Ne güzel…
Önce Twitter’daki bütün paylaşımlarını siler sonra da hesabını kapatır! Film çekimleri biter bitmez geri döner; fragmanlar, reklamlar, şakalar, kahkahalar… Sonra da o meşhur alt perdeden, sözde empatik sesiyle birkaç cümle kurar, “neydi o çocuğun adı Deniz miydi.. Severim ben Deniz’i yanlış yaptılar çocuğa.. Ama çocuk da yanlış yapmış” (burda gülüyor) ….
Bakın kimse Cem Yılmaz’dan adliye önünde pankart açmasını, miting meydanlarında slogan atmasını beklemiyor! Beklenen tek şey, mesleğini yaptığı için hedef alınan bir meslektaşına iki cümleyle sahip çıkmasıydı.. Ama belli ki keyfini kaçırmaya değmiyor! Bu toplumun sevgisiyle, ilgisiyle milyon dolarlar kazanacaksın, bütün itibarını bu ülkeden devşireceksin, ama memleketin en temel meselelerinde tek kelime etmeyeceksin! Madem hayat tercihin “apolitik” kalmak, yarın bir gün yaptığın bir şaka yüzünden seni de hedef aldıklarında kimseden yardım beklemeyeceksin! Bu ülkede Müjdat Gezen, Ferhan Şensoy, Levent Kırca, Tarık Akan, Selda Bağcan, Edip Akbayram, Cahit Berkay, Kadir İnanır gibi sanatçılar, bedel ödemeyi göze alarak yaşadılar! Müjdat Gezen hala Silivri’de genç insanların davalarını takip ediyor! Sen ise meslektaşının mesleğini yaptığı için yaşadığı hukuki sürece dair iki cümle kurmaktan bile imtina ediyorsun!
Neden?
Çünkü korkaksın! Çünkü omurgasızsın! Bu omurgasız terimini de kötü algılama, hani solucan, sülük, asalak gibi demek istiyorum! Sadece sen değil; başta Yılmaz Erdogan, Ata Demirer, Şahan Gökbakar, Okan Bayülgen, Beyazıt Öztürk, Hasan Can Kaya…. hepiniz cidden beş para etmeyen, gencecik bi meslektaşlarına destek olmaktan aciz rezalet insanlarsınız!
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde.
Mahkemedeki beyanında ‘kuyu tipi hapishane’yi şöyle anlatmıştı:
“‘Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”
Şimdi Deniz Göktaş da orada!
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#MizahıHapsedemezsiniz
Evren bana insanların gerçek yüzlerini gösteriyor. Ama ben “Hayır, onlar öyle değil” diyorum. Evren ise “Peki, gerizekalı sana bir kez daha göstereyim” diyor….
Ardımdan bir ton iftira attın!
Milyonlarca liramı çaldın!
Elindeki sözleşmemle beni yıllarca çalıştırmadın!
İşimden ekmeğimden ettin, (bir çok sanatçı arkadaşlarım da dahil) hem de sana baba diye güvenmiş adamı! Seda Sayan’a pornocu yakıştırması yaptın! Ekmeğini yediğin insanların kuyusunu kazdın!Yüzlerce sanatçıya attığın iftiraları saymıyorum bile! taciz ettiğin sanatçı kadınlar başka hikaye! Hep sustum yuttum! Hakkımı helal etmiyorum, ateşin bol olsun Erol Köse!
Sera Kadıgil:
"Hiç lafı evirip çevirmeye gerek yok... Bizim artık bir devletimiz yok.
Devlet artık şirketlere, sermayeye, patronlara ait, bakanlar da onları temsil ediyor. Batan geminin malları şeklinde bir yağmaya dönüştü iş."
CEM ÖZER ANLATIYOR ”O” Adamdı..💖
1999’ un Eylül ayıydı, boşanmıştım.
Reklam ajansımdaki ortağımdan kazık yemiş, batmıştım. Televizyonu bırakmıştım.
İftiralarla boğuşuyordum. Savruluyordum.
Telefonum çaldı, tanımadığım numaraydı açmadım.
Mesaj geldi; “Beni ara” .. İsim yoktu.
Aradım. “Benim ben Zeki abin” dedi. “Aramazsın diye ismimi yazmadım” dedi.
Daha once hiç ama hiç konuşmamıştık. Yani özel olarak. Karşılaştıkça saygıdan selam, o kadar.
