağar’ın biricik oğlu akp’li vekil tolga ağar tarafından cinsel saldırıya uğradığı iddiasından sonra şüpheli intiharı örtbas edilen iletişim öğrencisi gazeteci yeldana kahırman’a, altı yıldır kayıp olan ve dosyasında hiçbir yargısal ilerlemenin olmadığı gülistan doku cinayetinin baş zanlısı dönemin valisi tuncay sonel’in oğluna, ankara'ya çöken suç örgütlerinden araba hediye alan yüksek yargı üyesine... bunlar gibi sayılacak kamuoyuna yansıyan ve yansımayan yüzlerce korkunç örnek sıralanabilir.
tüm bunlar kişisel bir suça iştirakin veya bireysel yolsuzluğun, hırsızlık ve rantın emaresi değil, iktidarın esas karakterini oluşturan suç işleme özgürlüğünün tabiiyetinde olan yöneticiler için, her türden yozlaşma sınırsızlığının ve dokunulmazlığının bir tezahürüne dönüşen gerçeklerdir.
sadece yukarıda ismini zikrettiğim her bir örnek kendi içinde susurluk benzeri bir kirli yapı ve anlayışa, işbirliğiyle gerçekleşen devasa suç organizasyonuna tekabül ediyor. suç ve rantla cezasızlık iklimi içinde işleyen çarkın, tüm kurum ve kişileriyle düşündüğünüzde düzenin nasıl korkunç ve yıkıcı bir pratiğe geldiğini de görebilirsiniz.
nihayetinde 25 yılın sonunda rejim dibine kadar nepotizmi içselleştirmiş, kurumlarıyla çürümüş, yargıyı araçsallaştırarak dokunulmaz bir zırha dönüştürerek, cezasızlığı; yaşayabilmesinin, bekasını devam ettirebilmesinin organik bir varoluşu haline getirmiştir.
hülasası, okullarda çocuk yaşta işlenen cinayetleri iflas etmiş bu çarkın insanı hiçe sayan, umutsuz bırakan, yaşama dair yarınsız ve yoksun kılan, şiddet tekeline dönüşen adaletsizliğinden ayrı düşünmek imkansız. aksine hattı tam da buradan çizerek konuşmamız gerekiyor.
eğitimdeki gericileşmenin vahametini bir kenara bırakarak, dar gelirli öğrencilere bir öğün ücretsiz yemeğin dahi çok görüldüğü, okulların veliler tarafından temizlendiği, lavabolarında sabunun olmadığı bir çürüme ortadayken okulları, çocukları güvenlikçi söylemlerle, okul kapısı önüne ekip otosu koyma akıldışılığıyla korunabileceğini salık veren, “acılarımızı siyasete alet etmeyin” diyen herkes, o siyaset sonucu toplumdaki dezavantajlı, düzen dışı kalmış her yurttaşın acı çekmesinden yana taraftır.