Sanki akranıymışım, sanki kırk yıllık dostuymuşum, sanki Metin’mişim, sanki Ahmet’mişim, sanki Kandemir’mişim gibi konuştu benle.
“Sen şimdi sıkılıyorsundur, daralıyorsundur, kafan bozuk, bulanıktır, araba gönderiyorum, benim balıkçıya geliyorsun. Adresi mesaj at” dedi kapattı.
Gelen arabada, yeğeni, çocukluk arkadaşım, babası babamın gençlik arkadaşı Mesih Alasya’nın oğlu vardı.
O gece, beni, masadaki balığın yanına yatırdı, çatal bıçakla, ince ince, tüm kılçıklarımı ayıkladı.
Lop et kalana kadar uğraştı benimle.
Hayatı anlattı, hayatını anlattı. İnişleri, yokuşları anlattı.
İnişlerini, çıkışlarını anlattı. Tepeleri, çukurları anlattı.
Kayıp sanılan kazanımlarını, kazanç sanılan kayıpları anlattı. Parayı, parasızlığı anlattı.
İnsana verdiği değeri, bu anlamdaki zenginliği, zenginliğini anlattı.
Parayı tutma gitsin, gerekince gelir dedi, gelir sahibi olmayı anlattı.
Çok borcum vardı, çok borcu vardı, vicdani borçsuzluğu anlattı.
Karides yedik, kalamar yedik, balık yedik, lakerda yedik, hak yememeyi anlattı.
Bir kedi geldi, girdi içeri, bir kaknem müşteri pist dedi, çatal fırlattı, kedi kucağına çıktı abimin, hayvanı anlattı, insanı anlattı.
Yalancı dolma yedik, doğru bildiğinden şaşmayı anlattı.
Bir gün öleceğiz dedik, dilediğince yaşamayı anlattı.
Babamın yeri ayrıdır elbette.
Ama bir Altan Erbulak, Bir Cenk Koray,
Bir de ‘O’ Zeki Alasya yeniden VARETTİ BENİ
İçimdeki ‘Ben’ i görenlerdendi ‘O’.
Tanımadan güvenen, tanımadan sevenlerdendi ‘O’.
Ya da uzaktan bakıp en iyi görenlerdendi ‘O’.
Başlığa ‘adam’ yazdım ama ‘müebbet çocuk’tu O.!
O geceden sonra kırk yıllık dost olmuştuk.
Seni kırıp da en dost görünenleri vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum.
Bekle bizi teker teker geleceğiz yanına, belki yarın, belki yarından da yakın.
Umarım ardımızda senin gibi iyi nefesler verecek insanlar bırakırız.
Kendine iyi bak diyesim var.
Başka bir söz gelmiyor, gelemiyor dilime.
Kusura bakmayın, daha fazla yazamayacağım, gözlerim buğulu, göremiyorum harfleri.
İyisi mi siz,
Zeki Alasya yazın ve altına,
insan olmanın tüm değerlerini sıralayın,💖
sanatı orda kalsın..
#Hayatvefarkındalık
Cem Özer.
FLAŞ...FLAŞ...
Epstein adlı bir şeytan tarafından yönetilen ve küçük yaştaki kızlarla en iğrenç ilişkilerin serbest olduğu bir ada düşünün.
Naom Chomski’den Clinton'a, Trump’a, İngiliz kraliyet ailesinden, Suudi hanedanına kadar bir yığın ünlü, orada her türlü sapkınlığı bilip yaşamış.
Şimdi düzen kalmaz, her şey yıkılır korkusu yayarak bu insanlık suçlarını kapatmak istiyorlar.
İstediklerini gerçekleştirecek güçleri ve paraları var.
Asıl soru ise halklar ne yapacak?
Bu düzen böyle mi gidecek?
Çünkü bu iğrençliği temizlerse halklar temizler.
***
Geçmişte Türkiye'de de Epstein Adasına benzer bir yer vardı.
Orada da yaşı küçük kızlar zorla, işkenceyle bekâretlerini Ortadoğulu petro dolar zenginlerine teslim ediyorlardı.
Ama bir televizyon habercisi çıktı ve ölümü göze alarak oradaki kanunsuzluk bayrağını bir daha asla çekilmemek üzere indirmeyi başardı.
Gerilim ve korku filmlerine taş çıkaracak bu olay, çok yakında
@halktvcomtr 'nin YouTube kanalında...